comTalks - Bilgi Teknolojileri

Bu bölümde Bilgi Teknolojileri alanında yazılar, söyleşiler ve yorumlar bulabilirsiniz.

AveaLabs – Yakın Gelecek!

31 Mart Cuma günü Avea’nın davetiyle AveaLabs‘ı gezme fırsatı bulduk. Bu sayede hem Avea’nın yaptığı çalışmaları hem de teknolojinin ne kadar hızlı ilerlediğini, hayal ettiğimiz şeylerin aslında yapılmaya başladığını görebilme fırsatı bulduk.

Avea’nın bu inovasyon merkezinin en önemli özelliği Türkiye’nin ilk ve tek lisanslı Ar-Ge merkezi olması. Türkiye’nin önde gelen şirketlerinin bu alanda bu kadar sessiz kalmaları beni oldukça şaşırttı. Benim, inovasyon merkezi olarak adlandırdığım AveaLabs’ın en önemli özelliklerinden biri de müşterilerine, daha doğrusu girişimci müşterilerine verdiği destek. Bu merkeze yapılan girişim başvuruları, fikirler gerçekten ilgi gördüğü zaman, bir probleme çözüm olduğu zaman gerekten geliştiriliyor ve destekleniyor. 

Okumaya devam et »

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri içerisinde , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

Semantik Web SEO’yu nasıl etkileyecek?

Semantik Web. Bir çoğumuz bu terime yabancı değil aslında. Uzun zaman önce Google ile hayatımıza giren “bunu mu demek istediniz?” algısı semantik web’in daha iyi anlaşılması için atılmış önemli adımlardan birisi oldu. Gelişen teknolojiler ve artan ihtiyaçlarla birlikte arama motorlarından da daha fazlasını bekler olduk. Sorduğumuz sorunun net cevabını, aradığımız bilginin önemli kısımlarını, ulaşmak istediğimiz mekanla ilgili bizim işimize yarayacak bilgileri… İşte bu noktada Semantik Web ihtiyaçları çözecek önemli bir rol üstlendi.

Okumaya devam et »

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri, SEO içerisinde , etiketleriyle yazılmıştır. 3 Yorum

Online Reklamcılıkta Veri Madenciliği

Dün gerçekleştirilen Webrazzi Dijital‘in ilk konuşmacısı Nokta CEO’su Tümay Asena’ydı. Tümay Asena bence dünkü entkinliğin en can alıcı, en çok önem verilmesi gereken cümlesini söyleyen kişiydi. İnternet reklamcılığının Veri Madenciliğine doğru gittiğinden bahsetti.

Peki nedir bu veri madenciliği? Kısa bir tanımla büyük data setlerinden amaca uygun şekilde en uygun dataları derlemek. Fakat bunu bir algoritmaya bağlı olarak, yani bir mantık çerçevesinde yapıp gerektiği zaman başka amaçlar içinde tekrarlanabilir hale getirmek.

İnternet Reklamcılığı ve Veri Madenciliği

Dünyada olduğu gibi online reklam harcamaları Türkiye’de de artıyor. Harcamalar arttıkça reklamlardan almaya çalıştığımız verim de artıyor. İşte veri madenciliği de bu noktada devreye giriyor.

Okumaya devam et »

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri, Online Reklam, Pazarlama içerisinde , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

E-Posta 2.0

Geçtiğimiz haftalarda keşfettiğim ve fikir olarak çok beğendiğim bir uygulamadan söz etmek istiyorum bu hafta. Hepimiz e-posta kullanıyoruz, hatta büyük çoğunluğumuz hem kişisel hem iş için farklı e-posta adresleri kullanıyouz. E-postaların diğer dijital teknolojilere kıyasla devasa bir tarihi var fakat yine de süper kolay diyebileceğimiz e-posta kullanımı hala yapılamadı, ya da Gmail gibi güzel işler yapıldı ve bu bizim beklentilerimizi yükseltti. Sonuç olarak daha iyi e-posta kullanımı aradığımız bir gerçek.

Okumaya devam et »

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri, Sosyal Medya içerisinde yazılmıştır. Yorum yap

İkincil Pazar Ekonomisi ve İnternet Girişimleri

“İkincil pazar için; başka sektörlerin, ürünlerin halihazırda oluşturmuş olduğu pazarın etkisiyle oluşan ve bu pazarlar ile birlikte ilerleyen pazarlardır” şeklinde bir tanım yapmak yanlış olmaz diye düşünüyorum. Türkçe tatmin edici bir tanım bulamadım. İngilizce tanımını ise, daha önce Afşın’ın yazdığı Facebook ve İkincil Pazarlar yazısında paylaştığı Wikipedia linkinden okuyabilirsiniz.

