Aylık Yazı Arşivi : Şubat 2011

Türkiye IT Pazarı Hızlı Yükselişini Sürdürüyor

Değerli okuyucular, takip ettiğiniz üzere comTalks’da Türkiye Bilişim sektörü hakkında hep yazılım, internet ve hizmet odaklı çalışmalarımız ile ülkemizde neler olup bitiyor olduğunu gözlemledik. Ama bu kez yazılımlara, internet kullanımına ve iş gücü potansiyelini arttıran asıl temel oyunculara göz atmaya geldi. Donanım hizmetleri ve ürünleri pazarında geçtiğimiz 2010 yılı sektörde nasıl yaşandı bunlara bakmamızda fayda olacağını düşünüyorum.

Öncelikle, Türkiye’de iletişim teknolojileri (IT) pazarı, 2010 yılında adet bazında yüzde 2,6, ciro bazında da yüzde 5,2 oranında büyüme kaydetmiş durumda.

Bu rakamsal analizleri GfK Türkiye araştırma şirketinin Retail and Technology ekibi tarafından hazırlanan “dizüstü bilgisayarlar, masaüstü bilgisayarlar, monitörler, yazıcılar (çok fonksiyonlu, tek fonksiyonlu), klavye, mouse ve web kameraları” kapsayan Türkiye 2010 İletişim Teknolojileri Sektör Raporu”na göre yorumluyorum. Sektör, geçen yılın ikinci yarısında okul kapanışları, açılışları gibi sezonsal etkiler ve çeşitli kampanyalarla yükselişe geçmiş olduğunu belirteyim.

IT perakende pazarında adet olarak geçen seneye göre yüzde 2,6 büyüme elde edilmiş. Sektör dolar bazında ciro olarak da yüzde 5,2 büyüme yakalandı. Sektörün lokomotif ürünü olan dizüstü bilgisayarların payı da yüzde 58′den yüzde 62′ye yükseldi. Buna karşın masaüstü bilgisayarların payı ise yüzde 38′den yüzde 30′a geriledi.

Bilgisayarlar: Masaüstü ve Taşınabilir Cihazlar;

Genel olarak IT sektörü incelendiğinde 2010 yılında en büyük artış, dizüstü bilgisayarlar ve mouselarda gerçekleşti. Dizüstü bilgisayarlar bir önceki yıla göre adet olarak yüzde 17,2, dolar bazında ciro olarak ise yüzde 13 artış gerçekleşti. Dizüstü bilgisayarlar ciro olarak yaklaşık yüzde 62 payla sektörün parlayan yıldızı oldu. Dizüstü bilgisayarların büyümesinde özellikle “netbook” segmenti etkili oldu. Mobilitenin öneminin artması ve cazip fiyatlar, dizüstü bilgisayarların satışını giderek artırdı.

Teknolojik dönüşüm, dizüstü bilgisayar lehine işlerken, masaüstü bilgisayarlar da aynı ölçüde küçüldü. Masaüstü bilgisayar satışlarında geçen seneye göre yüzde 18′lik adet, yüzde 8,6′lık ciro düşüşleri kaydedildi. Türkiye’de 2010 yılında toplam masaüstü satışlarının yüzde 37′sini toplama bilgisayarlar oluşturdu.

Netbooklar haricindeki “notebook” grubu geçen seneye göre yüzde 9 büyürken, netbooklarda yüzde 72 büyüme gerçekleşti. 2010 yılında pazarda satılan her bilgisayarın 30′u masaüstü, 56′sı notebook, 14′ü ise netbook oldu. Raporda, Türkiye’nin 2010 sonunda yeni yeni parlamaya başlayan tablet PC’lerin 2011′in yıldız ürünü olacağının gözüktüğü bildirildi.

Donanım Ürünleri ile Monitör ve Yazıcıların Durumu

Masaüstü bilgisayarlar satışlarındaki aşağı yönlü trend monitör pazarını da etkilemiş. Bilgisayarlar kadar hızlı düşüş yaşamasa da, monitör pazarı bir önceki seneye göre adet olarak yüzde yüzde 8 ciro olarak da yaklaşık yüzde 11 düşüş gösterdi.

Yazıcılar pazarında da tek fonksiyonlu inkjet yazıcıların yerine çok fonksiyonlular tercih edilmeye başlandı. Tek fonksiyonlu inkjet yazıcılar, hem adet hem de ciro olarak yüzde 40 gibi yüksek bir düşüş gösterdi. Çevre birimleri ürünlerinde adet ve ciro olarak en çok büyüyen ürün grubu mouselar oldu.

Mouselarda adet olarak yüzde 17,4, ciro olarak yüzde 22 büyüyen artış yaşandı. Ciro artışında, kablosuz ürünlerin payının artması oldu. Fiyatları daha cazip hale gelen kablosuz mouselar, pazarda giderek daha çok tercih edilmeye başlandı.

Klavyelerde ise pazar adet olarak geçen seneye göre çok değişim göstermedi ancak ciro anlamda bir artış yaşandı. Web kameralar geçen seneye göre hem adet hem de ciro anlamda en çok kan kaybeden ürün oldu.

İşte değerli okuyucular, Bilişim Teknolojileri sayesinde engin bir küresel pazar önümüzdedir, Çünkü; artık katma değer katan son kullanıcıların yazılımda, donanımda hizmet sunulacak alanları yarattığı için global ölçekli reel ekonomiye, hedeflerine hizmet edecek etki yaratma potansiyeli olan alanlara yönelmekle mümkün. Hedefimizde, istihdam, ihracat ve entellektüel sermaye birikimi mutlak olmalıdır.

