comTalks’ta Türk internet girişimcilerini ve çalışanlarını cesaretlendirmek ve farklı örnekler sunmak adına yaptığımız Başarı Hikayeleri serisi devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda sırasıyla Campaign Monitor, BigCommerce ve Logik isimli teknoloji şirketlerinin sırlarını konuşmuştuk.

Aşağıda iTeleport‘tan Vishal Kapur ile yaptığımız söyleşiyi okuyabilirsiniz. Bu seri yalnızca risk sermayesi kullanmadan 1M$ ‘dan fazla ticari hacme ulaşabilen işletmeleri incelemektedir. 37signals’in Bootstrapped, Profitable & Proud serisinin Türkçe’ye çevirisidir.

Ne yapıyorsunuz?

iTeleport kendi iPhone veya iPad’inizi dünyanın herhangi bir yerinden yönetebileceğiniz bir uzaktan erişim uygulaması. Bizim odağımız performans, kullanılabilirlik, kolay kurulum ve eşsiz arayüz icatları (touchpad’e benzeyen fare arayüzü icadımız şu an patent beklemekte). Şirketin vizyonu kullanıcılara kendi verilerine dünyanın heryerinden ve her cihazdan ulaşma kolaylığı sağlamak. Bu belki sizin masaüstü bilgisayarındaki bir müziği iPhone’unuzdan dinlemeniz anlamına bile gelebilir. Ya da uzaktaki bilgisayarınızdaki videonuzu izlemeniz veya uygulamaları tam-kontrol ile kullanabilmeniz anlamına gelebilir.

İşletmeniz ne kadar başarılı?

Uygulamamızz App Store’a 2008’in Haziran ayında girdi. (yani App Store açıldıktan birkaç hafta sonra) ve ilk günden bu yana 25$ olarak fiyatlandırılmıştı.  O günden beri uygulama hem iPhone hem de iPad için en çok satan 100 listesinde yer aldı.

iPhone ve iPad ürünlerimizin başarısıyla gelirlerimiz geçtiğimiz 12 ay içinde 1m$ sınırını aştı. Yaptığımız işle elbette gurur duyuyoruz ve yalnızca gelirlerin başarının sembolu olduğuna inanmasakta insanların yaptığımız işi taktir ettiğinin bir göstergesi olarak görüyoruz bunu. Çünkü eşsiz ve kaliteli bir ürün sunuyoruz.

Vishal Kapur (solda) ve Jahanzeb Sherwani.

Peki nasıl başladınız?

Herşey 2008 Şubat’ında başladı, yani Jahanzeb Pakistan’da düşük eğitim düzeyli kullanıcılar için sesli uygulamalar üzerinde doktora yaptığı zamanlar. Jahanzeb’in hikayesi şöyle:

Boş zamanlarımda iPhone’umu kurcalamaya karar verdim. Kurcalamak diyorum çünkü o zamanlar iPhone için bir SDK yoktu yani tamamen jailbreak ile yaptığınız bir kurcalamaydı bu. Birden birşey yapmak istedim, iPhone ekranını bir bilgisayarda bir TouchPad olarak kullanabileceğim küçük bir uygulama. Şanslıyım, bu konuda Chris Flint ve Glenn Kreisel tarafından yapılmış, VNSea isminde bir açık kaynak uygulama vardı ve bu uygulama bu olayın mümkün olduğunu açıkça gösteren bir uygulamaydı. Onunla başlamaya karar verdim. Bundan önce hiç bir Mac’e dokunmamıştım ve hiç Objective C yazmamıştım fakat kervanı yolda dizmek konusunda çok hevesliydim. Birkaç gün sonra arayüz girdi kodlarını ayırıp yerine touchpad mantığımı yerleştirmiştim ve çokda iyi çalışmıştı. İşleri daha basit tutmak için uzaktan erişim uygulamalarındaki tüm özellikleri kaldırdım. Bu sayede uygulama başladığımdan daha az özellik sunsa da yapması gereken işi çok daha iyi yerine getirebiliyordu. Uygulamayı anlatan bir YouTube videosu çekmeye karar verdim, bir blog da açıp videolarımı, kaynak kodlarımı ve uygulamayı oraya koydum. Uygulamama “Touchpad.app” adını verdim o zamanlar. Sonda okuduğum bloglara email attım. Gizmodo, Engadget, ve TUAW ve Digg ‘e bir yazı gönderdim. Başlangıçta bir haftasonu harcarım diye düşünmüştüm. Birkaç gün daha çalışacaktım ve bu bulmacanın son parçası için olacaktı.