Peki bu tanım ile İnternet sektörünü bir araya getiren şey ne? Bu iki olguyu bir araya getiren şey tabi ki de İnternet sektörünün yakın zamanda oluşturduğu ikincil pazarlardır. İnternet’in hanelerde aktif kullanılmaya başlamasıyla ile başladığını düşündüğüm ikincil pazarlar Google ve Facebook gibi şirketlerle çok iyi seviyelere gelmeyi başardı. Artık İnternet girişimleri kendi pazarlarını oluşturmanın yanında yeni pazarlar oluşturarak hem değerlerini arttırıyor, hem de iş dünyasına inanılmaz katkı sağlar hale geliyorlar.

Okumaya devam et »

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri, Pazarlama içerisinde , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 1 Yorum

Süreklilik ve Yenilik

Süreklilik: İki topolojik uzay arasındaki bir f gönderiminin, bir anlamda, “atlamasız” olma durumudur. Tek değişkenli gerçel fonksiyonlar için, “grafiğini el kaldırmadan çizebilme” şartının soyutlanmasıyla ulaşılmış bir kavramdır. (Kaynak)

Biraz matematiksel olsa da aslında süreklilik yani istikrar böyle bir şey. Hayatımızın her alanında duyduğumuz gibi yaptığımız her şeyde sürekliliği yakalayabildiğimiz zaman o konuda başarılı olabiliriz. Çok zordur ama kesin başarı getirir, ister diyet yapıyor olun, isterseniz de yeni bir dil öğrenin, hepsinde başarılı olmanın ortak noktası süreklilikten geçiyor.

Peki süreklilik konusunu iş dünyasına nasıl taşıyabiliriz? Her başarılı şirket sürekliliği koruyabilmiş midir? Başarısının sırlarından biri de bu mudur? Bu soruların cevabını bugün yaptığım araştırmalar sonunda gördüm ki maalesef hayır! Başarılı iş yapıyorlar, güzel gelirler elde ediyorlar ama başarılarının arkasında süreklilik kavramı bulunmuyor. Bilemiyorum ama sanki monotonluk, süreklilik kavramının yerini almış gibi.

Şirketler için süreklilik kavramı çok önemli bir kavram olmalı. Burada süreklilik yeniliği getirir, bu nedenle çok önemlidir. Çünkü başarılı olabilmek için kendi alanında sürekli olarak yenilikleri takip ederek iş hayatına uyarlaman gerekir. Kendi alanında ilk olmak bir çok şirkete başarı getirse de bu şirketlerin en büyük problemi yenilikleri takip edememek ve bu nedenle sürekliliği kaybetmek. Sürekliliği kaybettikleri zaman da ilk olmanın avantajları yavaş yavaş kaybolmaya başlıyor ve bu da şirketin gerileme dönemine girdiği anlamına geliyor.

Aslında anlatmak istediğim şey çok açık; Bir nedenden dolayı elde ettiğiniz başarının sürekliliğini sağlayabilmek için yenilikleri çok iyi bir şekilde takip etmeniz ve uygulamaya başlamanız gerekir. Bunu yapmadığınız takdirde yani yenilik konusunda ki sürekliliğinizi kaybettiğinizde artık başarısızlığın kapınızın arkasında olduğunu bilmeniz gerekir. Türkiye’nin bir çok ilk şirketinin başına gelen de bundan farklı sayılmaz.

Büyükler, ilkler size sesleniyorum! Yenilikleri takip edin, başarınızın sürekliliğini sağlayın!

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri içerisinde yazılmıştır. Yorum yap

FlightAware – Başarı Hikayesi 16

comTalks başarı hikayelerinde bu onaltıncı hafta ve yazı dizisi şaşırtıcı bir servisle devam ediyor. comTalks Başarı Hikayeleri bölümünde bu hafta FlightAware isimli canlı uçuş takip sistemi yer alıyor. Bir süredir ara verdiğimiz başarı hikayeleri serisine bu vesileyle devam etmiş oluyoruz.

Geçtiğimiz haftalarda comTalks’ta sırasıyla Campaign Monitor, BigCommerce, Logik, iTeleport, TechSmith, Litmus, iData, A Small Orange , WooThemes , Smartasses , AnswerLab, GitHub, Alien Skin Software, Kentico Software, Envato, Admoda, InsuranceAgents ve Maestro Panel şirketlerinin başarı hikayeleri vardı. Seriyi yeni farkeden okurlarımız baştan başlayabilirler.

