Geçtiğimiz hafta “banner’lar ölüyor mu?” demiştik. Dikkati dağıtmamak adına aynı konu başlığı altında ilerlemek istedim. Bu yazıda klasik internet reklamcılığında “performans” konusunu ele alıp nasıl daha efektif banner’lar yapabileceğimizi konuşacağız ve bu prensiplerin bilimsel temellerinden bahsedeceğiz.

1. Mecra renkleri banner’a göre şekillenmeli

Reklam kampanyası ile eşzamanlı olarak eğer mümkünse mecranın renkleri kampanya’ya göre şekillenmeli. Bu kullanıcı algısını kuvvetlendirdiği gibi CTR oranlarını da arttırmaya yardımcı olacaktır. Türkiye’de bu çalışmaya en iyi örnek ekşisözlük tema ürünü olabilir.

2. Hareketli olmalı

Banner tıpkı bir kısa film gibi senaryo ile tasarlanmalı ve anlatmak zorunda olduğu hikayeyi en doğru şekilde anlatmak için bu gerekli. Üstelik bunu çok çabuk yapmalısınız. Rich media uygulamaları bu noktada banner performanslarını arttırmak için kullanılabilir. Kitleyi farklı etkileşimlere dahil ederek kampanyayı anlatmak için fazladan yer kazanabiliriz.

3. Bir kitleyi, bir zümreyi “harekete” davet etmeli

Reklam kampanyası kitleyi bir şekilde harekete geçirmeli ve insanların harekete geçmesi için gerekli havuçları barındırmalı. Cinsiyet, topluluk veya lokasyon isimleriyle bir topluluğu harekete çağırmak kişi üzerinde de etkili olabilir.

4. Bedava birşeyler önerebilir

Bedava çekicidir. Bunun en yeni örneği yakın zamanda iPhone’lar üzerinde bir salgın gibi yayılan viber olabilir. Sık sık kurgulanan yarışmalar ve ödüller bu noktada yardımcı olabilir. Son zamanların gözde elektronik ürünü iPad’i hediye olarak veren reklam kampanyalarında etkileyici rakamlar yakalandığını biliyoruz.

5. İnsanların alıştığı kurumsal görseller olmamalı

İnsanların kalıp haline gelmiş logolara ve sloganlara bir çeşit defans mekanizması geliştirdiğine inanıyorum. O yüzden eğer kampanya tasarlarken ilk önceliğiniz marka görünürlüğü değil performans ise markalamadan kaçınmak, hikayeyi daha yalın bir dille anlatmak çözüm olabilir.

6. Asla bir kampanya için tek bir banner çalışılmamalı

Bir önceki başlıkta bahsettiğim “kitlenin tepkilerinde azalma” durumuna karşın farklı görsellerle kampanya yürütülmeli ve hedefe ulaşma yüzdesi minimal bir % dahi olsa arttırılmalı.

7. Pazarı doğru hedeflemeli

Yalnızca kampanya görseli değil elbette kampanyayı nerede yayınlandığınız da çok önemli. Bu noktada büyük network’ler yayıncıları sınıflandırmış, hedefleme noktasında daha önce best-practise geliştirmiş kurumlardır. Onların yardımına başvurmak pek çok zaman faydalı sonuç doğurabilir.

8. Lokasyon artık herşeyden önemli

Türkiye’de hala şehir hedeflemenin çok mümkün olmadığı konuşulsa da bu en önemli noktalardan biri. Kısmen gelir seviyesi, eğitim seviyesi ve kullanıcı alışkanlıklarını şehir bazlı ön-görmek mümkün olabilir. Bu da markanız ve reklam kampanyanızla hedef kitlenizin “tam uyum” yakalamasını sağlar.

9. Evet! Ne kadar büyük o kadar iyi fakat aynı zamanda ne kadar az o kadar iyi.

Ne kadar büyük reklam alanı kullanıyorsanız o kadar iyi ancak yukarıda da değindiğimiz gibi hedefiniz doğrultusunda ne kadar az ve net konuşuyorsanız hedefe o kadar yakınsınız demektir. Unutmayın, yorucu bir iş günü sonrası kahvesini alıp keyifle blog okuyan birine çok fazla şey anlatmamalısınız. Bir fayda yaratıyor olabilirsiniz ama bunu hedefe net görsellerle ve net cümlelerle anlatıp şansınızı denemelisiniz. Bu noktada “fırsat, hemen tıkla” gibi ifadelerin iritasyon seviyesinin çok yüksek olduğunu düşündüğümü söylemeliyim.

Sorularınız ve tecrübelerinizle bu konuyu zenginleştirebiliriz.

Her zamanki gibi yazımı comTalks’un bu hafta siz değerli okurlarına neler sunduğunun kısa bir listesiyle bitiriyorum.

İyi haftasonları dilerim.