comTalks - Kurumsal İletişim

Bu kategoride Kurumsal İletişim alanında yazılar, yorumlar ve röportajlar bulabilirsiniz.

Yeni Medya’da Hız

Son bir iki gün içerisinde gerçekleşen iki olay bilgi akışının bu kadar hızlandığı günlerde hızlı karar alabilmenin ne kadar önemli olduğunu hatırlatması açısından çok önem taşıyor;

TTNET ile Kesintili İnternet
Cuma gecesi saat 22:00 sularında tüm Türkiye’de bir internet kesintisi yaşandı, kesintinin nedenini yeni gelecek bir servise bağlayanlar da oldu fişlemeye daha elverişli bir yapıya geçildiğini söyleyenlerde, bu sabah Redhack grubu da olaya dahil olup TTNET’e yapılan ddos saldırısı sonrası TTNET’in yükü kaldıramaması sonrası interneti kestiğini söyledi, Türk Telekomsa facebook sayfasında yaptığı açıklama ile durumun teknik bir aksaklık olduğunu söyledi.


Okumaya devam et »

  • Pinle
Kurumsal İletişim, Sosyal Medya içerisinde , , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

İyi ve Yeni Müşteri(ler) Edinmenin 10 Yolu

Müşteriler, şüphesiz iş dünyası için kilit öneme sahiptir: Sizi vezir de edebilir, tabii rezil de. İş dünyasındaki başarınız büyük ölçüde müşterilerle ilişklerinize bağlıdır. Ne kadar geniş ve iyi anlaştığınız, ayağı alışmış müşterileriniz varsa; iş dünyasında o kadar iyisiniz demektir. Tabii bu iyi çevreyi edinmek -ve mevcut çevreyi korumak- her zaman kolay olmayabiliyor. SP News’ten Terri Seymour’un paylaştığı yazıda bu süreci kolaylaştırabilecek 10 öneri sunmuş:

Okumaya devam et »

  • Pinle
E-Ticaret, Kurumsal İletişim, Pazarlama içerisinde , etiketleriyle yazılmıştır. 1 Yorum

Krizlerden Geriye Kalanlar

Ekim ayında, Van Depremi sonrası Onur Air’in Facebook sayfasında patlak veren krizi hepimiz hatırlıyoruz. Kriz meydana geldiğinde sosyal mecralarda herkes bunun Onur Air için çok ciddi bir PR kaybı olacağını söylemişti. Arada birkaç kişi ise birkaç ay içinde hiçkimsenin krizi hatırlamayacağını, Onur Air’in çok kısa vadede bundan etkilense bile 1 ay sonrasında krizin etkililerini yaşamayacağını iddia etmişti. Ben de yine comTalks’da yazdığım bir yazıda krizin markaya zarar verdiğinden bahsetmiştim.

Bugün Onur Air’in Facebook sayfasını incelediğinizde toplam beğeni sayısının 250.000‘e yaklaştığını göreceksiniz. Aynı zamanda Son 2 haftada sayfada konuşulanlar, rakiplerinin Facebook sayfalarıyla karşılaştırıldığında içerik olarak hiçbir farklılık göstermiyor. İşi biraz daha somutlaştırmak istiyorum. SocialBakers‘tan aldığım datalara göre 7 Aralıktan bugüne Türk Hava Yolları, Pegasus, Anadolu Jet, KLM Türkiye ve Onur Air‘in Facebook sayfalarındaki fan sayılarının artış grafiği şöyle:

 

Görüldüğü gibi Onur Air rakiplerinin arasında, THY’den sonra artış oranlarında 2. sırada. Diğer hava yolu firmalarının(Atlas Jet, Sunexpress…) ise ya dişe dokunur bir Facebook sayfaları yok, ya da SocialBakers indekslemesine dahil değiller. Bir dipnotla THY’nin özellikle son 3 ayda sosyal medya iletişimine daha profesyonel bir gözle baktığını ve buradaki kampanyalara ağırlık verdiğini eklemek gerek.

Yukarıdaki grafik tabii ki ¨Sosyal Medya krizler önemsizdir¨ anlamına gelmiyor. Fakat ben şu anlamı çıkartabilirim: ¨Sosyal medyadaki krizler unutturulması, unutulması diğer mecralara göre daha kolay krizlerdir!¨ Eğer Onur Air krizi iyi yönetilseydi, krizden 1 hafta sonra olumsuz etkilerini o zaman konuştuğumuz gibi konuşmayacaktık. Ama yönetilmedi, biz de konuştuk. Üzerinden 3 ay geçti, unuttuk.

Sosyal medyadaki krizler unutturulması, unutulması diğer mecralara göre daha kolay krizlerdir!