Bu seri 37signals’in Bootstrapped, Profitable & Proud serisinin Türkçeye çevirisidir.

2004′ün sonlarında Daniel Baker (sağda) ülkesinin içinde bir Cessna 172s uçuran çiçeği burnunda bir özel pilottu. İhtiyacı olan çözümü “Tıpkı ticari bir havayolu kullanıyormuşum gibi arkadaşlarımın ve ailemin uçuşlarımı takip edebilmelerini istedim.” diyerek açıklıyor Baker ve ekliyor “Kendi uçağımı uçuruyor olabilirim ama yine de yere indiğimde araca ihtiyacım oluyordu. Bazı ticari şirketler bu hizmeti sağlıyordu ama bu da aylık 1.000 $ gibi bir meblağ tutuyordu yani aile ve arkadaşlar için pek de gerçekçi bir çözüm değildi. FAA ile iletişime geçtim, devletle çalışmanın bazı püf noktalarını öğrendikten sonra canlı olarak uçuşların veri akışına ulaşmayı başardım.”

Sonrasında Baker boş zamanlarında bu veriyi doğru aktarabileceği bir altyapı ve web arayüzü planlamaya başladı. Arkadaşları Karl Lehenbauer ve David McNett’i yardımcı olmaları için işe aldı. Altı ay sonra ilk FlightAware.com‘u yayınlamışlardı. Baker’a göre projesi pilot topluluğu arasında “rüzgar gibi” yayılmıştı.

“Çok geçmeden telefon çalmaya başladı. Bir adam arayıp özel uçuş raporu istedi. Birilerinin elimizdeki değerle ilgilenmesinden çok memnundum. Bir excell dosyası geliştirip ücretsiz gönderdim. Sonra arayan adamdan 200$ istedim o da seve seve ödedi. Sonra arayan adamdan benzer bir iş için 500$ istedim, yine problem değildi. Çok geçmeden farketmiştim ki gerçek bir iş fırsatının içinde oturuyorum. Çok geçmeden telefon sayısı arttı ve telefonlara bakmak için birini işe alma konusunda bana cesaret verdi.”

Hızlı büyüme donanım ve bant genişliği gibi maliyetler doğurdu. Başlarda Baker kendi kredi kartıyla giderleri ödüyordu. “Birden 6.000$’a bir sunucu aldım ve onu direkt kartımla ödedim. İşe yarayacağını düşünmüştüm; hesaplamalarıma göre Ekim 2005′te şirket günlük 20$ kazanıyordu. Bu sayede bir yıl olmadan kendi kendimi düze çıkarabilirdim. Sonra gördük ki sandığımızdan daha hızlı büyüyoruz bizde elimizde ne var ne yok bant genişliği, donanım ve web tasarımına yatırdık. Toplamda karlılığa ulaşmadan önce 25.000$ harcamıştık. 2006′nın Mart ayından bu yana da kârlı bir şirketiz.”

Uçuşlara detaylı bakış

Bugün site tamamen bitmiş durumda. Diğer uçuş sitelerinin yaptığı gibi uçuş durumlarını havayolu şirketinden alıp direkt sunmaktansa bizzat canlı uçuş ve operasyon verisi sağlayabiliyor. Buna radar pozisyonları, uçuş düzenlemeleri, hava durumu, gecikme tahminleri, uçuş trendleri ve daha fazlası da dahil. Baker ‘a göre site ayda 2 milyon’dan fazla insana hizmet veriyor. Özel ve havayolu uçuşlarının oranının 50% 50% olduğunu da ekliyor. Üstelik site ayda 150m reklam gösterimi de yapıyormuş.

Ek gelirler resmi veri hizmetlerinden geliyor. Baker açıklıyor; “Bir uçak sahibinin tüm uçuş geçmişini öğrenip vergileri halletmesinden, uçak motoru üreticilerinin gerçek uçuş şartlarını değerlendirebilmesine FlightAware’in tarihi veri tabanından değerli cevaplar bulabildiğimiz pek çok soru var. Üstelik ilginç soruları olan pek çok şirket de var.” FlightAware aynı zamanda havacılık endüstrisi için geliştirdiği ürünlerden de kâr ediyor.

Baker ‘a göre FlightAware yayınlandıktan 18 ay sonra 1m $ ‘ın üzerinde kazanmıtşı. “Hiç iş planımız ve hatta gerçek bir ürünümüz olmadığını varsaydığımızda başarılı sayılabilir.” diyor. “Bugün, satışlar milyonlarla ölçülüyor fakat büyümemiz her yıl 40% ile 75% arasında değişiyor. Toplam iki ofisimizde 20 elemanımız var. Ofislerimizden biri Hueston diğeri New York’ta. Veri merkezlerimiz ise üç farklı şehirde. Hueston, New York ve Londra. Bu durumun birkaç yıl yeniden büyümeye geçmeden sürdürmemiz gereken bir hacim oldğunu düşünüyoruz.”

