Aylık Yazı Arşivi : Ağustos 2011

Bir Zamanlar Popülerdik-4: WinZip

Geçen haftalarda sırasıyla Napster, ICQ ve Netscape’e değindiğim yazı dizimizin bu haftaki bölümünde; efsane olarak da tanımlayabileceğimiz ünlü dosya sıkıştırma/arşivleme yazılımı WinZip’e yer veriyorum.

 

Kullanım ve süre kısıtlamalı -shareware- ilk ticari yazılımlardan olan WinZip’in geçmişi 1990′lı yılların başına dayanmakta. WinZip Computing tarafından geliştirilen WinZip, ilk nihai sürümünü Nisan 1991′de yayınladı. O zamanlar çıkardığı ilk sürümlerde WinZip; PKZIP altyapısını -PKZIP: Phil Katz tarafından geliştirilen MS-DOS tabanlı dosya sıkıştırma aracı – kullandı.

2. sürüme kendiliğinden çözülme -self-extracting- desteği ekleyen WinZip; 3. sürümde ise sürükle-bırak -drag&drop- özelliğini ekledi. 5.6 sürümünde Unix tabanlı sıkıştırma türlerini de tanımlayan -tar, gzip- WinZip; 7. sürümde Microsoft’un CAB -cabinet- formatını da tanımladı.

İlerleyen sürümlerde gerek kullanıcı arabirimi -UI-, gerek format desteği, gerekse şifreleme anlamında birçok takvive ve ekleme yapan WinZip, dosyalarını bir diskete, bir CD’ye ya da DVD’ye sığdırmaya çalışan binlerce kullanıcının cazibesini kazandı. 2005 itibarı ile 150 milyon kez indirilen -haftalık 600 bin indirilme- WinZip; ertesi yıl Corel firması tarafından satın alındı. Bu gelişmenin ardından yayınlananan sürümler Corel WinZip adını taşır oldu.

WinZip ile beraber açıkça görülen dosya arşivleme, sıkıştırma ihtiyaçlarına çeşitli geliştirici ve firmalarca ücretsiz alternatifler getirilmeye başlandı. Bunlar genel olarak ZIP formatını tercih etseler de içlerinde kendi sıkıştırma formatlarını kullananlar da oldu. 7-Zip, IZArc, PeaZip, FileRoller, Xarchiver bunlardan sadece birkaçı.

Smart Computing’de bahsedilen ufak bir yazıdan da anlaşılacağı üzere, PKWARE; 1989′da ZIP formatını geliştirmesine rağmen bunun isim ve algoritma lisansını edinmemiştir. Bunu firmanın iki önemli hatası olarak gösteren yazı ayrıca; PKWARE’in görsel arayüzlü Windows’tan ziyade; MS-DOS ortamına ağırlık vermesini de firmanın üçüncü hatası olarak görmektedir.

Bu yazılımların belirli bir bilinirliğe ulaşmasından sonra doğal olarak WinZip’e olan ihtiyaç iyice azaldı. Üstüne üstlük; en güçlü rakibi WinRAR’ın daha kullanışlı ve tercih edilir olması ile WinZip’in pabucu dama atıldı diyebiliriz. -WinZip’in an itibarı ile Download.com’dan 200 milyon kez indirildiğini ve haftalık onbinlerce kez indirildiğini de hatırlatalım.- Aşağıdaki grafikteki Google aramaları bazında WinZip ve WinRAR kıyası, mevcut durum hakkında fikir verici olarak görülebilir:

 

Yazıma son verirken; yaklaşan Ramazan Bayramı dolaysıyla tüm Müslüman aleminin bayramını şimdiden kutlamak istiyorum!

  • Pinle
Genel, Yazı Dizileri içerisinde , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

Iphone5′i beklerken…

Son günlerde özellikle Facebook’ta dolaşan ve ilginç bir şekilde çok sayıda insanın gerçek olduğuna inandığı bir video var…

Özellikle holografik display ne kadar da fantastik değil mi? Benim böyle bir ürünüm olsa minimum 20.000 $ fiyatlık bir etiketi yapıştırırdım.

Daha kendisi çıkmadan böylesi söylentilere yol açan, “word of mouth”un tillahı diyebileceğimiz bir pazarlama modu yakalayan Iphone’un ne büyük bir başarı hikayesi olduğundan bahsetmek gayet yersiz.

Ürünün çıkış tarihine dair birkaç söylentiye gelince;
- Japon web sitesi Kodawarisan’a göre Apple’ın 7 Eylül’de düzenleyecek olduğu etkinlikte, iPod’lar yerine alışanın tersine bu kez yeni iPhone tanıtılacak.
-  Daha önce Tipb adlı blog yeni Iphone’un 7 Ekim’de çıkacağını ve 2012 baharından önce Ipad çıkmayacağını ilgili yazının başlığından duyurmuştu.
- 9to5Mac isimli Apple Blogu ise bu tarihi 7-14 Ekim aralığını “kendi kaynaklarımız” dediği referansla bildiyor. Aynı yazıya göre ön siparişler 30 Eylül’de başlayacakmış.    - Bir İngiliz blogu olan Kitguru’ya göre ise Mart 2012′den önce yeni bir Iphone beklememeliymişiz.
Sahura kadar okey oynarken bile duyabileceğiniz kadar yaygın birkaç söylenti ise şu şekilde; 2 adet Iphone geliyor. Birisi Iphone4′ün geliştirilmiş versiyonu ve nispeten hesaplı bir fiyata çıkacak. Diğeri ise daha güçlü bir işlemciye, daha yüksek çözünürlüklü ekrana ve kameraya sahip, aynı zamanda sesli navigasyon ve panorama fotoğraf çekebilme olanakları sunmakta.
Fazla söze gerek yok, halen birçoğumuz büyük bir keyifle Iphone4 kullanmakta ve “yeni ihtiyaçlarımız” Iphone 5 tarafından bize sunulacak. Biz de kesinlikle ilk fırsatta bu ihtiyaçlarımızı karşılayacağız.

