Ekonomik küreselleşme tüm dünyanın ekonomik düzenini değiştirdi. Bir yandan yeni fırsatlar sunarken, diğer yandan yeni mücadele alanları yarattı. Rekabet edebilmek için AB’nin daha yaratıcı olması, tüketici ihtiyaçlarına daha etkili cevaplar sunabilmesi, küresel ve çevresel sorunlarla mücadele edebilmesi için daha yenilikçi olması gerekiyor.

AB, 2000 yılında benimsediği Lizbon Stratejisi kapsamında, 2010 yılında Japonya ve ABD’yi de geride bırakarak, dünyanın en rekabetçi ekonomisi olmayı hedefliyordu. Lizbon Stratejisi, ekonomik büyümenin temel unsurunu ise inovasyon olarak tanımlamıştı. 2010 yılına bir sene kaldı. Avrupa Komisyonu tarafından yayınlanan son rapor ise, AB’nin inovasyon konusunda hala ABD ve Japonya’nın gerisinde kaldığını ortaya koyuyor.

Komisyon tarafından 22 Ocak tarihinde yayınlanan son araştırma, AB’nin 27 üyesinde bilim ve mühendislik bölümlerinden mezun olanların sayısının arttığını, internet kullanımının yaygınlaştığını ve inovasyona harcanan özel sermaye oranının yükseldiğini ortaya koyuyor. Raporda dikkat çekilen olumsuz gelişme ise, AB şirketlerinde AR-GE yatırımlarının durduğu, şirketlerin büyümesi için gerekli olan eğitim ve yeni ekipman yatırımlarının ise düştüğü.

Raporda altı çizilen bir diğer önemli nokta da, AB’nin ABD ile arasındaki inovasyon açığını kapatma hızının oldukça yavaşlamış olması. 2005 yılında ABD’nin inovasyon performansı AB’den yüzde 40 oranla daha iyi bir konumdayken, bu fark 2006 yılında yüzde 33’e, 2007 yılında yüzde 29’a geriledi. 2008 yılında ise AB aradaki farkı sadece yüzde 1 oranında geri çekerek yüzde 28’e indirebildi.

2010 yılında dünyanın en rekabetçi bilgi ekonomisi olmayı, GSMH’nin yüzde 3’ünü AR-GE yatırımlarına ayırmayı hedefleyen AB, 2010 yılına gelindiğinde GSMH’sinin sadece yüzde 2.84’ünü AR-GE’ye ayırabiliyor. ABD’de ise bu oran GSMH’nin 3.78’ine ulaşıyor.

İsveç, Finlandiya, Almanya, Danimarka ve İngiltere “inovasyon liderleri” Ama aradan hızla sıyrılacak bir ülke var? Kim dersiniz? Elbette Çin…

Öte yandan AB genelinde ülkelerin inovasyon performansları da farklılık gösteriyor. 2010 Avrupa İnovasyon Göstergeleri (European Inovation Scoreboard-EIS) AB-27 genelinde son beş yıldır inovasyon performansındaki artışın yüzde 2.3 oranında olduğunu ortaya koyuyor. Bu gelişmenin başlıca motorları, inovasyon performansında yüzde 4 oranında artış gerçekleşen insan kaynakları sektörü; yüzde 7.1 artışa sahip finans ve destek sektörü olarak ön plana çıkıyor.

EIS verilerine göre AB’nin güçlü olduğu alanlar geçlerin eğitimi, kamu Ar-Ge harcamaları, BT harcamaları, bilgi yoğun hizmetler, ileri teknoloji ürünlerinin ithalatı. AB’nin güçsüz olduğu konuların başında ise KOBİ’ler arası yenilikçi işbirliği, hayat boyu eğitim geliyor.

Bu göstergeler doğrultusunda İsveç, Finlandiya, Almanya, Danimarka ve İngiltere “inovasyon liderleri” olarak değerlendiriliyor. Bu ülkelerin inovasyon performansı AB ortalamasının çok üzerinde. Bu ülkeler arasında inovasyon performansını en hızlı gerçekleştiren ülke Almanya. İnovasyon alanında en ağır davranan ülke ise Danimarka.