Tüm comTalks okuyucularına güzel verimli ve keyifli bir hafta diliyorum. Sevgilerle…

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri, Özel içerisinde , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

Sanal Mobil Operatör

Herfindahl-Hirschman indeksi (HHI), herhangi bir endüstrideki rekabeti/yoğunlaşma miktarını ifade etmek için kullanılan bir terim. Pazar yoğunlaşması, ekonomik kaynaklar ve faaliyetler toplamının az sayıda firmanın elinde olmasıdır. Rekabet ile yoğunlaşma arasında ters orantı vardır. HHI’ni hesaplamak için piyasadaki oyuncuların pazar paylarının kareleri toplanarak  0 ile 1 arasındaki bir değere ulaşılır. HHI büyüdükçe rekabet seviyesinde azalmayı, yoğunlaşmada ise artışı işaret ediyor.  Bir piyasada çok sayıda firma, hemen hemen eşit pazar paylarına sahip olduğunda HHI 0′a yakınsar.

Türkiye mobil operator pazarında 2010 4.çeyrek itibariyle abone sayılarına göre pazar payları Turkcell’in %54,19, Vodafone’un %27,01, Avea’nın ise %18,80 oldu. (Kaynak: BTK 2010 Q4 raporu)

Bu rakamlara göre ;
HHI = (0.542)² + (0.27)² + (0.188)² = 0,402 olarak bulunuyor.  HHI, değeri belli bir eşik değerin üzerine çıktığında ekonomistler pazarda yüksek yoğunlaşma (high concentration) olduğunu değerlendiriyorlar. Amerikan yasalarına göre HHI değeri 0,18′in üzerinde olduğunda, rekabetçi olmayan oligopolcü bir pazar yapısından bahsedilmektedir.

Türkiye mobil iletişim piyasası bu çerçevede değerlendirildiğinde rekabetçi bir piyasa olarak görülmüyor. Eğer pazarda daha fazla sayıda operatör olsaydı ve pazar payları arasındaki farklar daha az olsaydı rekabetçi bir piyasadan bahsedilebilirdi.(Ör.: Mahallede kurulan pazar) Oligopolcü bu piyasada yeni bir GSM altyapısı kurmak, yasal lisans almak, yerel piyasa şartlarına uyum sağlamanın zorlukları nedeniyle giriş bariyerleri çok yüksek. Geçtiğimiz günlerde 17. yılını kutlayan Turkcell’in başını çektiği bu piyasadaki  giriş bariyerlerini aşmak için firmaların artık yeni bir umudu var. İngilizce adıyla MVNO(Mobile Virtual Network Operator) olarak geçen ve Türkçeye “sanal mobil operatorlük” olarak çevrilebilecek bu yeni kavram ile kendi baz istasyon ve altyapı ağı olmayan firmalar da mevcut operatörler üzerinden mobil iletişim hizmetlerini sunabilecek.

Mevcut marka bilinilirliliği ile müşteri tabanına yeni servisler sunarak, müşterilerinin cüzdanlarından aldığı payı artırmak, sinerji yaratmak isteyen, mevcut dağıtım kanallarını kaldıraç olarak kullanmak isteyen parekandeciler (Migros, Boyner, Koçtaş, Tekin Acar vb.), telekom operatörleri (Biri, Digiturk vb.), hızlı tüketim malları sektöründekiler (PG, Coca-Cola, Efes Pilsen vb.) belki de havayolu şirketleri (Pegasus, Atlasjet vb.) bugünlerde bu yeni oyuna dahil olmak için strateji geliştirmekle meşgul olabilirler.

Bu alanda operasyona ilk soyunan TTNET Mobil oldu. Tahmin edilebileceği gibi Avea altyapısını kullanan bu yeni servisin müşterilerine, abonelik işlemleri, aktivasyon, faturalandırma, çağrı merkezi gibi hizmetleri TTNET tarafından sağlanıyor. TTNET, ADSL, 3G, sabit ses, Tivibu gibi servislerine mobil hizmeti de ekleyerek rekabetçi fiyatlarla bir paket haline getirip mevcut müşterilerinin tüm iletişim ihtiyaçlarını karşılamayı hedefliyor. Diğer aday oyuncuların da, bu yeni hizmet ile müşteri bağlılığını artırmak, yeni müşteri kazanmak ve tabiatıyla gelirlerini ve karlılığını artırmak temel hedefi.

Sanal operatör olarak faaliyete geçmeyi kurgulayan firmaların işi aslında çok da kolay değil. Öncelikle BTK’dan gerekli izni alınması ve mevcut operatörlerden biriyle el sıkışılması gerekiyor. Bunu yaparken de onlara yeni bir rakip değil, şimdiye kadar ulaşılmamış segmentleri hedefleyecek ve ölçek ekonomisinden faydalanmalarına yardımcı olacak bir ortak olduklarına inandırmak zorundalar. Sonuç olarak, yeni sanal mobil operatörlerin girişiyle sektördeki rekabetin, hizmet çeşitliliği ve kalitesinin artması beklenebilir.

Turkcell, geçtiğimiz günlerde ”Yaşasın Hanımlar“ın lansmanını yaptı. Ev hanımlarını hedefleyen, ekonomik fiyatlar ve özel servisler sunmaya aday bu servis, aslında tam da muhtemel bir sanal operatöre (ör.: BiM A.Ş.) göre değil miydi ?

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri içerisinde yazılmıştır. 4 Yorum

Veri, para mıdır?

Başlık aslında yeterince açık fakat biraz daha detaya inmek gerektiğini düşünüyorum. Geçtiğimiz Çarşamba günü O’Reilly Radar’da rastladığım bir söylem bu. Sahip olduğumuz verinin günlük alışverişimizde kullandığımız bir para birimine dönüşme eğiliminden bahsediyor.

Gezinirken ilgimi çekti ve cidden değerli bir söylem olduğunu düşündüğüm için siz kıymetli comTalks okurlarıyla paylaşmaya karar verdim.