İyi bir hafta dilerim…

  • Pinle
Genel içerisinde yazılmıştır. Yorum yap

Sosyal TV

Wired dergisinin editörü David Roman Sosyal TV’yi 2011 yılının en populer trendleri sıralamasında 3. sıraya koydu. Benzer şekilde MIT Technology Review de Sosyal TV’yi top 10 en önemli yükselen trendler arasında değerlendirdi. Bunlara ek olarak bakın Endomol CEO’su ne diyor;

“We think that social media meets television is the next big thing,” he said. “The ability to create content that will enable people to interface with each other, to connect, to recommend, to share and experience over television, is going to change the landscape of the industry.”

Şöyle çevrilebilir;
( Sosyal medyanın televizyonla buluşmasının sonraki büyük gelişme olacağını düşünüyoruz. İnsanların, kendi yarattıkları içerikler ile TV üzerinden birbirleri ile iletişim kurabilmeleri, birbirlerine bağlanabilmeleri, tavsiye ve paylaşımda bulunabilmeleri endüstrinin taşlarını yerinden oynatacak.)

Motorola’nın araştırmasına göre TV izleyicilerinin %42′si, izledikleri program veya video hakkında akıllı telefon, notebook veya tablet üzerinden (bu cihazlara genel olarak companion cihaz deniyor) eposta, anlık mesajlaşma ve sosyal medya uygulamaları ile tartışıyor, yorum yapıyor.

Sosyal TV, izleyicilerin bu deneyimlerini iyileştirme ve zenginleştirme üzerine kurulu yeni bir kavram. Arkadaşlarınızın hangi içerikleri izlediğini gerçek zamanlı olarak görebildiğiniz, içerik tavsiyesi alıp, önerebildiğiniz, içerik hakkında twitter/facebook üzerinden tartışabildiğiniz, yorumlayabildiğiniz bir sistem düşünün! Sosyal TV ürünlerinin başarılı olması için grafik kullanıcı arayüzü ile harmoni ile çalışan bir uzaktan kumanda kritik. Akıllı telefon veya tabletleri TV ile entegre edip, TV ekranını mobil cihazlara yakınsayan örnekler de mevcut.Sosyal TV uygulamaları izlediğiniz içeriğin farkında olacağı için (context awareness) paylaşımı kolaylaştıracak.

Bu yazı, 5 Şubat 2011′den beri cumartesi günleri büyük keyifle yazdığım bu köşedeki son yazım olmuş oldu. comTalks artık bilinirliliği yüksek bir marka. Önümüzdeki dönemde de comTalks yazarlarının özgün ve kaliteli içerikler paylaşmaya devam edeceğine inancım tam. Muhabbetle…

  • Pinle
Genel içerisinde yazılmıştır. Yorum yap

Envato – Başarı Hikayesi 12

comTalks’un başarı hikayelerinde hep birlikte onikinci haftaya geldik. Başarı Hikayeleri serisi bu hafta tamamen kullanıcı tarafından üretilen içerikle hayatına başlayan ve büyüyerek Başarı Hikayeleri arasına adını yazdıran Envato ile devam edecek. Biz, bu yazı dizisinde risk sermayesi desteği almaksızın 1M+ $ gelir seviyesine ulaşmış şirketlerin tecrübelerini aktarmaya çalışıyoruz.

Geçtiğimiz haftalarda comTalks’ta sırasıyla Campaign Monitor, BigCommerce, Logik, iTeleport, TechSmith, Litmus, iData, A Small Orange , WooThemes , Smartasses , AnswerLab, GitHub, Alien Skin Software ve Kentico Software şirketlerinin başarı hikayeleri vardı. Seriyi yeni farkeden okurlarımız baştan başlayabilirler.

Bu seri 37signals’in Bootstrapped, Profitable & Proud serisinin Türkçeye çevirisidir.

Envato ‘da işi ben, ağabeyim, karım ve en yakın arkadaşım başlattık.” diyor kurucu Collis Ta’eed (aşağıda Nett dergisinde fotoğrafı görülüyor) ve ekliyor; “Her birimiz sahip olduğu küçük paraları ortaya koydu ve çoğunlukla çok çalışmak zorundaydık.” Bu söyleşide Envato başarısı ile ilgili soruları şirket kurucusu Ta’eed cevaplıyor.

Şirketin ne iş yapar?

İki ana işimiz var: Öncelikle biz insanların para kazanabilecekleri web siteleri işletiyoruz. Bunlar bizim gelirde en büyük web sitelerimiz ve temalar, wordpress temaları gibi materyallerin alınıp satıldığı en büyük pazaryeri olan ThemeForest‘da bunlara dahil. İlk zamanlar bizim pazaryer’lerimizi kullanarak satış yapmak yalnızca bir hobi kazancı idi. Fakat kısa süre sonra gerçekten iyi işler yapan ve hayatını buradan yaptığı satışlarla idame ettiren kişiler oluşmaya başladı. Bu günlerde ise ayda onbinlerce dolar kazanan arkadaşlarımız var. Bu siteler Envato Pazaryeri olarak adlandırılıyor ve bizim toplam 7 pazaryerimiz var. Sekizinci de bu röportaja cevap yazdığım andan 3 gün sonra hayata geçmiş olacak :-)

İşimizin ikinci bölümü ise yaratıcı, mesleki bilgilerin insanlara öğretilmesini sağlamak. Bu sitelerimiz trafik olarak en büyükleri buna şu an Photoshop konusunda en çok eğitim materyalini bünyesinde bulunduran Psdtuts+ da dahil. Aynı zamanda pek çok farklı dikeyde eğitim materyalleri yayınladığımız işlerimiz var bunlar; ses prodüksiyonu, hareketli grafikler, ilüstrasyonlar, fotoğrafçılık, mobil geliştirme, web geliştirme. Tüm ağ Tuts+ olarak adlandırılıyor ve şu an aktif çalışan 9 sitemiz var. Onuncusu ise birkaç ay içerisinde hayata geçmiş olacak.