Benzer bir vaka McDonald’s'ın son Twitter kampanyasında yaşandı. McDonalds Twitter’da #McDstories hashtag’i ile bir kampanya başlattı. Fakat bu kampanya McDonald’sın planladığından ziyade, bir eleştiri kampanyası haline dönüştü. Twitlerde insanlar hamburgelerin içinden çıkan bilimum maddelerden söz etmeye başladılar. McDonald’s bu fiyasko sonrası #littlethings hashtag’i ile yeni bir kampanya başlattı. Şimdilik #littlethings’de işler yolunda gözüküyor. İnsanlar ¨sabahları iyi bir kahve¨den, ¨bir çocuğun gülümsemesi¨nden bahsediyorlar. (Aslında bu ikinci kampanyada bir fiyasko daha var, o da Hilton markası olan DoubleTree’nin aynı hasthag ile bir PromotedTweet kampanyası başlatmış olması).

Şu ana kadar görüştüğüm çoğu küçük işletme, marka sahipleri sosyal medyaya girişlerinde çekinceli davranıyorlar. ¨Evet girmek lazım fakat ya..?¨ şeklinde başlayan cümlelerle olmayan krizlerinden korkuyorlar. Oysa Onur Air vakası Türkiye’nin sosyal medya tarihindeki en derin krizdi. Peki ya şimdi?

  • Pinle
Kurumsal İletişim, Pazarlama, Sosyal Medya içerisinde , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 1 Yorum

Alman Disiplini ve Blitzkrieg

 

22 Aralık’ta Techrunch Avrupa’da bir yazı yayınlandı. Rocket Internet‘in kurucusu olan Samwer kardeşlerden Oliver Samwer’in kardeşlerine ve bazı ülke yöneticilerine yolladığı bir e-posta’dan bahsediyordu bu haber. Techcrunch mail hakkında kendi yorumunu yapmış, irdelemiş maili. Oliver Samwer’in bu maili Avrupa’da bir efsane haline gelen Samwer Brothers’ın yaptığı işlerde nasıl efsaneleştiğini çok iyi anlatıyor aslında. Bu mailde yazılan bazı maddeleri Türkçe’ye çevirmek ve yönetim tarzı açısından Samwer’lerin bakış açısını yansıtmak istiyorum.

there are only 3 areas in ecommerce to build billion dollar business: amazon, zappos and furniture.

E-commerce alanında milyar dolarlara ulaşmak için sadece 3 adet alan olduğunu belirtiyor Samwer: Amazon, Zappos, mobilya. Hadi mobilya sektörü tamam diyeceksiniz, diğer ikisi alan değil, sektör değil.. Mailin devamında da göreceğiniz üzere, Samwer’in Amazon ve Zappos’a karşı enterasan bir ilgisi var. (İlgi kelimesinin altını siz doldurun) Rocket Internet’in en büyük başarı hikayelerinden biri olan Zalando, Zappos’un Avrupa’daki kopyası olarak nitelendiriliyordu.

Team in India, Turkey, Australia, South Africa, South East Asia, I want you to change strategy and become the fastes, most aggressive and most succcessful company we ever built….And do not tell me that you are following the strategy already, today from india to turkey, you have implemented 20% of this. Now it is time to either decide we will die to win or to give up.

Hindistan, Türkiye, Avustralya, Güney Afrika ve Güneydoğu Asya’daki takımların stratejilerini değiştirip pazarlarındaki en hızlı, en agresif ve en başarılı şirketler haline gelmesini istiyor Samwer. Mevcut stratejiyi zaten uyguladıklarını söylemelerini istemiyor, Hindistan’dan Türkiye’ye bu stratejinin sadece %20′sinin gerçekleştirildiğini söylüyor. ¨Şimdi karar verme zamanı; kazanmak için ölecek miyiz yoksa vaz mı geçeceğiz?¨

We must be number one latest in the last month of next season….Because only number one can raise unbelievable money at unbelievable valuations….I have seen it how easy it is for me in Brazil and how difficult in Russia, because our team fucked up.

Samwer Brezilya’daki girişimler için yüksek miktarlarda yatırımlar sağlamış fakat aynı şeyi Rusya için söyleyemiyor. Neden? Çünkü Rusya’daki takım ona göre resmen çuvallamış. Tüm mail boyunca Samwer’in Rusya hakkındaki görüşleri açıkça belli oluyor. Ve hatta Rusya’daki başarısızlığın oradaki takıma neye mal olduğunu, eğer aynı başarısızlığı gösterirlerse mevcut takımların başına da aynı şeyin geleceğini söylüyor.

assume that your competition will do crazy things: tv, groupons, selling below cogs, … you must assume eveything in your plan so that there are no surprises. i do not accept surprises. i want this planned confirmed by all three of you: you must sign it with your blood.