İlginç bir şey daha var ki tüm bunlar için hiç para harcamadım. Yalnızca elimdekilerle yaptım. Bir bilgisayarım, internet bağlantım, bir iPhone’um ve bir dijital kameram vardı. Elbette eğitimi de sayabiliriz. Bunları yaparken Carnegie Mellon Üniversitesinde doktora yapıyordum. Bunların dışında hiç birşeye ihtiyacım olmadı. Video’da paypal adresimi yazıp bağışları kabul edeceğimi yazmıştım.

Sonraki birkaç gün içinde video Digg’de ana sayfaya çıktı, ve tabi gönderdiğim birkaç blog ve belki yüzlercesi. Yalnızca üç gün içerisinde video 100.000’den fazla gösterildi ve YouTube’da Bilim ve Teknoloji kategorisinde birinci oldu.

Fakat en önemlizi, insanlar bana ulaşmaya başladı. Uygulama biraz zor kuruluyordu ve pek çok hata-düzeltme ve yeni özellik talebi alıyordum. Bu arada küçük bağışlar da vardı. 25$’a kadar çıkıyordu bazıları. Çok değil sadece bağışları kullanarak touchpadpro.com adresini aldım 10$’a. Blogu biraz modifiye ederek navigasyon butonları ekledim ve bir günlük’ten çok özel bir websitesi gibi görünmek istedim.

Aynı zamanda aylık 5$’a asmallorange.com adresinden bir hosting satın aldım ve ödeme almaya yarayan birkaç script’e para yatırdım. Bunlar tek ekstra giderlerdi. Google Adwords’ten para kazanmayı denedim ve söz etmeye bile değmez fakat ortalama ayda 100$’da oradan kazanmaya başladım. Tüm olay açık kaynak idi ve GPLv3 ile dağıtılıyordu ve Google Code’da herkesin erişimine açıktı. Bu sebeple uygulamanın kendisi için para isteyemeyeceğimi biliyordum.

Uygulamanın adını Touchpad Pro olarak değiştirdim ve ayrıca çalışan bir masaüstü uygulama geliştirmeye karar verdim. Touchpad Media Server bu şekilde doğdu ve Winamp, iTunes ve Windows Media Player uyumluluğu vardı. Bu uygulama için 5$ fiyat koydum ve bunun yanında her seferinde sadece 1 dakika çalışan bir demo versiyonunu da yaptım. Sonraki ay boyunca bu uygulama aşağı yukarı 500$ kazandı, Google Adwords’un kazandırdığının beş katı yani. Kullanıcıların reklamlardan çektiği ızdırabın bana getirisine değmediğini düşünüp Google Adwords’u kaldırdım.

Kullanıcıların ne istediğini bilmek istedim ve siteye özellikler için bir puanlama anketi koydum. En büyük talep uzaktan erişim özelliklerinin geri getirilmesi yönündeydi. Kullanıcılar yalnızca kendi bilgisayarlarını görmek değil aynı zamanda kontrol de edebilmek istiyorlardı. Bu özelliğin çok ciddi sorunları olabildiğini biliyordum (iPhone büyük ekran boyutlarını desteklemiyordu – Bu sefer VNSea da pek yardımcı olmuyordu. ) ve aynı zamanda touchpad arayüzünün de epey elden geçirilmesi gerekiyordu.

Sonrasında yaptığım şeyi entegre etmeye karar verdim. Uzaktan erişim görüntüsü üzerinde bir touchpad katmanı. Aynı zamanda büyük ekran problemini de yönetilebilir hücrelere bölerek çözdüm. Bu özelliğin önemli bir özellik olduğunu bildiğim için fiyatlandırmaya karar verdim. Fiyatı eşimle kahvaltıda tartışarak belirledik. ben 20$ dedim, o 10$’un daha iyi olacağını düşündü. Bende 15$ fiyat koydum. Herneyse, tamda İtalya’ya bir akademik konferans için gitmem gerekti ve Euro’nun Dolar’dan 1.5 kat daha değerli olduğunu biliyordum ve fiyatı 15€ olarak değiştirdim. Aynı zamanda Amerikalı kullanıcıların Amerikan Doları dışında herhangi bir fiyatlandırma gördüklerinde sinirlendiklerini de biliyordum. Şahsen ben Skype’in Euro ile tahsilat yapmasına hep kıl olmuşumdur. Bu yüzden bir IP adres kontrolü koydum ve yalnızca Amerika’dan gelenlere 15$ fiyat koydum. Dünyanın geri kalanı 15€ ödemek zorundaydı.

Yayınlandığı ilk gün beni bir hobi’den ileri ciddi bir iş olarak üzerinde çalışmaya ikna etmişti. Benim bursum aylık 2.000$’ken yayınlandığı ilk gün Touchpad Pro ile 5.000$ kazanmıştım.

İlk zamanlar kendinizi nasıl fonladınız?

İlk günden bu yana bizi kullanıcılarımız fonluyor!

Hiç yatırım almayı düşündünüz mü?