Kısaca ana olarak yapabildiğimiz şeyler “Öğrenmek” ve “Kazanmak”.

Fakat biz aynı zamanda birkaç site ve hizmet daha işletiyoruz. Bunların başında en büyük online tasarım galerisi Creattica geliyor, sonra Freelance çalışanlar için yazılan en eski ve halen en popüler blog olan FreelanceSwitch geliyor, sonrasında hızla büyüyen uygulama yorumlama sitemiz AppStorm var. En büyük Mac uygulama sitesi olan Mac.AppStorm‘u da buraya dahil etmeliyim.

Yani temel olarak pek çok işler uğraşıyoruz. :) Basit bir akşam yemeğinde ne iş yaptığımızı sorduklarında açıklamanın epey zor olduğunu hemen tahmin etmişsinizdir.

İşler nasıl başladı?

2006′da işler çok daha basitti. Yalnızca Adobe Flash materyallerinin alınıp satıldığı bir pazaryeri yapmak istedik. O zamanlar ben kendi dosyalarımı satmak için iStockPhoto‘yu kullanıyordum fakat isimden tahmin edebileceğiniz üzere Flash uygulamalarla ilgilenen arkadaşların dikkatini orada pek çekemiyordunuz.

Bu sayede bizde FlashDen adında bir pazaryeri modelledik ve ben bir PHP yazılımcı ilanı girdim. Fakat bunun yerine daha önceki işlerden tanıdığım bir arkadaşımdan “beni seçin, beni seçin” tadında e-postalar alıyordum. Çağırdığımda PHP kullanmak zorunda olmadığımızı söyledi ve o zamanlar Ruby on Rails hayli yeni olsa da Ryan’a güvendim ve o yoldan ilerledik.

Ruby kullanmak kültürel açıdan aldığımız en iyi karardı, bize test temelli geliştirme, versiyon kontrolü ve pek çok esnek teknik sundu. Bu günlerde Melbourne’de en çok sevilen, hacim olarak en büyük ve en çok saygı duyulan Ruby işlerini biz yapıyoruz.

Başlamak için ne kadar nakte ihtiyacın oldu?

Başlamak için aşağı yukarı 40.000$ civarı bir para harcadık artı çok fazla ter ve zorlu çalışma. Ortaklar neredeyse birikmiş paralarının tamamını yatırmışlardı!

Başlarda proje istediğimiz gibi ilerlemedi. Temmuz gibi elimizdeki tüm parayı yakmış ve kredi kartlarımızın limitlerini doldurmuş bir şekilde bir yandan kendi freelance tasarım işlerimizi yapıyor akşamları ise FlashDen’i kurup geliştirmekle uğraşıyorduk. Bir süre eğer herşey suya düşerse neler olabileceğini düşünmedim değil.

Fakat Ağustos gibi işlerin pek çoğunu kolaylamış ve projemis “güzel” özelliklere sahip olmuştu. Biraz temizleyip derhal projeyi açtık.

Ta’eed: “2009 sonunda Melbourne'deki yeni ofisimize taşındıktan sonra” Arka sıra, soldan sağa: James, Naysan, Oz, Justine, Lucas, Stu, Rod, John, Skellie, Erin, Jordan. Ön sıra, soldan sağa: Collis, Fred, Cyan, Vahid, Ryan.”

Pek şimdi nasıl gidiyor işler?

İşimizin başarısını ölçmek için en önemli değer gerçekten rakamlar değil, insanlar. Sahip olduğumuz pazaryerlerinde forum özelliği de var ve burada insanlar bizimle olan deneyimlerini yazmaktan çekinmiyorlar. Bunlardan bir tanesini şuradan okuyabilirsiniz.

Fakat yine de niçin rakam istediğinizi anlayabiliyorum. Genellikle toplam kazancımızı paylaşmıyorum fakat size aşağıdaki bilgileri verebilirim:

  • Networkumuz her ay toplamda 50,000,000 ‘dan fazla sayfa gösterimi gerçekleştiriyor.
  • Pazaryerlerimizde en büyük satıcımız 2 yılda toplam 500.000$ sattı. Bu sadece bir kişi :)
  • Her pazaryeri’mizde iddialı satıcılarımız ayda 4 haneli rakamlar kazanıyor. Birkaç pazaryerimizin iddialı satıcıları ise 5 haneli rakamlara ulaşıyor.
  • Eğitim bloglarımız ise – ki kâr için kurulmadıkları halde – 7 haneli rakamlar toplayabiliyorlar.

Yani işler iyi gidiyor! Bizde bloglarımızda yazan insanların kazanımlarını ciddi oranda arttırmayı düşündük.

Çalışma ortamını konuşalım mı?

Doğru, zeki ve sorumluluk sahibi insanlara güvenmek üzerine kurulu çok esnek bir iş kültürümüz var. İşin nasıl göründüğü bizim için gerçekten çok da önemli değil.

