Tüketicilerin markalarla konuşmaya başlaması, isteklerini onlara duyurması ve sonunda markalardan bir aksiyon alması sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle gerçekleşti. Tüketicilerin sosyal medya mecralarında sürekli olarak kendileriyle ilgili konuştuğunu fark eden markalar ise bu durumu kendileri için olumlu bir pazarlama yöntemi olarak görerek o mecralarda kendilerine bir konum oluşturmaya başladılar.

Geleneksel kitle iletişim yöntemleri biter mi, biterse bu ne kadar süre sonra olur gibi soruların cevaplarını henüz kimse yorumlayamıyor. Fakat şöyle bir gerçek var ki artık markalar geleneksel medyaya harcadıkları bütçeden kısarak dijital medyaya yatırım yapıyor. Markaları dijital medyaya yönlendiren sebeplerin başında ise daha hızlı ve ekonomik oluşunun yanında tüketiciden direk aksiyon alınması da geliyor. Tüketiciden direk aksiyon alınması konusunda Türkiye’den çok beğendiğim bir örnek verebiliriz; Hepimizin çocukken (hatta belli bir yaşa geldikten sonra bile) bayılarak tükettiği Eti Puf, tüketicilerinin sosyal medya üzerinde “Eti Puf’un köşeleri elimi kesiyor!” şeklinde şikayetlerini fark ediyor ve sosyal medyadan aldığı bu aksiyon sonucunda ambalajını değiştirerek köşelerini ovalleştiriyor. Eti Puf’un çocukluğumuzdan gelen önemli markalardan biri olmasına ve çok uzun yıllardır böyle bir sorunla tüketiciler karşı karşıya kalmasına rağmen bu sorunun fark edilmesi ve düzeltilmesi sosyal medyanın hayatımıza girmesinden sonra gerçekleştiği için “sosyal medya markalar açısından ne kadar önemli?” sorusuna en net cevabı veriyor.

Peki bir marka dijital medyayı aktif olarak kullanırken nelere önem vermeli, hangi mecralarda yer almalı ve kendini nasıl konumlandırmalı? Markalar geleneksel medya ile aynı şekilde öncelikle hedef kitlesini belirleyip ona uygun bir içerik stratejisi ve kampanya belirliyor. Ardından hedef kitle ile karşılıklı konuşmaya ve kampanyanın geri dönüşleri alınmaya başlanıyor. Marka hangi mecralarda olması gerektiğine karar verirken de hem hedef kitlesinin nerede onun hakkında konuştuğuna hem de kendi marka konumlandırmasına bakmak gerekir. Örneğin hali hazırda Facebook’ta var olan bir kitleyi -eğer Twitterda aynı kitle bulunmuyorsa- Twitter’a çekmek ve aynı kitleyle orada da etkileşim içinde olmak marka için zor olanı seçmekten başka bir yol değildir.

Sosyal medyanın hızlı kullanımı da markalarla tüketiciler arasındaki bağı kuvvetlendirmede önemlidir. “Sosyal medyanın hızlı kullanımı” noktasında size hiç yabancı gelmeyecek fakat dijital medyanın etkin kullanımında parmakla gösterilebilecek en güzel örnek olduğu için Oreo’nun Super Bowl gecesi Twitter örneğini vermek en yerinde hareket olacaktır. Hikayeyi sosyal medyada marka hareketlerini gözlemleyen ve sektörün içinde olan herkes biliyordur fakat kısaca özetlemek gerekirse; Super Bowl gecesinde maçta 34 dakikalık ertelenmeye sebep olacak bir elektrik kesintisi yaşanır ve Oreo bu ortayı inanılmaz hızlı bir şekilde gole çevirecek şu görseli Twitter hesabından paylaşır:

Oreo’nun bu hızlı hareketi onu sosyal medyanın kralı yapar. Üzülerek belirtiyorum ki henüz Türkiye’de olaylara bu kadar hızlı tepki gösteren bir markayla karşılaşamadık.

Markalar sosyal medyada var olmalı mı, sosyal medyanın önemi nedir, “benden duymuş olmayın ama sosyal medya yakında biter abi” tarzında cümleleri çoktan geride bıraktık. Aramızda hala “Sosyal medya dediğin nedir ki, Mark Zuckerberg facebook’u kapatmaya karar versin anında biter.” diye düşünenler var mı bilmiyorum. Bu noktada eskiden çok aktif bir şekilde kullanılan ve artık dijital medyada isimleri geçmemesine rağmen sektörün büyümesinde etkin rol oynayan mecraları hatırlatmak gerekli mi? Peki siz markanızın asosyal kalmasına seyirci mi kalacaksınız?