Farkında mısınız? Bugün ilişkimiz olan tüm servislere kişisel veya kurumsal verilerimizi en amiyane tabirle “satıyoruz”. Amacımız kiminde iş çevremizle iletişimimizi güçlendirmek, kiminde arkadaşlarımızla iletişimi koparmamak, kiminde daha hızlı haber almak ve kimindede uygun fiyatla “ayrıcalıklı” olarak istediğimiz ürüne sahip olmak.

Peki kimlere mi “satıyoruz” verilerimizi? Twitter, Linkedin, Google, Facebook, Foursquare ve hatta Markafoni, Limango, Trendyol gibi alışveriş kulüplerine ve servislere.

Elbette internet ekosistemi dediğimiz yapının güzel yanı bu. Hepimiz verilerimizi paylaşma tercihine sahibiz ve çokça seçeneğimiz var. Bana göre büyük resme baktığımızda kaçırdığımız tek nokta nerede ne kadar veri paylaştığımız yani “sattığımız”. Ne yazık ki bunu pek çoğumuz göremiyoruz. Sanırım kısa kısa örnekleyerek değinmek, istdiğim noktayı göstermenin en kolay yolu.

Neleri mi paylaşıyoruz?

Aşağıdaki verilerin tamamı ticari istikballeri adına, kullandığımız servislerin ve kulüplerin kullanımına açtığımız ve bazıları -ne yazık ki- hiç birimizin okumadığı o “kullanım sözleşmesi”nde yer alan kıymetli verilerdir.

  • Arkadaşlarımızın profili.
  • Akrabalarımızın profili.
  • Nerelerde yaşadığımız.
  • Ortalama gelir seviyemiz.
  • Siyasi ve dini görüşlerimiz.
  • Ne yediğimiz.
  • Ne aradığımız.
  • Ne konuştuğumuz.
  • Nerelerde çalıştığımız.
  • Çevremizdeki insanların mevkileri.
  • Hangi arkadaşlarımızı daha çok sevdiğimiz.
  • Neleri satın alıp neleri beğendiğimiz.
  • Aşklarımız.
  • İnternette nerelerde gezdiğimiz.
  • Ne tür medya tükettiğimiz. (Film, Fotoğraf, Klip, Müzik, Dijital Döküman vs.)

Şimdi yazının başında yaptığım “alışveriş” benzetmesini anımsayın lütfen. Verecek çokta fazla birşeyimiz kalmadığını göreceksiniz. Biz elimizdeki tüm sermayeyi çeşitli markalara dağıtmışken sözü geçen “milyar” dolarların hayretle karşılanmaması gerektiğini düşünüyorum.

Gelelim işin profesyonel kısmına; Elbette özellikle reklam dünyasında ne kadar derin hedefleme yapabiliyorsanız o kadar kârlı olma potansiyeli barındırıyorsunuz demektir fakat arzum internet kullanıcılarının bunun bilincinde olması.

comTalks’ta sizlerle olmaya devam edeceğiz. Bu haftanın siz okurlarımıza neler sunduğunun kısa bir listesiyle birlikteliğimizi noktalıyorum. Unutmadan bir müjde verelim; comTalks’ta birlikte yarattığımız konsepti geliştiriyoruz. Çok yakında yeni tasarımımız kullanıma hazır olacak. Siz zaten biliyorsunuz ki; burada gelecek, bugünden.

Fotoğraf: Kaynak

  • Pinle
Online Reklam, Özel, Pazarlama içerisinde , , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 5 Yorum

Facebook 2010 İnfograf

Geçen haftaki yazımda Google’ın yeni servisini sizlere tanıtmıştım. Bu hafta ise Facebook 2010 yılı infografını sizlerle paylaşıyorum:

  • Pinle
Sosyal Medya içerisinde yazılmıştır. Yorum yap

Sosyal Oyunlarda Bayan “Ağırlığı”

Mobil analiz şirketi Flurry’nin yaptığı bir araştırmada bayanların erkeklere göre sosyal oyunlarda daha çok vakit geçirdiği bildirildi. Bayanların en çok oynadığı oyunların başında ise Farmville, Plants ve Zombies geliyor.

Araştırmaya göre Mobil oyunlarda oyuncuların %53′ünü, “geleneksel” oyunlarda ise %40′ını bayanların oluşturduğu belirtiliyor.

Yine araştırmaya göre bayan oyuncuların yaş aralığı erkeklere göre daha yüksek. Erkeklerin ağırlıkta olduğu yaş aralığı 18-24 iken, bayanların ağırlıkta olduğu yaş aralığı 26-65 olarak kayıtlara geçiyor.

Aşağıdaki tabloda yaş aralığını detaylıca inceliyebilirsiniz.

Flurry’nin yaptığı bir diğer açıklamaya göre toplamda 250 Milyon’dan fazla Apple iOS ve Google Android işletim sistemlerini kullanan mobil cihazlar var ve hergün 750.000 adet yeni kayıt yapılıyor. Bu mobil cihazlardan günde 26 Milyon kişi sosyal oyunlarda ortalama 25 dakika vakit geçiriyor.

Türkiye’de de yavaş yavaş büyüyen bu sektör bakalım bize neler gösterecek.

  • Pinle
Özel, Sosyal Oyunlar içerisinde , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 1 Yorum

Bilginin Yayılımı ve Sosyal Medya

Bilginin yayılım hızında en büyük etkenin iletişim kanalı olduğunu düşünüyorum. Burada “bilgi“ derken bir “yenilik”ten söz ettiğimizi düşünelim.

Eskiden bir yeniliği gazetelerden, dergilerden öğrenirdik. Fakat gazeteler bize birgün önceki haberleri verirler, yani eski habreler, eski bilgiler! Dergiler ise haftalık veya aylık olduğu için zaten eski haberleri iletirdi. Yani bir yenilikten haberdar olma süremiz günlerle belirleniyordu.