Bu yaklaşım şirketimizde çalışan insanların yarısının uzaktan çalışmasıyla da ilintili elbette. Kim bilir nerede ve ne zaman çalışıyorlar? Sağlıklı iş yaptıkları müddetçe nerede olduklarının ne önemi var? Eğer bu iş kafalarında iç çamaşırıyla yataklarında yattıkları bir saatte gerçekleştirildiyse bunun çalışmak için mükemmel bir tarz olmadığını söylemek benim ne haddime?

Bu yaklaşım şirketimizde çalışan insanların yarısının uzaktan çalışmasıyla da ilintili elbette. Kim bilir nerede ve ne zaman çalışıyorlar? Sağlıklı iş yaptıkları müddetçe nerede olduklarının ne önemi var?

Aynı zamanda çok mutlu bir ekibimiz olduğunu düşünüyorum, ekip zeki ve kapasite sahibi insanlardan oluşuyor. Cidden bazen nasıl bu kadar sıkı adamı bir araya getirmeyi başardık diye şaşırıyorum. Şanslıyım, şuna inanıyorum; iyi insanlar iyi kültür oluşturuyor. Bu iyi kültür daha çok iyi insanın size katılmasını sağlıyor. Bu o sonsuz döngülerden biri.

Ta’eed: “Chicago Kasım 2010, uzaktan çalışan ekibimizin büyük kısmı ve ortada biraz Avustralya’lı, Chicago'nun mükemmel Catalyst Ranch 'ında ilk gün ilk ekip toplantısı”

Şirketteki hedefin ne?

Kişisel hedefim? İnsanlar için daha kullanışşı ürünler geliştirmek. Bu sebeple pazaryerlerimiz sayesinde satıcılarımızın para kazanabilecekleri en iyi noktaları oluşturabiliriz. Tek olmayabiliriz fakat satıcılar için en iyi yer olmasını istiyorum. Bunun anlamı iyi satış oranları, katılabileceğiniz çok büyük bir komünite, dostça iletişim kurabilen bir takım, satıcılara yardımcı özellikler. Yani genel olarak orada satış yapmaktan gurur duyacakları bir nokta haline getirmek.

Eğitici siteler içinse, profesyonel seviyede yetenekler kazandıran bir platform olalaım istiyorum. Bu yetenekleri kazanmak için ya çok az ödemeli insanlar ya da hiç ödememeli. Sürekli olarak farklı şeyler öğrettiğimiz bir yolda ilerleyelim istiyorum, kitlemizi genişletelim, komünite ile daha sıkı iletişimimiz olsun ve günün sonunda birbirimizi eğitmiş olalım.

Başkalarının tavsiyelerini yoksayıp kendi yoluna gitmeye bir örnek verebilir misin?

Sanırım şunu söylemeye çalışıyorsunuz; pek çok insan size bu kadar çok işe girişmemeniz uyarısında bulunabilir. Genellikle dikkat dağınıklığı girişimcilerin ölümüdür gibisinden konuşulur. Kesinlikle ben de zaman içinde iyi veya kötü anlamda bu konuda tavsiyeler aldım, elimizdekilere odaklanmamızı, yenilerini açmamamızı söylüyorlardı. Açıkçası yeni şeyler yapmayı o kadar çok seviyorum ki bu konuda bir tercihim olduğunu bile düşünmedim şimdiye kadar. :-)

Şirket olarak üstesinden gelmeniz gereken en büyük zorluk neydi?

Bizim için en büyük zorluk gerçek anlamda bir “şirket” olmaktı. İlk zamanlar minik ve düzensiz bir organizasyonduk ve aslında bu biizm işimize de yaradı. Hızlı deneyip hızlı  yanılabiliyorduk. Fakat son birkaç yılda bu konuda çok ilerleme kaydettik, muhasebesel anlamda, iş yapımızın ne kadar sağlıklı ve sürdürülebilir olduğu konusunda, istihdam yapımızın ne kadar sağlıklı olduğu noktasında ve büyüme için alabileceğimiz riskin ölçümü noktasında.

Bence büyüme şirkete pek çok sorumluluk da yüklüyor. Üzerinizden binlerce insan para kazandığında özellikle. Potansiyel olarak onların tüm yaşam kaliteleri size bağlı oluyor. Bu işi ciddiye almanız şart.

Aynı zamanda sadece yapılandırılmamış dinamikler vaktinizi alır. Siz büyüdükçe şirketinize daha çok yapı ve işlem eklemek ve işleri doğal büyümesine ve esnekliğine bırakmak arasında bir savaş başlar. Büyümek için yapılandırma ve işlemlere ihtiyacınız vardır fakat sizi başarılı ve heyecanlı kılanda organik yapınız ve esnekliğinizdir. Çok organize olduğunuzda işler yavaş ilerleyebilir, çok salaş ve kişisek kaldığınızda bir tüm yapı birkaç kişiye bağımlı olur. Bu süreçte sizin organizasyonunuz için en doğru yerin neresi olduğuna siz karar vermeli ve işletmelisiniz. Bana göre bu her yeni organizasyonun yüzleştiği ve sürekli devam eden bir savaştan başka birşey değil.

Siz büyüdükçe şirketinize daha çok yapı ve işlem eklemek ve işleri doğal büyümesine ve esnekliğine bırakmak arasında bir savaş başlar.

Hikayenle ilgili başka ilginç birşeyler var mı?