İyi bir soru. Özellikle Silikon Vadisi’nde bu yönde güçlü bir kültür olduğunu biliyoruz. Hızlı yatırım bulabilmek ve daha nicesi. Eğer bunu yapmazsanız “yaşam tarzı” şirketi olarak görülüyorsunuz. Ki bu pek çok çevrede aşağılayıcı bir terim. Başlangıçtan beri bizim için yatırım almak “normal” olandı.

Aynı zamanda iTeleport’u kendi vizyonumuzla şekillendirmek istedik. Yalnızca kâr odaklı bir şirket olmadan, süper insanların, kâr odaklı olsun olmasın her türlü problem üzerinde çalıştıkları bir şirket olma ve her birimizin kişisel gelişimine de katkıda bulunabilecek bir şirket olma hayalimiz vardı. “Yatırımcı” camianın bizim bunlarla uğraşmamızı isteyeceğine pek inanmadık ve zamanımızı kendimizi başkalarına anlatmak için harcamak istemedik. Fakat en önemlisi pek paraya ihtiyacımız olmadı. Gereken parayı da sattığımız ürünlerle sağlıyorduk.

Kârlılığa ulaşmak ne kadar zaman aldı?

Nasıl saydığınıza bağlı. Bir görüşe göre; ilk bağışlarımızı aldığımızda biz kârlı bir şirkettik. Nispeten büyük kazanımlar söz konusu ise günlük 5.000$ kazanmaya 2008’in Mayıs ayında başladık ki bu da uygulamanın ilk çıktığı günden beri geçmiş 3 ay demektir. Bu süre deneyler için mükemmeldi ve bizde 2008 Mayısında tüm uygulamayı yeniden yazıp bu sefer GPL ile açık kaynaklı dağıtmamaya karar verdik. App Store’a tamamen resmi SDK ile yeniden yazdığımız uygulamayı ekledik. Uygulama Teleport olarak hayata geçti fakat sonrasında iTeleport : Jaadu VNC olarak değiştirdik ismini. Fiyatı ise 25$’dı ve hayata geçtiği günden beri çok iyi geri-dönüşler sağladı.

Niçin ilk günden para istemeye inandınız?

İlk günden para istemek kullanıcı sizin en iyi avukatlarınız ve en kullanışlı fikir kaynakları haline getirebilir. İlk müşterilerimizden arkadaşlarına iTeleport ile nasıl hava attıklarını çok duyduk. iPad çktığında ilk günden yayın için hazırdık. Bir kullanıcımız bize iTeleport’un iPad için de çalışacak olduğunu bildiğinden iPad aldığını söyledi. Satınalma kararlarına bu kadar etki ediyor olmak çok etkileyiciydi. Bizi ateşleyen ve sadık bir kullanıcı tabanı oluşturmaya iten geri dönüşlerdi.

İlk günden para istemek aynı zamanda ürünümüzün başı çekeceğine inandığımızın bir göstergesi. Bazı müşterilerimiz ucuz veya bedava alternatiflerimizi denedikten sonra ürünümüzü satın alıp fiyatın kesinlikle değdiğini söylediler.

iPad üzerinde iTeleport

İlk günden uygulamayı 25$’dan sattınız. Ortalama uygulama fiyatını çok daha düşük olduğunu göz önüne alacak olursak, bu zor bir karar mıydı?

Hayır. Başlangıçta şirketin limitasyonlarını düşünecek olursak; herşeyi yapan bir kişi vardı, geliştirme, destek, şirket giderleri vs. 25$ fiyatlaması destek yükünü azaltma perspektifinden bakınca anlamlıydı. Anlamlıydı çünkü yüksek kaliteli bir uygulama yapmak çok fazla efor istiyordu, çatlayıp patlamayan, iyi performans sergileyen ve sıkı bir arayüze sahip bir uygulama. Tüm bunların 25$ edebileceğine inandık.

Yakın zamanda App Store üzerindeki yüksek kaliteli uygulamaların doğru fiyatlanması konusunda bir çıkış yaptınız. Niçin böyle bir duruş sergiledeiniz ve tepki ne yönde oldu?

Tepki beklediğimizden çok daha pozitifti. Tim O’Reilly makaleyi Twitter takipçilerine duyurdu ve Daring Fireball ana sayfasında yer aldık, yani John Gruber’in Apple ile ilgili herşey blogunda. Dünyanın her yerinden duyarlı geliştiriciler konuyu destekledi, tweet’ledi ve yorumladı.