Radyo ve televizyonlar yaygınlaştıktan sonra bilginin yayılım hızında gözle görülür bir değişim meydana geldi. Ülkemizde, hatta farklı ülkelerde olan bir yeniliği aynı gün içinde öğrenebiliyorduk. Her ne kadar hızlı görünse de bu yeniliğin kanala ulaşma süresi, bunun hazırlanışı ve sunum süresini düşününce saatler geçmiş oluyordu. Bu sürenin dışında televizyon ve radyo bize her şeyi tam anlamıyla veremiyordu çünkü “zaman” kısıtlaması vardı. Belli saatler arasında belirli şeyleri hızlıca vermek zorundaydı.

Sonra İnternet diye bir şey icat edildi. Hızla yayılmaya başladı, daha önce hiç bir şey bu kadar hızlı yayılmamıştı. Yayıldıkça kullanıcılarına sağladığı bilgiler de sınırsız bir hal aldı.  Google neredeyse internet üzerinde yayınlanan her bilgiyi depoladı ve bizlere sundu. (Aramayı bilene!) Bununla yetinmedi geçmişe de el atmaya başladı. Eksi gazeteleri, dergi ve kitapları tarayarak arşivlemeye başladı. Bu sayede sadece yeni bilgiye değil çok eski bilgilere de rahatlıkla ulaşabilir olduk. Bunun için bilmemiz gereken tek bir şey vardı. O da “Ne istiyorum?” sorusunun cevabı.Bu sorunun cevabını bilenler için bilgiye ulaşmak artık hiç zor değildi. Ama bu da yetmedi!

“Arama” yapmak zorundaydık, o kadar çok bilgi, yenilik vardı ki en güncel olanına ulaşamıyorduk, kaçırıyoruduk. Bilgi bolluğu içinde boğulur hale gelmiştik. İşte tam o sırada “sosyal medya” dediğimiz olgu oluşmaya başladı. Artık içeriğimizi kendimiz üretiyor, üretilen içerikleri anlık olarak takip edebiliyorduk. Dünyanın gündemini twitter’dan takip edebiliyor, o konu hakkında paylaşılanları Facebook aracılığı ile takip edebiliyor, yorumlayabiliyorduk. Arkadaşlarımız, yakın çevremiz ne düşünüyor, ne yapıyor öğrenebiliyorduk. Hatta henüz üretim aşamasında olan bir teknolojiye bile ulaşabiliyorduk, çünkü insanlar paylaşmak istiyordu. Bunu engellemek mümkün değildi.

Sosyal medya sayesinde bilgiye ulaşmak o kadar hızlandı ki dünya ile aynı anda, kullanamıyor olsak bile, bir konu veya ürün hakkında fikir yürütebiliyoruz. İnsanlarda doğuştan var olan merak ve paylaşım duygusu her şeyi değiştirdi. Daha önce yanımızdaki arkadaşımıza anlattıklarımızı, paylaştıklarımızı artık tüm dünya ile paylaşır hale geldik, çünkü bildiğimizi herkesin bilmesini istiyoruz.

Çok güncel bir örnek verecek olursak Aref Ghafouri isimli ilüzyonist 20 Şubat gecesi Yetenek Sizsiniz isimli programda bir gösteri yaptı ve izleyenleri şaşırttı. Yapılanın bir gösteri olduğunu herkes biliyordu ama yinede nasıl yapıldığı merak konusuydu.İşin kötü yanı nasıl yapıldığı ile ilgili bir çok kişinin en ufak bir fikri yoktu. Aynı gece, birkaç saat içerisinde, Facebook’da ve Youtube’da yapılan gösteriye yönelik bilgi verici videolar yayılmaya başladı. Gösterinin ince noktalarını yakalayan onlarca kişi bunu paylaşma gereği hissetti ve meraklıları için bulduklarını paylaştı. Bir çok kişi bilgilendi bir o kadar kişi de güldü geçti.

Burada anlatmak istediğim şu, bilgiye ulaşmak artık çok hızlı. O kadar hızlandı ki aynı gün içinde birden fazla “önemli” gündem konusu olabiliyor, bir çok kişi bunları kaçıyor, bazıları günler sonra konu ile ilgili bilgi sahibi olabiliyor, en kötüsü de bazı kişilerin bu olanlardan hiç bir zaman haberi olmuyor!

Gündemi yakalamak ve yenilikleri takip edebilmek için sosyal medyayı daha aktif kullanmak zorundayız. Devir öyle değişti ki artık bilgiye gitmemize gerek kalmıyor, gerçekten önemli ise o zaten bizi buluyor! Yeter ki takip edebilelim…

  • Pinle
Sosyal Medya içerisinde , , , etiketleriyle yazılmıştır. 4 Yorum

Dijital Teknolojilerin Dönüşümsel Gücü ile Türkiye Bilişim Sektörü

Dünyada bilgi teknolojilerinin yapısı her on yılda bir gerçekleşen bir mega dalga ile değişiyor ve dünyayı da değiştiriyor. Diğer taraftan dünya ekonomileri yeni normal denilen düzene alışmaya çalışıyor.

Pek çok teknoloji düşünürü, son bir yıl içerisinde var olan dalgalar ile sektör de “Bulut Bilişim ve Mobil Teknolojiler” dedi ve bu alanlar, yeni on yılın mega dalgası olarak ön plana çıktı. Peki, 2010’un en fazla konuşulan konuları arasında yer alan ve bu yıl da tartışılacak olan web’in bu büyük dalgasının, mevcut iş süreçlerine önemli değişiklikler getireceği gerçeğine siz ne kadar hazırsınız?