Bana göre hiç iş tecrübemiz olmadan bu işlere başlamış olmamız ilginç. Üçümüz tasarımcı, kardeşim ise fizikçiydi. Bu bir yandan iyiydi çünkü risklerden korkmuyorduk. Ne kadar işin altına girdiğimizi hiç birimiz bilmiyorduk ve bazen tecrübeli isimlerin yapılamaz dedikleri şeyleri bu sayede başardık. Diğer yandan bu durum şirket için bir yapı kurmaya geldiğinde pek işimize yaramadı. Nihayetinde bugün Envato’nun hayatına baktığımızda geri dönüp değiştirmek isteyeceğimiz pek çok şey olabilir. Çünkü o zamanlar bilmiyorduk. Nitekim bugün yeni bir şirket kuracak olsak neyin nasıl yapılacağı ile ilgili çok daha net fikir sahibiyiz. Ve eminim risklerin çok daha farkında olurduk.

Yeni bir iş başlatmayı hedefleyenler için hiç tavsiyen var mı?

Bana göre yaptığınız işi seviyorsanız ve gerçekten çok çok çalışmaya hazırsanız mükemmel bir şey. Biraz ömrünüzden alıyor gibi görünebilir fakat hiç beklenmedik kazançları olacaktır. Şahsen benim için, şimdiye kadar aldığım en doğru karardı.

  • Pinle
E-Ticaret, Röportaj içerisinde , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 1 Yorum

Özgün Uygulama Eksikliğimiz

Uzun süredir Türkiye’nin Facebook üzerindeki gücünden bahsediyoruz. Türk Sosyal Oyun şirketlerinin de bu ivme ile ile büyüdüğüne şahit oluyoruz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da ¨Dünya çapında ses getirecek bir oyun¨ hepimizin beklentisi. Fakat şu ana kadar gördüklerimiz bize bir şey anlatıyor: Sosyal ortamlarda özgün uygulamalar üretemiyoruz.

Bu durum markalar için üretilen uygulamalarda geçerli değil. Markaların Sosyal Medya iletişimi çerçevesinde oluşturulan kurgu ve uygulamalar dünyayla kıyaslandığında başarılı. Fakat ben, sosyal oyunlara dikkat çekmek istiyorum.

Appdata.com verilerine göre ilk 500′de 8 adet yerli sosyal oyun var. Listeye baktığınızda ne kadar özgün ve yaratıcı olduğumuz ortaya çıkıyor. Okey – Tavla gibi oyunların dışında sadece yurtdışında başarıya ulaşmış oyun kurgularının Türkçe versiyonları var.

Name MAU
107. Mynet Çanak Okey 3,589,570
108. Okey 3,559,936
126. Komşu Çiftlik 3,076,593
366. Tavla 941,408
369. Mynet Çanak 101 Okey 938,706
374. Okey Plus 929,295
411. Akvaryum 833,845
432. Bizim Çiftlik 765,110

Şunu belirtmek lazım, globalde başarılı olmuş kurguları baştan yazıp veya Türkçeleştirip Facebook’a sürmek kolay iş değil. Zor bir iş. Fakat üretilen uygulamanın benzersizliğine, kurgusunun kalitesine baktığımızda beklediğimiz şeyleri göremiyoruz.

Sadece fikir vermesi amacıyla Türkiye’nin üye sayısı oranına ve ilk 500′deki uygulama sayısı oranımıza bakabiliriz. Almanya, Fransa, İngiltere, Amerika’da bu oran 30′lara kadar çıkarken, biz tüm Facebook nüfusunun %4′ü olarak (ilk 500 uygulamanın) sadece %2.4′ünde söz sahibiyiz.

Yine başarılı uygulama kurgularını kopyalayacağız, lokalize edeceğiz, geleneksel oyunları online ortama taşıyacağız. Fakat yaratıcı ve benzersiz oyun kurguları geliştirmediğimiz sürece Facebook’ta sadece ¨oyuncu¨ kalmaya devam ederiz.

  • Pinle
Sosyal Oyunlar içerisinde , , etiketleriyle yazılmıştır. 2 Yorum

“Now Economy” zamanı

İçinde “internet” geçen bir grafik gördüğünüzde hiç çekinmeden grafikteki okun yönünün yukarı olduğunu düşünebilirsiniz. Bu saptama Facebook için de geçerli. Facebook söz konusu ise yukarı yönlü okumuza büyüyen pasta dilimlerini de ekleyebilirsiniz.

İnternet penetrasyonu gelişmekte olan ülkelerin katılımı ile artmaya devam ediyor. Cisco, 2015 yılında internet trafiğinin bugünün 4 katına çıkacağını öngörüyor. Bugün aylık 750 M kullanıcısı ile internette geçirilen zamanın ve trafiğin merkezinde Facebook var ve bu gitgide artarak devam edecek.

Facebook’ta geçirilen sürenin artması demek diğer sitelerde geçirilen sürenin giderek azalması demek. Özellikle kurumsal sitelerin trafik kaybı çok açık. Trafiğin kurumların websitelerinden Facebook’a ve sosyal medyaya akması henüz çoğu kurumun farkında olmadığı “paradigmal” bir değişim.

Bu değişimin yanı sıra tüketicilerin satınalma davranışı ile ilgili de bir tutum değişikliği yavaş yavaş kendini gösteriyor. Daha doğrusu her zaman yaptıkları satınalma yöntemi dijitalleşiyor demek daha doğru. Bundan 10 yıl evvel tüketiciler satın alacakları ürünler ile ilgili “referans bilgi” kaynaklarından bilgi alıp karar veriyorlardı. 50 yıl önce de farklı değildi. Satın alacağınız ürünler ile ilgili ya o ürünü almış olanların tavsiyelerini dinlerdiniz ya da o konuda “kanaat lideri” olan birinin tavsiyelerini.