“Hiç iş planımız ve hatta gerçek bir ürünümüz olmadığını varsaydığımızda başarılı sayılabilir.”

Bildiğiniz nokta-com’lar gibi değil

Genç bir internet şirketi pinpon oynayan ve şort giyen adamları aklınıza getiriyor olabilir. Fakat FlightAware bu değil. “Telefonlarımıza hafta içi sabah 7 ‘de bakmaya başlıyoruz, üstelik haftanın 7 günü de açığız. Sabah saat 9 ‘da hemen herkes işte oluyor ve takım giyiyoruz.” diyor Baker ve ekliyor; “Diğer .com şirketlerinin dışında biz uçak yapım işlerinde, uçak ekibinin düzenlenmesinde, tatil planlarında etkin oluyoruz. Müşterilerimizin gecikmelerle ilgili en ufak bir espri anlayışı yok. Görünüşe göre daha çok bir kurumsal hizmet firması gibi davranıyoruz, takip, yedekleme konusunda hasta derecede titiz sayılabiliriz ve asla bir hata sayfasına çizgifilm karakteri koymuyoruz.

“Fakat bu bizim yavaş hareket eden sıkıcı bir bürokrasi olduğumuza veya eğlenmediğimiz anlamına gelmiyor. Her eleman iç işleyişteki bazı rutinlerden siteye koyacağımız bir özelliğe kadar şirket içindeki herhangi birşeyi değiştirip, geliştirme konusunda cesaretlendiriliyor. Geliştiricilerin yazdıkları kodlar pek çok zaman 24 saat geçmeden milyonlara ulaşmış oluyor.

“Yaptıkları işin cabucak milyonlara ulaşabilmesi onlar için bir motivasyon. Geliştiricilerin genellikle yayınladıkları veya başka birşeye çevirdikleri bazı hobi projeleri var. Bunlar zaman içinde bizim öğlen yemeği sipariş sistemimize veya kahve makinesinde eğer taze kahve varsa sitenin üst kısımında geliştiricilere özel bildiri veren bir sisteme dönüşüyor.

Bu hobi projesi LunchAware olarak adlandırılıyor ve restoranlar arasında oylama yapmaya, öğlen yemeyi siparişi vermedilerse sipariş vermeye hatta ödemeyi otomatik olarak kartlarından yapmalarına olanak sağlıyor.

“Satış tarafındaysa hemen herkes kendi stratejisi, pazarı hatta ürünü ile gelebilir. Tabi eğer insanlar ürünleriyle ilgileniyorsa ve biz o ürünü sağlıklı olarak verebiliyorsak. Satış ekiplerimi yalnıca FlightAware ürünleri satmazlar onları aynı zamanda geliştirip tasarlarlar.”

“Satış ekibimizden Matt Davis birkaç farklı özelliği paketleyip özel jetler için terminal hizmetleri veren FBO’lara satabileceğimizi düşündü. Projenin adını FBO Toolbox koydu ve aylık 100$’dan satmak istedi. Rakiplerinden 10 kat daha ucuz olan bu ürün hem pazarı hareketlendirdi hem de başladığı günden bu yana yüzlerce lisans sattı. Ürün benzin fiyatlarını takip ediyor ve uçağın ne kadar yakıta ihtiyacı olacağını öngörüyor. Ürünü geliştirirken bir şirket kararı almadık, ben ve CTO sürece hiç dokunmadık. Enson tasarım ajansımızın konu ile ilgili bir broşür hazırlayıp hazırlamayacağını sordu ve ben kabul ettim. İçinde ne kadar özellik olduğunu görünce etkilendim, gayet iyiydi.

Büyüme sancıları

Büyüme sancısı olarak Baker ‘a göre ne büyük olay elemanlarını “yapıcılardan, yöneticilere” dönüştürmek olmuş. “FlightAware pek çok şirket gibi kendi alanında Rock yıldızı olan bazı insanlar tarafından kuruldu.” diyor ve ekliyor “Rock Yıldızı Geliştirici, Rock Yıldızı Veritabanı Mimarı, Rock Yıldızı İşadamı vs vs. Bir ürünü bu kadar hızlı çıkarabilmemizin sebebi, tonla medya alanı yakalamamızın ve binlerce müşteri kazanmamızın sebebi bu ekip.”