Dünya'da Bilişim Sektörü'nün İş Gücü Potansiyeli

Bulut Bilişim, PC devriminin 27 yıl önce başlattığını tamamlamaya, müşteri ve sunucu arasında, daha önce mümkün olmayan eşit bir ilişki yaratmaya geldi. Bulut kullanıcısı, ister bir birey, ister bir şirket olsun, internet üzerinden çok ucuza, bir bilgi işlem altyapısı kiralayarak daha önce yapamadıkları işleri hızla yapabiliyor.

Aslında, daha yoğun bir dijital kültüre doğru bu engellenemez değişim karşısında şirketlerin nasıl konumlanacağını bilmeleri, bugünün en akıllıca iş hamleleri arasında gösteriliyor. Buluttaki gelişmelerden haberdar olmak ve olası dönüşümün nasıl olacağını kavramak, yeni çağda ayakta kalma stratejilerinin başında geliyor.

2011′e yönelik pazar hedeflerini gerçekleştirebilmek için dünyada da yaşanacak olan mobil iletişim rüzgarını yakalamak gerektiğine inanıyorum. Ülkemizde, 3G rüzgarı yılın neredeyse sadece ikinci yarısında yaşanmış olmasına rağmen tüm sektörler bundan etkilendi. Daha da etkilenmeye devam edecek. Ayrıca inovasyona dayalı projeler desteklenmeli, savunma sektörü odaklı projeler daha fazla yerli katkıyla ya da yerli sistem entegratörleri öncülüğünde gerçekleştirilmelidir.

Resmi Gazete’de yayınlanan, hükümetin 2011 yılı politika önceliklerini belirlediği “Ekonomi Programı”nda telekomünikasyon ve bilgi teknolojileri pazarının 2010 yılına göre yüzde 25 oranında büyüyeceği; telekomünikasyon pazarının 26,5 milyar dolar, BT pazarının ise 10,5 milyar dolara ulaşacağı öngörüldü.

Bu hedeflerin gerçekleşmesi ve bu yolda yapılması konusundaki görüşümüz iyimser durumda. Elbette, bu hedeflere rahatlıkla ulaşılabilir. Çünkü Türkiye henüz teknolojiyi her sektörde ve her ölçekte etkin bir şekilde kullanabilir hale gelmiş bir ülke değil. Bilişim sektörünün Türkiye’deki büyüme potansiyeli, diğer hiçbir sektörde olmadığı kadar yüksektir.

Bu nedenle de bu büyüme rakamları Türkiye’nin potansiyeli ve GDP’si göz önüne alındığında çok da yüksek değildir. Türkiye’de bilişim teknolojileri pazarının büyüklüğü kısa zamanda çok daha artacaktır. Sektörel büyümeler tek haneli seyrederken, bilişim teknolojileri pazarının büyüme oranları çift haneli olacağı öngörüsünü taşımaktayız.

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri içerisinde , , , etiketleriyle yazılmıştır. 1 Yorum

Türkiye TV sektörü – 2

Hacettepe Üniversitesi tarafından 5 senede bir yapılan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması(TNSA) ilginç veriler ortaya koyuyor. TNSA 2008 ana raporunu bu linkten indirebilirsiniz.

10.525 hanelik örneklemle yapılan çalışmanın sonucunda ortaya çıkan hanehalkı dayanıklı tüketim malları tablosunu aşağıda görebilirsiniz.

Bu tablodaki ilgi çekici birçok veri arasından benim yazımın konusu ile özellikle ilgili olanlar şunlar;

  • Kent ve kırsal hanelerini içeren çalışmaya göre toplamda hanelerin %95.9′unda televizyon mevcut. Türk halkının televizyona olan düşkünlüğünü ortaya çıkaran başka bir veri daha.
  • Önceki yazımda 2009 3. çeyrek verilerine dayanarak yaptığım hesaplamada toplam 15 hanenin yaklaşık 5 milyon’unda (%33) TV içeriği için ödeme yapıldığı sonucuna varmıştım. Tabloya bakıldığında ise “Ödemeli TV yayınları”nın oranı %12.2 olarak gözüküyor. Raporda hangi TV platformlarının bu kapsamda değerlendirildiği belirtilmemiş. Oranlar arasındaki neredeyse %20′lık farkın tek sebebi verilerin farklı yıllara ait olması olamaz. Bu önemli farkı ilginç buldum. Sizce neden olabilir ?
  • Dikkat çekici başka bir sonuç da Türkiye genelinde %56 olarak gözüken uydu yayınının dağılımı. Dayanıklı tüketim mallarına sahip olma oranları neredeyse tüm kırılımlarda kentsel kesimde kırsal kesime göre daha yüksek. Tabloda istisna olarak göze çarpan tek başlık olan “Uydu yayını”nda ise kırsal kesim (%61.2) oranı kentsel kesimden (%54.2) yüksek. Bu durum, kırsal kesimdeki insanların eğlenmek ve boş zaman geçirmek için 100′lerce kanala sahip uydu alıcılarına yöneldiklerini gösteriyor. Bu eğilimde, kırsal kesimdeki sosyal aktivitelerin az çeşitli olması, televizyonun renkli dünyası ve uygun fiyatla uydu yayınına sahip olmanın mümkün olması gösterilebilir. 15 milyon hanenin %56′sında uydu yayını olduğundan hareketle 8,4 milyon hanede uydu yayını olduğunu düşünebiliriz. Digiturk ve D-Smart’ın toplam 3,4 abonesi varken, geriye kalan 5 milyon hanede ise uydu alıcısı ile şifresiz (FTA) kanallar izlenebiliyor. KabloTV abonelerini de dahil ettiğimizde toplamda yaklaşık 10 milyon hanede uydu yayını ve KabloTV izlendiği ortaya çıkıyor. Geriye kalan 5 milyon hanede ise TV yayınının hepimizin çocukluk günlerinden hatırlayacağı kılçık antenle analog olarak, zaman zaman karlanarak izlendiği sonucuna varılabilir.