Kullanıcıların yarattığı içerik kurumların yarttığı içeriği aştı ve katlanarak artmaya devam ediyor. Alıştığımız dünya giderek dijitalleşiyor. WOM (Word of Mouth) için de durum farklı değil. Siz dijital mecrada olmasanız bile ürünleriniz hakkında birileri bir şeyler anlatıyor, birilerine tavsiye de bulunuyor ya da hoşnutsuzluğunu dile getiriyor.

Önümüzde değerlendirmemiz gereken 2 önemli trend var. 1. si internet trafiğinin sosyal ağlara kayması, 2.si tüketici satınalma davranışlarının dijitalleşmesi. 2 trendin birleşim noktasında ise “Now Economy” yükseliyor.

İnsanlar ürünler ile ilgili bilgiye hızlıca ulaşmak istiyorlar ve bunu yapmak için doğru olduğuna inandıkları yol “arkadaşlarına sormak”. Bir problemi çözmek için ya da bir sorun için destek almak için kimse firma sitelerinde cevap aramıyor. Forumlarda, bloglarda, soru cevap sitelerinde ya da yorum yazılabilen milyonlarca sitede bilgiyi arıyorlar. Tam bu nokta da Facebook ve Twitter tüm bu hengamenin ortasında yıldız gibi parıldıyor. WOM gitgide dijitalleşiyor ve tüketicileriniz bu mecraları kullanıyorlar. Sorularına hemen cevap istiyorlar ve sizin o mecrayı kullanmıyor olmanız onların umurunda değil.

İnsanlar bir araya geldiler ve müthiş bir değişimi başlattılar.

Geç olmadan farketmek lazım. Belki de “Hemen Şimdi!”

  • Pinle
Genel, Sosyal Medya içerisinde , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

Sosyal Şikayet Yönetiminde Kullanıcı Etkisi

Şikayetlerin ve çözümlerin internette olduğunu söylemiştik. Sosyal şikayet yönetimi adını verdiğim bu konuya nasıl giriş yapılabileceğinden ve dikkat edilmesi gereken noktalarından söz ettik.

Sosyal şikayetin en önemli noktalarından birisi de kullanıcılardır. Aslına bakarsanız en önemli noktası diyebiliriz çünkü şikayet yönetiminin odak noktasında kullanıcılar bulunuyor. Sosyal şikayet yönetimi konusuna direkt olarak dalmak yerine öncelikle hedef kitlemizin alışkanlıklarını, internet üzerinde neler yaptıklarını, nasıl yaptıklarını ve olaylara nasıl tepkiler verdiğini incelemek gerekiyor. Kısaca kullanıcı deneyimini çok iyi bilmek çok büyük fayda sağlar.

Bir markanın sosyal ağlarda ulaşılabilir olduğunu gören kullanıcıların ilk yapacağı şey her zaman saldırıya geçmek olur. Bu saldırının temel nedeni, daha önceleri markayla ilgili yaşadığı kötü deneyimlerinin olması ve bunu daha önce dinletebilecek bir yetkilinin bulunmamasıdır. İlk saldırının sonunda yıkılmadan duran marka 1-0 öne geçmiş olur. Çünkü en şiddetli tepki giriş aşamasında gelir. Daha sonra gelen şikayetler sayıca fazla olsa da normal karşılanmaktadır.

Marka 1-0 öne geçtiği zaman taraftar kazanmaya başlar. Bu kişiler, ilk saldırıda aktif yer alan ve bu saldırıları sonucunda aldıkları destekten gerçekten memnun kalan kişilerdir. Artık marka elçileri oluşmaya başlamıştır. Çünkü hem kendi problemini hem de önerdiği kişilerin problemlerini hızlıca çözebilmektedirler. Telefonda saatlerce konuşmadan, onların aramalarını bekleyerek tüm işlerini halledebilmektedir.

Bu süreçte de iyi hizmet veren markalar artık bu konuyu sonuna kadar yürütebilme kapasitesine sahiplerdir. Çünkü yaşayabilecekleri en büyük tepkiyi aldıkları halde yıkılmadan devam edebilmişlerdir. Bu markaları gerçekten tebrik ederiz…

Sosyal şikayet yönetimine giren markalar için aşağıdaki aşamalar çok önemlidir:

1- Sosyal ağlara giriş yaptığınız anda saldırıya uğrarsınız, yüzlerce belki binlerce kişi bir anda kötü niyetli olarak saldırır. Bu saldırılar sırasında ayakta kalmak sizin için en temel hedef olmalı, çünkü bu saldırının sonrası çok büyük bir mutluluk olacaktır.

2- Sosyal şikayete giriş yaparken mutlaka bir ön araştırma yapmalısınız. Günlük kaç şikayet alıyorsunuz,  hangi platformlardan daha yoğun şikayet alıyorsunuz, genel olarak şikayetlerin yoğun olduğu konular neler belirlemek lazım.

3- Yukarıda da söylediğim gibi sosyal ağlara giriş yaptığınız zaman beklenenlerden daha fazla tepki alacağınızı bilmeniz gerekiyor. Buna hazırlıklı olun. Bir kriz yönetimi planınız mutlaka olsun.

4- İlk zamanlarda çok iyi hizmet verip de zamanla yoğunluk karşısında yıkılmayın, şikayetler, sorunlar arttıkça yönetim ekibiniz de artsın. Kullanıcılar her zaman ilk aldıkları hizmetin devam edilmesini isterler.