Bizce sebebi App Store’a farklı bir perspektiften bakma imkanı sağlayan veriler sağladığı içindi. Klasik düşünce yolu; “App Store çok sayıda az fiyatla ürün satabileceğiniz bir pazardır” idi.  Böyle bir düşünce kendi kendini çürütüyor ve kötü bir döngü yaratıyor. Aynı zamanda böyle bir yaklaşım kalitesiz uygulamaları teşvik ediyor. Çünkü geliştiriciler “gözleri kapalı dart atma” yaklaşımında bulunuyor. Bunun anlamı şu; Geliştiriciler pek çok kolay geliştirilebilecek, düşük kaliteli, kullanışsız tasarlanmış fikri geliştirip biriyle 12’den vurmaya çalışıyorlar. Aynı zamanda, geliştiriciler “en çok ödenen” uygulamaları inceleyip en tepedekilerin hep 0.99 olduğunu görüyorlar ve buna uymak dışında başka bir seçimleri olmadığını düşünüyorlar.

Biz başka bir yol olduğunu göstermek istedik. Pozisyonumuz şu; yüksek kaliteli bir ürün, arz-talep dengesi iyi araştırılmış bir pazar ve başarılı desteğin anlamsızca düşük fiyatlanması gerekmiyor. Esasen, biz bir uygulamanın 25$ ile fiyatlanmasının doğru bir anlaşma olduğunu düşünüyoruz. Başarılı bir iş kurmak için milyonlarca satış yapmanıza gerek yok, en çok ödenenler listelerine çıkmanıza da. Kendi pozisyonumuzu destekleyecek hiç veri görmedik, biz de gerçek veriler yani satış verileri üzerinden ilerledik.

Şu an ekibinizi geliştiriyorsunuz. Yeni elemanlarda neyi arıyorsunuz?

“Kalbi olan hackerler” dediğimiz şeyi arıyoruz. Sanırım “Hacker” kısmı çok açık. Biz sevilen ve her gün kullanılan kaliteli bir ürün ve şirket geliştiren bir ekibin bir parçası olmak isteyen, zeki ve motive arkadaşlar arıyoruz. Bu arada, “hacker” derken yazılımcılar kadar arayüz tasarımcılarından da bahsediyoruz. Ürünlerimizin fonksiyonları ve teknolojileri kadar görünüş ve kullanılabilirliğini de önemsiyoruz.

“Kalp” bölümü sanırım daha önce duyulmuş birşey değil. Vizyonumuzun bir parçası da şirketteki vaktimizin çok büyük bir bölümünü toplum faydası için kar amaçlı olmayan projelerde harcamak. Hayır işleri hem benim hem J’nin daha önce içinde bulunduğu faaliyetler. Biz bunun iTeleport’un DNA’sına da yerleşmesini istiyoruz.

En büyük kısım bu işin bir parçası olmak isteyen insanları bulmak tabi. Biz etrafta çok sayıda iyi ödediği için zorlu, sıkıcı işlerde çalışma kararı vermek zorunda kalacak arkadaşlar olduğunu biliyoruz. Ya da sosyal rahatlık sağladığı halde eforlarınıza değmeyecek bir ödemeyle çalışma kararı vermek zorunda kalacak arkadaşlar olduğunu.

Biz üçüncü bir seçenek olduğunu düşünüyoruz. Bu iş teknolojik anlamda inanılmaz zorlu. Başarılı bir işe ve kendi toplumunuza faydalar sağlıyor.

The Khan Academy ile, kurucu Khan eşliğinde, çok heyecanlandırıcı bir proje üzerinde çalışmaya başladık.  The Khan Academy’nin vizyonu geleneksel eğitim modellerine kafa tutmak ve K-12 sistemi eğitim sistemini dünyaya yaymak. Biz Khan’ın bunu yapmasına destek sağlayacak yazılımları The Khan Academy için geliştirmekten mutluluk duyuyoruz.

Yen iş başlatmayı düşünen birine tavsiyeleriniz neler olurdu?

iTeleport kişisel bir ihtiyaçtan, kaşınmaya ihtiyacı olan bir geliştiricinin kaşınmasından ortaya çıktı. Bu bir ürünü geliştirmeye başlamak için müthiş bir yoldu.  İhtiyacınız olan veya istediğiniz birşeyi çözün. Ve olayı kişiselleştirin.

iTeleport’ta insanların en çok sevdiği özelliklerden biri kendi masaüstü bilgisayarınıza bağlanırken ekranın dönerek gelmesi. Bu “gerekli” bir özellik değil fakat biz sevdik ve yaparken eğlendik. Kullanıcılarınız bu sevgi ve eğlenceyi gördüklerinde tepki verecekler.

Son olarak, geliştirdiğiniz şeyle gurur duyun. Bu yorum ürünü, kültürü ve yoktan birşeyleri var etmeye muktedir bir gurup insanı içeriyor.

Başarı Hikayesi 4’ün sonuna geldik. Bu hafta comTalks yazarlarının paylaşımlarını kısaca listeleyip aranızdan ayrılıyorum. Önümüzdeki Cuma yeni bir Başarı Hikayesinde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın. Hava süper, mutlaka yüzün 🙂