  • TNSA 2008 raporunda LCD/Plazma televizyon oranının ise %6,2 olduğu ortaya çıkmış. GFK Türkiye’nin yaptığı, 2010′nın ilk 5 ayını kapsayan araştırmaya göre düz ekran penetrasyon oranı %16 seviyesinde. TNSA-2008 raporunun yazıldığı dönemden sonra gerçekleşen 2010 Dünya Kupası’nın da etkisiyle oranda yaklaşık %10′luk (1,5 milyon) artış olduğu gözüküyor.
  • Üzerinde özellikle üzerinde durmak istediğim son konu ise hiç de azımsanmayacak paralar ödedikten sonra alınan geniş ekran TV’lerde (LCD/Plazma/LED) izlenen içerik. Şu anda HD kalitesinde içerik sağlayan platformlar Digiturk Plus, Digiturk uyumlu Vestel HD Box, D-Smart HD ve Teledünya HD. Bu platformların mevcut abone sayısının toplamda 300.000 civarı olduğunu tahmin ediyorum. Platformların sağladığı HD içeriğin dışında Blu-ray Disk ile veya internetten indirilerek HD içerik izlemek de mümkün. Ancak tüm bunlar göz önüne alındığında dahi, 2 milyonun üzerinde eve girmiş geniş ekran TV’lerin büyük bölümünde  halen hiç HD yayın izlenmemiş olduğunu düşünüyorum. 4:3 oranındaki 720×576 çözünürlükteki SD içerik, sağ ve solundan çekiştirilerek ve 1920×1080 çözünürlükteki 16:9 oranındaki geniş ekrana genişletilerek izleniyor. Bu durum, okuma bilen bir insanın şimdiye kadar sadece çocuk kitabı okumuş olmasına benzetilebilir. Hadi ama, artık daha kaliteli kitaplar okumanın zamanı gelmedi mi ?
  • Pinle
Bilgi Teknolojileri içerisinde , etiketleriyle yazılmıştır. 2 Yorum

Path.com Deneyimi

Online trendleri takip ediyorsanız Path.com’u duymuş olmanız muhtemel. Duymadıysanız da ziyanı yok, bugün fazlasıyla başınızı ağrıtacağız bu servis ve yapmaya çalıştıkları ile ilgili.

Bu haftaki yazımda servis olarak Path.com’a yani “belirli bir an”ı paylaşma fikrine değineceğim. Bir diğer önemli konu başlığı ise kapalı devre sosyal network fikri.

Öncelikle servisin yeterlilikleri ve geleceği üzerine öngörüde bulunmadan önce arkasındaki isimleri incelemek gerektiğini düşündüm. Path.com şu an bünyesinde Dustin Mierau,Dave Morin, Matt Van Horn, Shawn Fanning, Mike Volpi ve Chi-Hua Chien gibi deneyimli isimler barındırıyor. Bu da Apple, Cisco, Facebook, Digg, Rapture gibi önemli şirketlerin kültürlerinden beslendiği anlamına geliyor.

2.5m$ Melek yatırımla doğan şirket 8.65m$ ‘lık ilk seri yatırımıyla genişlemeye devam ediyor. Her nekadar spekülasyon olduğunu düşünsem de etrafta dolaşan bir diğer söylenti de Google’ın Path’e 100m+ teklif edip red cevabı aldığı.

Mobil içerik odaklı olan Path.com şu an içerik topluyor ancak hiç bir dış servisle içerik paylaşmıyor.  Kısıtlı sayıdaki yakın arkadaşınızdan oluşan networkunuzle gün içindeki rastladığınız olayları kısa video (an) veya fotoğraf olarak paylaşmaya imkan sağlıyor.

Henüz büyük resim görünmediğinden Path’in de Twitter’ın karşılaştığı “talihsiz” yorumlarla karşılaşması muhtemel.

Bana sorarsanız özellikle konuştuğumuz alanda bir girişimi değerlendireceksek en az fikir kadar ekibi de değerlendirmek gerek. Ne yaptığını bilen, tanınmış isimler içerisine girdikleri işi başarıya ulaştırmak için elbette ellerinden geleni yapacaklardır. Bu noktada ilk bakışta “bu yeni değil ki” veya “kim kullanacak bunu” gibisinden yorumları talihsiz buluyorum.

Path.com deneyimime gelecek olursak;

Yakın zamanda iPhone üzerinden Path kullanmaya başladım. Sosyal ağlarda çok fazla medya materyali paylaşmayan biriyim ancak “an”lar kaydetmek gerçekten eğlenceli. Çünkü “an”lar bir fotoğraftan çok daha fazlasını anlatırken diğer taraftan izlemekten sıkılacağınız bir video klipte değil.

Ben “çabuk tüketilebilir dijital medya” materyali diyorum Path’in hayatıma soktuğu “an” kavramına. Tıpkı çok popüler gif’ler gibi fakat “an”lar ses de içeriyor.

Path’e içerik eklerken sizden “an”ın içinde kimlerin olduğunu, “an”ın geçtiği mekanı ve o “an”da tam olarak ne yaptığınızı soruyor ve ekleme sonunda söyle bir cümle elde ediyor.

Mehmet Ata ile Çamlıca‘da Nargile

Nispeten kısa bir veri toplama sürecinden sonra Path’in neler yapabileceği gözünüzde canlanmış olmalı. Servisle ilgili görüşlerinizi bekliyoruz.