Baker’den tavsiyeler

Yapmak istediğiniz birşeyi yapın, çevresine iş ve parayı koyun. Sırf klas bir fikir olduğu için bedavaya bile yapacağınız bir iş yapın.

Pek çok yerde “inanılmaz pazar verisi” ya da “pazarı domine eden şirket” gibi terimlerle anıldım fakat aslında olay o değil. Uçuş takibi yapmak istedim ve bu beni gerçekten heyecanlandırdı. Başarılı olmamızın sebebi gelişimi tetikleyen fanatik tutkumuzdu. Tüm o tutku bugün herkesin kullandığı bir servise, şirketini seven elemanlara ve müşterilere dönüştü. Eğer bir işi sadece para yapmak için yapıyorsanız bu işinizde görünür.

“Sonra şirket gerçek bir işe ve ticari yapıya dönüştü ve rock yıldızı adamlar birden birkaç elemandan sorumlu yöneticilere ve birkaç farklı projeden sorumlu insanlara dönüştüler. Gayet anlamlı ve büyümenin aslında doğal yolu bu fakat sonra farkettik ki en kıymetli adamlarımızı kendi işlerinin dışında bazı alanlarda kullanmaya çalışıyoruz.”

“Herkes için bir öğrenme deneyimi olmaya devam ediyor; Sahip olmadığınız bir özelliği geliştirmek çok fazla çaba, iletişim ve kişisel motivasyon gerektiriyor. Anahtar şu; çok iyi bir yönetici olmayı istemeniz gerekiyor, tabi eğer başka birşey olmayı istemiyorsanız. Çünkü şirketi ileri götürmeye adanmış olmalısınız.

“Kendimi örneklerde çok kullanıyorum. Hergün daha önce hiç yapmadığım birşey yapıyorum. Daha önce hiç 6 yıllık bir şirktin CEO’su olmamıştım. FlightAware isimli bir şirketin 1, 2, 3, 4, 5, yaşındaki halinde CEO’luk yaptım, hergün yönettiğim şirket daha önce yettiğim herhangi bir şirketten daha büyük daha eski.”

Çıkış Stratejisi?

Baker’in karşısında durduğu en önemli konulardan biri ise müşteri taleplerinin kölesi olmak. Ona göre “Müşteriler, veya potansiyel müşteriler, “eğer şunu yaparsan ben alırım, herkes de alır” derler. Gerçekten de o ürünü geliştirmek heyecan verici olabilir. Her nasılsa hem FlightAware hem de önceki şirketlerimde bu konudan muzdarip oldum. Problem şu; insanlar aslında sen ortaya çıkarmadıkça ne istediklerini bilmiyorlar. Bunun sebebi müşterilerin aptal olması falan değil, ben de öyleyim. Bir özelliğin  üzerine çok düşüyorum fakat sonra görüyorum ki aslında o kadar da işe yaramıyormuş yani düşündüğüm kadar iyi bir fikir değilmiş.”

Baker’ın hedefi en geniş ve güvenilir havacılık verisine sahip havayolu şirketi olmak ve havayolu ekranlarından iPhone uygulamalarına kadar herşeye hayat vermek. Çıkış stratejisi için ise onun yorumu şu “Gerçekten düşündüğüm birşey değil. Şirketi 50 yıl aralıksız büyütmek istiyorum demiyorum elbette fakat bir kişinin sürekli çıkış stratejileri, halka açılma stratejileri vs gibi konuları düşünerek başarılı olabileceğine inanmıyorum. Potansiyel alıcı ürünleri her gün kullanmıyor ve biz ürünleri ve şirketi onlar için kurmadık. ”

“bir kişinin sürekli çıkış stratejileri, halka açılma stratejileri vs gibi konuları düşünerek başarılı olabileceğine inanmıyorum”

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri, Röportaj içerisinde , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

Sonraki Büyük .Olay

“İnternet, her internet kullanıcısını etkileyecek önemli bir değişimi tecrübe etmek üzere.” İnternet’in temelini oluşturan, alan adı sistemini ve yönlendirmeleri yöneten ICANN, internet’in son büyük değişikliğini bu cümleyle açıklıyor. Bu yeni değişiklik tıpkı .com, .net ve .org gibi .örnek şeklinde jenerik alan adları kaydetmeyi mümkün kılıyor. Elbette bu yeni bir haber değil fakat yazımızın cevaplamaya çalışacağı bazı sorular var;

  • Kimler kayıt yaptırabilir?
  • Ne zaman kayıt yaptırabilir?
  • Nasıl kayıt yaptırabilir?
  • Ticari kayıt nasıl yapılacak?
  • Sivil toplum kuruluşları nasıl kayıt yapabilecek?
  • Eğitim kurumları nasıl kayıt yapabilecek?

