Geçen hafta İçeriğin Krallığı hakkında bir yazı yazmıştım. Yazı özetle nitelik ve nicelik konularından bahsediyordu… Webrazzi Summit’te gördüklerim bu tartışmayı Türkiye’nin internet pazarı için de yapılabileceğini düşündürdü bana.

Bu blogu takip eden çoğu insanın bildiği gibi dün Webrazzi Summit İstanbul’da gerçekleştirildi. Tıpkı Webrazzi’nin de dediği gibi, Türkiye’nin en büyük internet etkinliği bu. Geçen yıla göre katılımcı sayısında ciddi bir artış vardı. Aynı zamanda yabancı katılımcıların oranı da bir hayli yüksekti. Arda Kutsal da bundan birkaç kere bahsetti sahnede.

Etkinlikte konuştuğum pek çok yabancı katılımcı da etkinliğin beklediklerinden çok daha büyük çaplı olduğunu düşünüyorlardı. Her açıdan etkinlik, beklentilerinin üstündeydi. Aynı zamanda tüm gün konuşulan şey, Türkiye’nin şu anda dünyanın en sıcak 3 internet pazarından biri olması konusu da yabancı katılımcıları etkilemişti.

Şimdi bunları birleştiriyorum: etkinliğin büyüklüğü, katılımcıların fazlalığı, Türkiye internet nüfusunun interneti kullanım istatistikleri, kullanıcı sayısı, Facebook rakamları… Ve buna benzer bir çok unsur. İşte tüm bunlar, Türkiye için muhteşem bir kutu görevi görüyor. Her türlü boyutta yatırımcıyı etkileyecek, pazara çekecek göz alıcı bir kutu.

Buraya kadar her şey güzel, her şey istediğimiz gibi. Fakat kutu açıldığında içinden çıkan Türkiye, gerçekten göründüğü gibi mi? Neden bu soruyu soruyorum? Öncelikle daha önceki yazıların birinde bahsettiğim, trafik çok ama kalite yok durumu nedeniyle.. Ve bundan daha da önemlisi, Türkiye pazarına giriş yapmayı düşünen veya yapan yabancı şirketlerin burada karşılaştıkları en büyük zorluğu yetenek bulamamak olarak nitelendirmesi. Bu, gerçekten önemli bir sorun bizim için. Pazar müthiş bir potansiyele sahip olabilir fakan içini yeteneklerle dolduramıyorsak, potansiyeli açığa çıkartacak ve somut kazançlara dönüştürecek iş gücü yoksa, Türkiye’nin dünyanın en sıcak ilk 3 internet pazarından biri olmasının ne manası var?

Türkiye’ye girme kararı alıp sonrasında uygun ve yetenekli iş gücü bulamayan bir şirketin pazara girmekten vazgeçtiğini öğrendim dün. Eminim bunun gibi birkaç örnek daha vardır. Ya da bazı şirketlerin sırf bu sebeple girişlerini 1 yıl gibi uzun bir sürede gerçekleştirdiklerini kendim biliyorum.

Burada yazanlar izlediklerim sonucunda çıkardığım kendi yorumlarım. Eğer gerçekten aksini düşünen varsa, beni ikna etmesini rica ediyorum. Türkiye’deki yetenekli iş gücünün pazar potansiyelini çok rahat karşılayabileceğini düşünen birileri varsa…