Posteri büyütmek için üzerine tıklayınız.

comTalks’ta son görüşmemizden bu yana neler sunulduğunun kısa bir listesini sunmadan önce bir etkinlik duyurusu yapmak istiyorum. 12 Mart 2011 saat 12:00‘da Genç Askon Girişimcilik Akademisi’nde “Türkiye’de İnternet Reklamcılığı ve Yeni İş Modelleri” başlıklı bir konuşma yapacağım. Katılım sınırı olan ve pek çok değerli panelistin katıldığı bu etkinliğin katılım sertifikalarını son gün Dışişleri Bakanı Sn. Ahmet Davutoğlu takdim edecek.

Geçtiğimiz günlerde comTalks’ta neler oldu?

Google Goggles

Google metin tabanlı aramanın ötesine geçmek için çalışmalarına son sürat devam ettiğini Goggles‘da yaşanan gelişmelerle kanıtlamış gibi görünüyor. Tüm dünyada bu servisi kullanıma açmayı hedefleyen google bilim kurgu filmlerinde karşılaştığımız teknolojik gelişmeleri bir bir hayatamıza sokmaya kararlı!

Online dünya üzerinde herhangi bir konuda arama yapmak istediğinizde bu aramayı “tarama” teknolojisini kullanarak gerçekleştiren Google Goggles akıllı arama motoru sayesinde en doğru sonucu en kısa zamanda vermeyi hedefliyor.

Uygulamanın neler gerçekleştirebileceği merak edenler aşağıdaki videodan meraklarını giderebilirler:

Genel kategorisine gönderildi | 1 yorum | Düzenle

Sosyal Oyunlarda Bir Başarı Hikayesi

Dört yıllık fakat dokuz milyar dolar değerinde

Evet, Zynga! Facebook üzerinde ilgi çekici oyunları ile EA Games gibi milyar dolarlık şirketleri bile geride bıraktı. Bunların yanı sıra Zynga oyuncuları Haiti’deki depreme de yaklaşık altı milyon dolar bağış yaptı. Peki nasıl olurda henüz dört yıllık bir startup yıllarını oyun sektörüne adamış diğer şirketleri bu kadar hızlı geride bırakır?

Geçtiğimiz Nisan ayında değerinin 4 milyar dolar olduğunu bildiğimiz Zynga, Wall Street Journal‘a göre aldığı 250 Milyon dolarlık yeni yatırım ile bu değerin 7 ila 9 milyar dolar arasına yükseldiğin belirtiliyor.

Zynga’nın ekonomik başarısı: Micro-Transactions
Mark Pincus - Zynga CEOSan Fransisco’da 45 yaşındaki Mark Pincus tarafından kurulan Zynga, adını Pincus’un köpeği Zinga’dan alıyor.Pincus 2007 de Zynga’yı kurduğunda, bu onun ilk girişimi olmuyor. 1995 yılında Freeloader isimli Startup’ını kurup, 7 ay sonunda 38 Milyon dolara satıyor. O zaman 29 yaşında olan Pincus ayaklarını uzatıp paranın tadını çıkarmak yerine, Support.com ve Tribe.net adında iki girişim daha yapıyor. En son 2003 yılında yaptığı girişim, dünyanın ilk Sosyal ağlarından biri olarak tarihe geçiyor. Fakat bu Facebook’un bu kadar hızlı büyümesinin önüne geçemiyor.

Dünyayı saran Poker çılgınlığı
2007 yılında Zynga ile Amerika ve Avrupada bir Poker çılgınlığı yayılıyor ve Hold’em Poker açıldığı günden beri milyonlarca oyuncuya ulaşıyor. Zynga yayınladığı ilk oyunda bile Mikro-Ödemeleri benimsedi. Oyuncular ile çok küçük miktarlarda da olsa ödeme trafiği kurabildi.

Mafia Wars ile devam eden başarı
Zynga başarısını sürdürken Şubat 2008′de 40 milyon dolarlık yatırım aldı. Bununla beraber ikinci oyunu olan Mafia Wars’u da gün ışığına çıkaran Zynga aynı başarıyı Mafia Wars ile de yakaladı. Şuan 14,5 Milyon aylık aktif oyuncusuyla facebook üzerinde en çok oynanılan oyunlardan biri.

7′den 70′e herkes çiftçi oldu
Uzun zamandır Zynga’nın en çok oynanan oyunlarından olan Farmville, Haziran 2009 yılında oyunculara sunuldu. Sadece iki ay sonra 10 milyon aylık aktif kullanıcıya ulaşan bu oyun, şuan 51 milyon aylık ve 32 milyon günlük aktif oyuncusuyla milyonları bilgisayar başına kilitlemeyi başardı.

CityVille ile bir rekor daha
Bugün Zynga için Amerika, Hindistan ve Irlanda’da da çalışan yaklaşık 1300 kişilik bir ekip var. Oyuncuların kendi şehrini kurup, yönetebilecekleri oyun CityVille ile şuan 96 milyon aylık aktif kullanıcıya hitab eden Zynga, böylece FarmVille’deki rekorunu da kırmış oldu. Zynga şuan dünya genelinde toplam 275 milyon oyuncuya sahip. Bu neredeyse Facebook kullanıcılarının yarısı demek!  2010 yılında Zynga için 500 milyon dolarlık rekor bir kazanç beklentisi vardı.

Zynga’da gelecek kaygıları
Zynga her ne kadar Yahoo, MySpace ve iPhone için de oyunlar geliştirsede, en çok ağırlık verdiği platform Facebook. Facebook’un Sanal Para uygulamasıyla gelirlerin 1 Temmuz’dan itibaren %30′unu istemesinin Zynga’da nasıl bir etki yaptığını ilerleyen dönemlerde göreceğiz.

Hızla büyüyen Oyun sektöründe bizi nelerin beklediğini, gelecek yazılarımdan takip edebilirsiniz.

Sosyal Oyunlar, Özel kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 2 yorum | Düzenle

Hepimiz Medyayız!