Yeni jenerik alan adı politikası yalnızca ingilizce karakterleri değil, Arapça, Kirilce, Çince ve Türkçe gibi kendi karakterleri olan dillere de jenerik alan adı uzantıları sağlayabiliyor. ICANN 45 gün sonra jenerik alan adları için başvurular toplamaya başlayacak ve kurumlar ICANN’a başvurularını tamamlayıp ulaştıracaklar.

Jenerik Alan Adı Uzantılarının Program Direktörü Michael Salazar bir tanıtım videosu hazırlatmış. Salazar ve ekibi gTLD konusunda cevabını bilmek istediğimiz soruları cevaplıyor. Jenerik alan adlarını yazının bundan sonraki kısmında kısaca gTLD olarak yazacağım;

Kimler Başvurabilir?

gTLD için bilinen, öncelikle itibar sahibi olan her kurum, kuruluş, organizasyon veya dernek başvuru yapabilir. Ne yazık ki şahıslar, yeni girişimler ve birleşmek üzere olan şirketler gTLD için başvuru yapamıyorlar. Kısaca bir marka değeri olan, büyük bir organizasyon olma şartı aranıyor ve değerlendirme sürecine katılabilmek için ödenmesi gereken bedel 185.000 $.

Sivil Toplum Kuruluşları

Toplum faydasına çalışan bir organizasyonsanız başvuru sürecinde kuruluşunuzu çok net anlatabiliyor olmalı ve ürettiği faydayı kolayca gösterebiliyor olmalısınız.

ICANN dernekler ve sivil toplum kuruluşlarından bu anlatımları şu sebeple istiyor, gTLD’ler teslim edildikleri kurumlara bazı faaliyet alanları belirlenip bunlar üzerinden bir sözleşme imzalanarak teslim ediliyor. Bu sebeple ticari olsun olmasın her kurum kendisini çok net anlatmak durumunda.

Bölgesel gTLD’ler

Bu jenerik alan adı türü için bence olması gerektiği gibi bazı katı çizgiler var. Bu alandaki başvurular ISO ve Birleşmiş Milletler listelerinden gerekli doğrulamalar yapılarak teslim edilecek.

Ülkeler kendi isimlerini gTLD olarak kaydedemeyecekler. Dolayısıyla .türkiye alan adı uzantısını yakın gelecekte görmeyeceğiz. Bölgesel olan, şehir, semt veya başkent gibi markalar ise yalnızca bağlı bulundukları devletin onayıyla jenerik isimlere sahip olabilecekler.

gTLD başvuruları 12 Ocak 2012 tarihinde başlayıp 12 Nisan 2012 tarihine kadar devam edecek. Salazar takvimin önemine “başvuru sürecinde izlemeniz gereken bazı adımlar olacak, bu sebeple takvim önemli” diyerek özellikle dikkat çekiyor. Yani normal TLD’lerin (.com .net .org vs..) aksine gTLD başvuruları iletişim gerektiren bir süreç olarak işleyeceği için olabildiğince erken başvuru yapıp eksiklerinizi ve ödemek durumunda olduğunuz bedelleri öğrenmeli ve iletişimi başlatmanız öneriliyor.

Başvurular belirlenen tarihler içerisinde şuradaki adresten gerçekleştirilebilecek.

Yorumlarda bu sürecin interneti nasıl etkileyeceği konusunda tartışabiliriz. Şahsen markaların ve siyasilerin baskısı ile pek çok yanlış anlaşılmaya ve karışıklığa sebep olabileceğine inanıyorum. Umarım ICANN tarafından doğru yönetilen bir süreç olur.

Bir gün gecikmeyle de olsa sizinle olmak güzel, şunu hatırlatayım; comTalks’a “kadın gücü” kazandırmak için çalışmalarımız başladı. Yakında iddialı isimlerin duyurusunu yapabiliriz.

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri içerisinde , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

HTML5 ile Mobil BI ve CRM Uygulamalarının Geleceği

Yazıya başlarken; Yurdumuzun doğusundaki hain saldırının yaralarını henüz sararken; Van’da dün meydana gelen 7.2′lik depremin acısını yaşamaktayız. Depremde hayatını kaybeden kardeşlerimize Yüce Allah’tan rahmet; depremi yaşayan kardeşlerimize de başsağlığı ve sabır diliyorum.