Sizin iyi niyetli bu hareketinizin kullanıcılar tarafından suistimal edileceğini bilmeniz lazım. Bu doğrultuda biraz da kullanıcıların özelliklerinden söz etmekte yarar var:

1- İnternet dünyasında aktif yer alan çoğu kişi maalesef ki art niyetli olabiliyor. Bu durumu sürekli göz önünce bulundurmanız gerekiyor.

2- İnternet kullanıcıları artık daha havalı! Çünkü; kullanıcılar sizden hizmet almak için çaba harcarken şimdi siz onlara hizmet vermek için çaba harcıyorsunuz.

3- İnternet üzerinde yaşayan bu kullanıcılar online destek alabildiklerini gördüğü andan itibaren bir daha diğer destek kanallarını kullanmayacaklardır. Her işlemini bu kanal aracılığıyla gerçekleştirmek isteyeceklerdir. Bunu yapamadıkları zaman hemen markayı kötülemeye başlayacaklardır.

4- Sosyal ağlara markalar ilk girdikleri zaman verdikleri kaliteli hizmeti devam ettiremedikleri zaman, örneğin çözüm süreleri başlangıçta olduğu kadar kısa değilse, kullanıcılar daha ciddi tepkiler göstereceklerdir.

5- Özellikle internet fenomeni olmuş yani çok fazla insana ulaşabilen kullanıcılar maalesef ki bu güçlerini kötüye kullanacaklardır. Bu nedenle bazı kullanıcılar için özel hizmetler vermek zorunda kalabilirsiniz. Bu durumu çok iyi yönetmek gerekiyor, eğer bu kullanıcıları iyi yönetmezseniz büyük bir krize hazırlıklı olmanız gerekir.

Şu anda markalar sosyal ağlarda profesyonel olarak yer almak için ciddi çalışmalarda bulunuyor. Bu durumun sonra ermesine neden olabilecek tek şey kullanıcılar olabilir. Yani internet kullanıcılarının artmasıyla oluşan bu ilgiyi yine internet kullanıcılarının tavırları sona erdirebilir. Hem kullanıcılar hem de markalar bu konuyu çok iyi takip edip bilinçli hareket etmeli.

  • Pinle
Sosyal Medya içerisinde , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

Bir Zamanlar Popülerdik-3: Netscape

Daha evvel Napster ve ICQ‘ya yer verdiğim serinin bu haftaki konuğu, web aleminin ilk tarayıcılarından Netscape. Nihai ilk sürümünün yayınlandığı 1994′ten; teslim bayrağını çektiği 2008′e dek yaşamını sürdüren Netscape’e kısaca bir göz atalım:

NCC -Netscape Communications Corporation- geliştiricileri tarafından C++ kullanılarak yazılan ve geliştirilen Netscape’in ilk beta versiyonu 1994′ün Eylül ayında sunulurken; bundan iki ay sonra -yani Kasım 1994- ise ilk final sürümünü yayınladı. İlk başlarda “Mosaic Netscape” adıyla yayınlanan tarayıcı, daha sonra “Netscape Navigator” adıyla yayınlanmaya başlandı.

1997′deki 4. sürümü itibariyle “Netscape Communicator” sürümüyle sadece web tarayıcısıyla sınırlı kalmayan Netscape, adres defteri, HTML editörü, e-mail istemcisi, anlık mesajlaşma gibi işlevlere sahip bir paket yazılımla Internet kullanıcısının karşısına çıkmış oldu. 1999′da AOL tarafından 4.2 milyar dolara satın alınan Netscape, AOL bünyesinde varlığını sürdürdü.

2000′de 5. sürüm denemeleri sadece pre-alpha ile kalan -alpha bile değil- Netscape’in 6. verisyonundan itibaren tarayıcı, Mozilla Vakfı’nın geliştirdiği tarayıcı altyapısı -MAS: Mozilla Uygulama Paketi – kullanılarak geliştirilmeye başlandı.

2005′te yayına sürülen 8. sürümü ve sonrasında Netscape, artık Firefox tabanlı bir web tarayıcısı konumuna geldi. 2007′nin son günlerine doğru yayınlanan bir blog yazısı ile Netscape’in fişinin geliştiricileri tarafından çekildiği duyuruldu. Aynı yazıda Netscape’in sadık kullanıcılarına Firefox kullanmaları tavsiye edildi.

Çıktığı ilk yıllarda; hemen hemen aynı dönemlerde geliştirilmeye başlanan IE’ye -Internet Explorer- ezici bir üstünlük sağlayan -%80,1-, ancak AOL tarafından satın alındıktan sonra kullanıcılarının IE’ye geçişine engel olamayan Netscape, web dünyasına dahil olduğu ilk yıllardan itibaren kattığı renkler ve yeniliklerle her zaman olmasa da hatırlanmaya devam edecektir.

Netscape ile IE arasında baş gösteren “Browser Wars” günümüzde de hala devam etmekte; Microsoft güdümündeki IE birçok zorlu rakiple -Mozilla Firefox, Google Chrome- mücadele vermekte…

  • Pinle
Genel, Yazı Dizileri içerisinde , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

İnternet kullanıcılarının %10′u Apple sitelerini ziyaret etti…

Dünya genelindeki satış ve açık artırma sitelerinin ziyaretçi sıralamaları ile ilgili yeni
bir rapor yayınlandı. Kaynak: comStore Media Metrix – 17 Ağustos 2011


Raporda ilk göze çarpan Amazon’a ait sitelerin % 20′lik bir orana tekabül eden 282M tekil
ziyaretçi ile listeyi domine ediyor olması. Onu % 16,2′lik oran ve 224M ziyaretçi ile eBay
takip etmekte.
Apple.com siteleri ise listede 4. sırada yer almakta. Apple’ın 134M ziyaretçi ve % 10′a
yakın bir rakamla yer almasında ise I Tunes ve App Store kullanıcılarının önemli bir payı
olduğu yorumları yapılmakta ki hiç de haksız olmadıkları açık.