İngiltere’nin Londra kenti 7 Temmuz 2005 günü sabah 8.50′de, taşımacılık sisteminde eş zamanlı patlayan 4 bomba ile şoka uğradı. 18 dakika sonra medyacılar haberi en kısa sürede geçmek için amansız bir çaba içerisine girdikleri zamanda ilk haber, herkesin katkıda bulunabildiği bağımsız online ansiklopediye, Wikipedia’ya düştü. İngiltere, Leicester’den ateşli bir wiki düşkünü olan Morwen geçtiği haberde şöyle diyordu: “7 Temmuz 2005 günü, başta Aldgate, Edgward Road, King Cross St Pancras, Old Street ve Russel Square istasyonları olmak üzere Londra’nın çeşitli metro istasyonlarında patlamalar ve benzeri olaylar meydana geldi. Bütün patlamalar, güçlü etki yaratan nitelikte.”

Dakikalar içerisinde topluluğun diğer üyeleri ek bilgi sundular ve onun imla hatalarını düzelttiler. Kuzey Amerikalılar sabah uyandığında tartışmalara yüzlerce kişi katılmıştı bile. Günün sonunda 2.500′ün üzerinde kişi olayla ilgili olarak çoğu haber organının sunduğundan daha detaylı ondört sayfalık bir rapor hazırlamışlardı. Böylelikle, dört bir tarafa dağılmış gönüllüler, dünyanın en büyük ve en iyi finanse edilen teşebbüslerinden bile daha hızlı, akıcı ve inovatif projeler üretebildiklerini göstermiş, Wikipedia’nın potansiyel gücüne bir örnek vermiş oldular.

Anthony D.Williams & Don Tapscott – Vikinomi

Yukarıdaki açıklama kitlesel işbirliği ve internetin gücünü anımsamamız adına güzel bir örnek teşkil ediyor. İnternet, her kullanıcıya kendi medyasını oluşturabilme imkanı sağlıyor. Kendi kitlemizi oluşturmak ve onlara mekan ve zamandan bağımsız bir şekilde ulaşabilmek hiç bu kadar kolay olmamıştı.

Hangimiz eskisi gibi haberleri veya son gelişmeleri takip edebilmek için gazete alıyor, televizyonda haberleri bekliyor veya aylık dergileri takip ediyor? Ben, uzun zamandır bunların hiçbirini yapmıyorum. Aktif internet kullanıcılarının bir çoğununda bu alışkanlıklarının değiştiğine inanıyorum. Artık haberleri, gelişmeleri takip etmiyoruz, onlar bizim karşımıza çıkıyor! İstatistik kurumunun açıkladığı rakamlara göre gazete ve dergi satışları geçen seneye göre %20′ye yakın azalmış durumda. Bu rakam, internetin medyaya olan etkisini gözler önüne seriyor.

Kitlemizi oluşturmaktan söz ediyorduk, burada en büyük rolü Facebook ve bloglar alıyor. Bunlara ek olarak Youtube, Twitter, Friendfeed, Flickr gibi sosyal ağlar tamamlayıcı birer rol alıyorlar.

Bir blog sayfası oluşturup güncel tutarak her gün yüzlerce insana ulaşmak artık zor değil. Facebook’da ortalama 150 arkadaşımız bulunuyorve paylaşmaya açlar. Twitter’da ortalama 80 takipçimiz bulunuyor ve aynı şekilde paylaşabilmek için bir şeyler arıyorlar. Youtube, dünyanın en büyük 2. arama motoru yüklenen her video kısa sürede onbinlerce insan tarafından izleniyor. Flickr dünyanın en büyük fotoğraf depolama alanlarından biri. Tüm bunlar bir araya gelince, kameralı telefon sahibi aktif bir internet kullanıcısı çok kısa sürede büyük kitlelere ulaşabilir hale gelmiş oluyor.

Artık gazeteler popüler blogların içeriklerinden, ürettiklerinden haber yapıyor. Televizyonlar sosyal ağları çılgınlar gibi tarayarak haber yakalamaya çalışıyor, yani son zamanlarda karşılaştığımız haberlerin bir çoğunu aslında kullanıcılar oluşturup paylaşıyor, haber olmasını sağlıyor. Daha ilginç olanı ise bunu dudak uçuklatan bütçeleri bulunan medya devlerine karşı yapıyor.

Artık “hepimiz medyayız” demek abartı olmaktan çıktı. Her kullanıcı kendi medyasını oluşturuyor ve ulaştığı kitleler hızla artıyor. Şu anda tek yapmamız gereken bu gücü daha yararlı bir şekilde kullanmanın yollarını bulmak.

Genel, Sosyal Medya kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | 1 yorum | Düzenle

Yeni Dönemin Stratejisi “Birlikte Hareket Edelim!”

  • Pinle
Sosyal Medya içerisinde , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 1 Yorum

Google Goggles

Google metin tabanlı aramanın ötesine geçmek için çalışmalarına son sürat devam ettiğini Goggles‘da yaşanan gelişmelerle kanıtlamış gibi görünüyor. Tüm dünyada bu servisi kullanıma açmayı hedefleyen google bilim kurgu filmlerinde karşılaştığımız teknolojik gelişmeleri bir bir hayatamıza sokmaya kararlı!

Online dünya üzerinde herhangi bir konuda arama yapmak istediğinizde bu aramayı “tarama” teknolojisini kullanarak gerçekleştiren Google Goggles akıllı arama motoru sayesinde en doğru sonucu en kısa zamanda vermeyi hedefliyor.

Uygulamanın neler gerçekleştirebileceği merak edenler aşağıdaki videodan meraklarını giderebilirler:

  • Pinle
Genel içerisinde , , , etiketleriyle yazılmıştır. 2 Yorum