20 kadar sene evvel Tim Berners-Lee tarafından icadı ile Internet sahasına kilit oyuncu olarak giren HTML, günümüzde ise 5. versiyonu ile sadece bir işaretleme dili olmadığını gözler önüne seriyor. Halen gelştirme ve iyileştirme aşamasında olmasına rağmen HTML5, mevcut özellikleri ile harika ve kullanışlı web uygulamaları geliştirmeye müsait konuma geldi. Gerek taşınabilirliği, gerek kolay ve anlaşılır kod yapısına sahip olması, gerekse çoklu platform desteği – yani cross-browser – ile HTML5, birçok alanın vazgeçilmezi olacağa benziyor.

Enterprise Apps Today’ın yazısına göre; HTML5′in, iş zekâsı -BI- ve CRM mobil uygulamaları geliştirmede öncü konuma gelecek. HTML5′in, özellikle çoklu cihaz ve platform desteği ile, bu yönde olmazsa olmazların başını çekmesi beleniyor.

BI ve CRM uygulamalarında; HTML5 öncesine bakıldığında, uygulamaların Flash, Java ya da Silverlight kullaılarak geliştirildiği görülmekte. Spesifik ve kısıtlı cihaz desteği olan bu programlama dilleri ile uygulama geliştirmek, gerek geliştirme esnasında, gerekse son kullanıcının elinin altında problem olabilmekte. -Flash uygulamalarının iOS tabanlı cihazlarda sorun çıkartması, Silverlight’ın Microsoft tabanlı uygulamalara hitap etmesi gibi… -

Ancak bu teknolojilerin yerine HTML5′in kullanımı ile sadece mobil web tarayıcılarına ihtiyaç duyan hem içerisine dijital görsel-işitsel içerikler yerleştirilebilir, dokunmatik ve sensör duyarlı, hem de başta da bahsedildiği üzere çoklu cihaz ve platform desteği sunan uygulamalar geliştirmek mümkün. Üstüne üstlük; giderek yaygınlaşan bulut ortamı -Cloud Computing- ve gelişen mobil Internet bağlantı olankları, HTML5′in elini oldukça güçlendiren ve hiç de küçümsenmeye gelmeyecek unsurlardan sayılabilir.

Global marketing dünyasının uzmanlarından Tiemo Winterkamp; müşterilere, önemli bilgilere ulaşmayı ve işlemler gerçekleştirmeyi her cihazdan, her yerden, her zaman mümkün hale getirdiğine dikkat çekerken, bu çoklu cihaz destekli uygulamaların sadece bir kez yazıldığını da ekliyor. Ona göre Internetin süper güçleri olarak adlandırılabilecek Google, Apple ve Microsoft’tan tam destek alan HTML5, web tabanlı uygulamalarda geleceğin standardı olma yolunda hızla ilerlemekte. Ancak web tarayıcı geliştiricilerinin kendilerince önem arz eden özelliklere öncelik vermesi nedeniyle HTML5′in her tarayıcıda ayrı çalışması sorun olarak görünse de; nihai sürümünün çıkması planlanan 2014′e bu soruların çözülmesi öngörülüyor.

HTML5′in dikkate değer bir başka özelliği; farklı dijital içerikleri ve teknolojileri bir araya getirerek “client mashup” tarzı uygulamalara müsade etmesi. Örneğin bir satıcı; Google Maps veya Foursquare kullanarak satacağı ürünlerin hedef kitlesini belirleyebilir, varsa daha uygun bir çevreye yönelebilir, mümkünse kullanıcılarla Twitter, Gtalk gibi kanallarla iletişim kurabilir. Ya da -kendimden örnek vereyim:- Foursquare ile Yeditepe Üniversitesi ve çevresinde sıklıkla “check-in” yapan kişilerin, Ataşehir civarındaki gayrimenkul ve emlak kuruluşlarınca sosyal yollardan takip edilmesi gibi.

Winterkamp’a göre şu an HTML5 ile her fonksiyonun kullanımı önerilmiyor, çünkü HTML5 halen gelişim aşamasında. Bununla birlikte gelişim sürecini başarıyla tamamlayan fonksiyon var oldukça bunu da uygulamalarda yer vereceklerini de ifade ediyor Winterkamp.

Sonuç olarak; özellikle gelişim sürecinin 2014′e bitirilmesi öngörülse de, HTML5 şu anki görünümü ile bile mobil BI ve CRM uygulamaları geliştirmekte önemli roller üstlenecek, hatta bu alanın geleceğini belirleyecek gibi görünüyor.