Detaylı listede yer alan Ortadoğu-Afrika ve Latin Amerika rakamları da bunu doğrulamakta. Açıkcası bu listede son dönemde benim alışveriş yaptığım tek “dükkan” App Store. Diğer sitelere ise fiyat karşılaştırması ise ara sıra fiyat karşılaştırması için uğramaktayım.

Listenin ilk 10′da yer alan diğer 6 kuruluş ise genel itibariyle birbirlerine gayet yakın
oranlarda yer almakta.  Listenin Haziran 2011 verileri ile hazırlandığını hatırlatarak iyi bir hafta diliyorum.

 

  • Pinle
Genel içerisinde yazılmıştır. Yorum yap

Google – Motorola – HP – Microsoft – STB – Google TV – Pay TV industry

comTalks’da son zamanlardaki en sansasyonel gelişmelerden biri olan Google’ın Motorola Mobility’i satınalmasına yer vermeden olmazdı.

12,5 milyar $’lık bu satınalma yatırımcılar tarafından pek de hoş karşılanmadı. (Açıklamanın yapıldığı gün 539$ olan Google hissesi haftayı 490,92$’dan kapattı.

Bu konuda onlarca makale okudum.  Ortak görüş, Google’ın bu hamlesinin arkasında yatan temel sebebin Motorola’nın sahip olduğu 17000 ve başvuruda bekleyen 7500 patent olduğu şeklinde. Google, son dönemde Apple’in patent davalarına karşı Android ekosistemini güçlendirmek istemiş olmalı. Bunun dışında, analistler büyük donanım üreticileri Samsung ve HTC’nin bu durumdan rahatsız olacağını düşünüyorlar. Çünkü artık Google Android işletim sistemi için bir donanım sağlayıcına sahip olmuş oldu ve Motorola’ya öncelik ve ayrıcalık tanıması sürpriz sayılmaz. (Gerçi kar marjı düşük donanım işine bu kadar büyük para gömmenin çok da iyi bir fikir olmadığını düşünenler de hayli fazla.) Diğer taraftan bu satınalmanın Microsoft’un Nokia’yı satınalmasını hızlandıracağını düşünenler de var.  Eğer bu gerçekleşirse Apple, Google ve Microsoft, kar marjı iştah kabartan akıllı telefon ve tablet pazarında hem yazılım hem de donanım sağlayan 3 büyük güç olarak şekillenecektir. Blackberry üreticisi RIM’ın yakında piyasadan silinip gideceği herkesin ortak görüşü zaten. Bu piyasada rekabet o kadar kızışık ve yatırımın geri dönüşü öylesine uzun ki, HP bu güçlü işletim sistemleri ve ekosistemleri ile daha fazla başedemeyeceğini anlayıp geçtiğimiz günlerde havlu attı. HP, 2010 Nisan ayında 1,2 milyar $ ödeyerek satın aldığı Palm’a ait işletim sistemi webOS’u kullanan cihazların üretimini durdurduğunu açıkladı.

Google’ın Motorola Mobility satınalmasının patentler, mobil cihazlar vs. dışında çok da üzerinde durulmayan başka bir boyutu daha var. Motorola aynı zamanda dünyanın en büyük STB (TV’ye bağlanan alıcılar) üreticilerinden biri. Motorola’nın STB’ları özellikle Amerika piyasasında yaygın ve AT&T, Comcast ve Verizon gibi pay-TV operatörlerle (bizdeki Digiturk vb.) iyi ilişkileri var. Türkiye’de de TTNET’in, Tivibu Ev platformundaki STB partnerlerinden biri Motorola. Google, pek de başarılı bulunmayan Google TV için Motorola’nın video çözümleri konusundaki know-how’ını kullanarak televizyon mecrasını da AdSense için kullanabilir. Yakın gelecekte TV operatörlerinin Android STB’lar kullanması için en büyük engel olarak içerik konusu gösteriliyor, çünkü Google, AdSense için tüm internet içeriğini erişilebilir kılmak isterken, TV operatörleri ise içeriği kontrol altında tutmaya çalışıyor. Bu sebeple birçok analist, Google için Set-Top-Box bölümünü birkaç milyar $’a satmanın en makul seçenek olacağını düşünüyor.

Ortalık toz duman. Global devler cesur hamleler ile yarının dünyasında kendilerine yer açmaya çalışıyorlar. Kimileri 2020′lerin Apple’ı olacak, kimileri de yok olup gidecek.

Kaynaklar;

1. http://andrewpburke.wordpress.com/2011/08/16/google-motorola-would-you-%E2%80%98adam-%E2%80%98n-eve%E2%80%99-it/

2. http://www.computerworld.com/s/article/9219295/HP_kills_tablets_confirms_PC_spin_off_plans

3. http://www.iptv-news.com/iptv_news/august_2011_2/informa_telecoms_-and-_media_there_is_a_huge_amount_of_work_needed_to_use_google_tv_on_moto_stbs

4.http://www.businessinsider.com/what-google-just-bought-from-motorola-2011-8

10. http://blogs.hbr.org/cs/2011/08/googles_strategic_mistakes_dro.html

11. http://www.forbes.com/sites/adamhartung/2011/08/18/googles-big-mistake-buying-motorola-to-save-android/

12. http://www.huffingtonpost.com/2011/08/15/google-acquisition-motorola-mobility_n_927043.html

  • Pinle
Genel içerisinde yazılmıştır. Yorum yap