Avusturya, İrlanda, Lüksemburg, Belçika, Fransa ve Hollanda, “İnovasyonu Takip edenler” olarak tanımlanıyor. Bu ülkelerin inovasyon performansları, İnovasyon Liderleri’nden daha düşük, fakat AB ortalamasının üzerinde. Grup içinde inovasyon performansı en hızlı gelişen ülke İrlanda. İkinci sırada ise Avusturya geliyor.

Kıbrıs, Estonya, Slovenya, Çek Cumhuriyeti, İspanya, Portekiz, Yunanistan ve İtalya, “Orta Derece Yenilikçiler” olarak sıralanıyor. Bu ülkelerin inovasyon performansı AB ortalamasının altında bulunuyor. Grup içinde inovasyon performansı en hızlı gelişen ülke Kıbrıs. Kıbrıs’ı Portekiz izliyor. İspanya ve İtalya’nın performanslarında ise bir gelişme söz konusu değil.

Malta, Macaristan, Slovakya, Polonya, Litvanya, Letonya ve Bulgaristan ise inovasyon konusunda AB ortalamasının çok altına performans gösteren “İnovasyonu Yakalayan” ülkeler arasında sıralanıyor. Bu ülkeler arasında performanslarını en hızlı geliştirenler Bulgaristan ve Romanya.

2010 Avrupa İnovasyon Göstergeleri, AB’nin inovasyon konusunda özellikle dört alanda ABD ve Japonya’nın gerisinde kaldığını ortaya koyuyor. Bunlar, uluslararası patentler; kamu-özel sektör bağlantıları; araştırmacı sayıları ve iş dünyasının AR-GE harcamaları.

2010 Küresel İnovasyon Göstergeleri ise, Avrupa Birliği ülkelerinin genel inovasyon performansında Çin, Hindistan ve Brezilya gibi gelişmekte olan ekonomileri geride bıraktığını ortaya koyuyor.

Türkiye inovasyonda son sıralarda, fakat gelişim hızı ortalamanın üzerinde

EIS verilerine göre Türkiye, Malta, Macaristan, Slovakya, Polonya, Litvanya, Letonya ve Bulgaristan gibi, inovasyon performansı AB-27 ortalamasının çok altında yer alan ülkeler arasında. Fakat Türkiye’nin diğer ülkelerden farkı, inovasyon performansındaki gelişme hızının 27 AB üyesinden daha yüksek olması. Ülkenin ortalama performansı ile kıyaslandığında, inovasyonun en güçlü olduğu alanlar finans ve destek hizmetleri, inovasyonun ekonomik etkileri olarak ön plana çıkıyor. En zayıf noktalar ise insan kaynakları ve şirketlerin inovasyon yatırımları. Özellikle insan kaynaklarında Türkiye’nin performansı sıfıra yakın bir düzeyde.

Türkiye’de son beş yıl içinde, özel kredilerin yüzde 18.9; iş dünyasında Ar-Ge harcamalarının yüzde 17.5; teknoloji harcamalarının yüzde 19.8 ve bilgi yoğun hizmet ihracatının yüzde 31 oranında büyümesinin sonucu olarak, inovasyon performansındaki gelişimin en önemli motoru finans ve destek hizmetleri ve şirket yatırımları oldu.

Bu arada Türkiye’nin Ar-Ge yatırımları GSMH’nin sadece yüzde 1.6’sına denk geliyor. Ar-Ge harcamalarının yüzde 65’i devlet, yüzde 35’i ise özel sektör tarafından yapılıyor. Umuyorum-ki 2011 yılı itibariyle bu yüzdelik oranlar özel sektör tarafında daha yüksek bir seviyeye ulaşacaktır. Ama öncelikle sektördeki yasal düzenlemelerin daha iyi bir noktalara getirilmesiyle mümkün olacağınıda vurgulamak isterim.

Sevgilerle.