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri, Mobil İnternet içerisinde , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

SMS: Mesajlaşmaktan da öte (İNFOGRAFİK)

Hafif öne eğik başlar, bir tuştan başka bir tuşa giden parmaklar ve en sonunda büyük tuşa -“Gönder” tuşu- giden bir parmak ve kimi heyecan, kimi sıkıntı, kimi sevinç, kimi üzüntü dolu bir oradan bir oraya giden kısa ifadeler… Gerek en eski cep telefonların dahi desteklemesi, gerek operatörlerin  sunduğu uygun fiaytlar ve avantajlı paketler, gerekse -özellikle toplantı ve ders sıraları gibi- ortamlar için son derece uygun olması, sese ihtiyaç duymayışı gibi birçok olumlu yönleriyle ön plana çıkan ve hepimizin bir şekilde kullandığı SMS ile ilgili; MBA Online‘ın hazırladığı hoş bir infografiği ve içerdiği verileri sizlerle paylaşmak istiyorum:

Öncelikle -biz SMSçiler olarak- nüfusumuzu açıklamak istiyorum: Dünyada yaklaşık 4,2 milyarlık bir çoğunluğa sahibiz. Bu da yaklaşık Dünya’nın 3/5′ini oluşturduğumuz anlamına geliyor.  Ayrıca Google’un 4 aylık toplam ziyaretçisine; 5 tane Facebook’un toplam üye sayısına eşit olduğu gibi 1975′teki dünya nüfusuna da eşit diyebiliriz. Bu çoğunluğu bir ülkenin olarak düşünürsek; yaklaşık 3 Çin, 4 Hindistan, 14 ABD veya 60 Türkiye nüfusuna eşdeğer.
Günümüzde sosyal medya her yönden çevremizi kuşatmış olsa da; SMS en çok tercih edilen veri paylaşım türü. Nihayetinde biz birbirimize “:)” gibi ifadeler bile göndersek, bunun bir veri olarak saklanıp hedef cihaza aktarılması -ya da taşınması- söz konusu.

2010 verilerine göre dünya genelinde birbirimize toplam 6,1 trilyon mesaj göndermişiz. Bu da saniyede yaklaşık 195 bin mesaja denk düşüyor -ki 2007′ye oranla %338′lik bir artış söz konusu.- Doğal olarak da bu kadar kullanıcıya sahip ve bu kadar mesajın gönderildiği cep telefonlarımızın dünyada en çok satılan elektronik cihaz olduğunu belirtmek yerinde olur.

Biraz da SMS’leri gönderirken veya okurken kullandığımız cihazlara -yani cep telefonlarına- göz atalım: Gelişmekte olan ülkelerde her 3 kişiden 2′sinin cep telefonu hattı aktifken; Dünyamızda 48 milyonluk bir kesim var ki; bu kesim cep telefonu sahibi olduğu halde elektrikleri yok. Peki bunlar telefonlarını nasıl kullanabiliyor diyebilirsiniz, çoğunluğu araba aküsü kullanarak telefonlarını şarj ediyor.

2012′de 1,7 milyar telefonun daha kullanıcılarla buluşması ve birçok ülkede banka hesabı bulunan kişi sayısından daha çok cep telefonu kullanıcısı olması bekleniyor. Bu durumu özellikle Afrika ülkelerinde belirgin olarak gözlemlemek mümkün.

 

Biraz da ülkelerde SMS veya telefon bazlı ilginç uygulamalara bakalım:

  • – Günümüzde çok zorlu bir süreçten geçen Afganistan’da polis memurları; NATO’nun 2009′da başlattığı uygulama ile maaşlarını telefonları ile %36′lık zamla birlikte alıyor.
  • – Filipinler’de halkın yaklaşık %90′ı; devlet ile işlerini SMS aracılığı ile yürütüyor.
  • – 40 milyonluk Kenya’nın 1/3′i; bankacılık ve finans işlemlerini -para gönderme, fatura yatırma, vb.- telefonlarını kullanarak gerçekleştiriyor.
  • – Sahte ilaç üretimi ve kullanımının yaygın olduğu Gana ve Nijerya’da HP’nin kurduğu sistem ile vatandaşlar, ilaç ambalajlarında yer alan kodu SMS ile göndererek ilacın gerçek olup olmadığını öğrenebiliyor.

Bu kadar veriden sonra cep telefonlarının ve SMS’in biz insanlar için çok ama çok büyük önem arz ettiği, deyim yerindeyse yaşantımızda olmazsa olmaz bir unsur olduğu ve uzunca bir süre bunun devam edeceğini rahatça ifade edebiliriz. Her an gelişim ve değişim içinde mobil hayatın tadını çıkarmamız dileği ile…

Not: İnfografiğin tamamını buradan inceleyebilirsiniz.

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri, Genel içerisinde , , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap