Bugün bir kitapçıya girdim. Beğendiğim kitapları raftan aldım. Arka kapaklarına bakıp ne hakkında olduklarını keşfetmeye çalıştım. Belki bir iki sayfasını da okudum ancak yeterli bilgi edinemedim. Kitabı rafa geri koyarken bir anda aklıma bir fikir geldi. Önümde, mavi ışıklı bir zaman tüneli açıldı. İçeri girdim. Bir hayal dünyasına daldım. Bugün size bu hayal dünyasını anlatacağım…

İster dijital proje yöneticiliğimin verdiği kafayı yeme belirtisi olarak görün, ister bir vizyoner bakış açısı olarak düşünün. Aklıma gelen  şey fiziksel dünya ile dijital dünyayı birleştirmekti.

Her şey masum bir soru ile başladı:

“Ben neden bu kitabı üzerindeki satın al butonuna tıklayarak şu anda alamıyorum?”

Son bir yıldır, herşeyi buton olarak görmeye başlamıştım zaten. Potansiyelim vardı üşütmeden önce ama suçlu ben değilim. Üzerime giydiğim montun düğmelerine basınca bazen transformers’a dönüşeceğimi de zannediyodum. Günde üç proje yapıp tüm günü bilgisayar başında geçirmek zorunda olduğunuzu bir hayal edin. Yaptığınız her projede bir tıklama ile birini başka bir yere göndermek zorudasınız. Yani “BUTON” koymak zorundasınız. Ve hergün, bunu daha yaratıcı yapmanın yolunu aradığınızı bir hayal edin!

Şimdi beni daha iyi anladığınızı varsayıyorum.

“Hemen Tıkla” denince tıklayan safkan ziyaretçi sayısı ne yazıkki türü tükenmek üzere olduğu için, koruma altına alındı. Bu nedenle biz daha çok “Ne tıklıycam lan?” diyenlerle uğraşıyoruz.

Neyse konumuza geri dönelim. Dediğim gibi, kendime ” Bu kitabın üzerinde neden satın al butonu yok” sorusunu sordum! Ve olsaydı nasıl olurduyu diye düşünmeye başladım. Aklıma ilk gelen çözüm Augmented Reality’di. Eğer herhangi bir yerimizde sabit bir kamera olursa (gözlük vs) bu kamera elime bağlanmış sensörlerle benim haraketlerimi algılayabilir ve butona tıkladığım anda bu bilgiyi dijital dünyaya taşıyabilirse hayal gerçekleşebilirdi. Veya kitapçıda bulunan modem üzerinde bazı teknolojik değişiklikler yaparak algısal çalışan wireless ağı yaratılabilirdi.

Konu ile ilgili kısa bir araştırma yapınca Hindistan asıllı “Pranav Mistry” isimli bir bilgisayar dahisinin tam sekiz yıl üzerinde çalışarak geliştirdiği benim tabirimle “Augmented reality” kendi tabiriyle “altıncı his” olarak nitelendirdiği bir cihazla karşılaştım.

Pranav, fiziksel dünya ile dijital veri dünyasının etkileşime geçerek birbirleri ile iletişime geçebilmelerini sağlıyor.

Altıncı his adını verdiği cihazı bir kamera ile gerçek dünya üzerine dijitalden çektiği bilgileri “nesneyi tanımlayarak” yansıtıyor. Nesneyi tanımlama işlemini kamera yaparken, obje üzerine dokunma işlemini ya nesneye yerleştirilen mikrofonun ses dalgaları ya da parmaklarda bulunan küçük sensörler gerçekleştiriyor.  Bu şekilde avucunuzu açtığınızda içinde bir cep telefonu oluşturacak tuşlar görebiliyor ucunda sensör bulunan parmaklarınızla da dilediğiniz numarayı çevirebiliyorsunuz. Veya satın aldığınız gazeteye Augmented Reality entegre edilmiş özel bir gözlükle bakarak gazeteyi anında dijitale çevirebiliyorsunuz. Bildiğiniz gibi gazete basıldığı andan sonrası hakkında bilgi içermez. Ancak bu gözlükle baktığınızda tüm bilgileri dijitale dönüşen gazete de update edilebiliyor. Ve bu sayede gerçek dünya dijitale aktarılmış oluyor.Yani ileride kitapların üzerinde butonların olma ihtimali de var. Benden söylemesi…