Geldik en can alıcı paragrafa. Samwer takım liderlerinden istediği strateji planında her şeyin düşünülmüş olmasını, gün sonunda hiçbir bahaneyi kabul etmeyeceğini söylüyor. Son olarak da ¨Hazırladığınız bu planları 3ünüz de onaylayın. Planlarınızı kanınızla imzalamalısınız¨ diyor. Evet mecaz mecaz da… Nereye kadar. Daha önce de Rocket’ın agresifliğe olan düşkünlüğünden bahsetmiştim. Fakat bu agresiflik bazı yerlerde hem şirket içi hem de şirket dışındaki insanların huzurlarını bozacak cinsten.

you need more top people. more mckinseys, goldman. find young talent, aggressive talent, smart detailed.

Bundan epey zaman önce Rocket yöneticilerinden biriyle yaptığım bir görüşmede ekiptekilerin akademik ve kariyer geçmişleri beni çok etkilemişti. Dünyanın en iyi okullarından mezun olup yine dünyanın en iyi şirketlerinde çalışan insanlardan oluşuyorlardı. Maliyeti yüksek fakat etkinliği neredeyse kesin olan aynı zamanda çalışkanlıklarını düşündüğümüzde de verimlilik açısından yüksek bir ekip. Buradaki gençk kelimesi de önemli. Ben tanıştığımda ekibin yaş ortalaması 24-26 civarındaydı.

Summary: i give you all the money to win, i give all the trust, but you come back with unmatched success. If i see that you are wasting my money, that you are not german detail oriented, that you are not fast, that you are not aggressive, that you are not data driven, that you are not doing logistics well, upload inventory fast, buying wrong inventory, then i get angry and do like in russia, where no people leading the company now and i lost a ton of money and the founders lost 50% of their equity and no salary for 6 months. we are in the same boat, everyone has to do his mission.

Yukarıda bahsettiğim, ¨Rusya’nın başına gelenler bunlar, siz de dediklerimi yapın, aynı şeyler sizin başınıza da gelmesin¨ kısmı… Rusya’da tam olarak ne oldu bilemiyorum ama Oliver Samwer’in sonuçta durumdan hiç hoşnut olmadığı kesin. Rusya’daki ekip de bunun sonucunda hisselerinin %50′sini kaybetmişler, 6 ay maaş alamamışlar. Diğer yandan şu cümle ise virgülüne kadar doğru; ¨Hepimiz aynı teknedeyiz, herkes üzerine düşeni yapmalı¨

I am the most aggressive guy on internet on the planet. I will die to win and i expect the same from you!

İşte tüm maili, hatta Samwer’in yönetim tarzını, iş hayatına bakış açısını anlatan cümle bu. Internet dünyası bu kadar sert ve agresif bir girişimci gördü mü bilmiyorum. Tarzıyla Richard Branson kesinlikle farklı olan bir girişimci mesela. Ama Samwerlerin de artık ¨Win like a Samwer¨ dedirtecek bir tarza ve etkiye sahip olduklarını düşünüyorum.

Genel olarak, dışarıya sızan bu mailde yer alan düşünce ve yönlendirmeler aslında bir internet şirketinin, hatta girişiminin, başarıya ulaşmasındaki çok önemli noktaları gözler önüne seriyor. Bazı ayrıntılara karşı çıkabiliriz; örneğin rakiplerini Blitzkrieg yöntemiyle alt etme düşüncesi.. Bu kelimeden yazıda hiç bahsetmedim: Blitzkrieg II. Dünya Savaşı’nda Nazilerin kullandığı savaş taktiklerine verilen isim. Almancam çok iyi değil ama, tuzak yöntemi de deniliyor. Samwer bu kelime için daha sonra Techcrunch’a bir özür yazısı bile göndermişti, kullandığı bu kelimenin maksadını aştığını söyleyerek. Öyle ya da böyle yanlış tarafları olduğu kadar, doğru tarafları da var bu mailin. Özellikle kişisel olarak hiç sevmediğim; ¨Oturup bekleyelim de görelim¨ bakış açısına karşı olması nedeniyle proaktif ve belli bir dereceye kadar agresif olmak her şirketin yararınadır diye düşünüyorum. Ama¨kanla imzalamak¨ konusunda tereddütlerim var…

  • Pinle
E-Ticaret, Kurumsal İletişim içerisinde , , , etiketleriyle yazılmıştır. 1 Yorum

Sosyal Medya’nın Şirket Stratejilerine Etkileri

Bir şirketin ürün/hizmet strajisini kim belirler? Kimileri için bu soru çok basit olabilir; şirket danışmanları, CEO, yönetim kurulu vs… Benim cevabım ise müşteriler. Bir şirketin ürün/hizmet kararlarını müşterileri, kullanıcıları bir manada o şirketin sahip olduğu ürün ve hizmetlerden faydalanan ya da zarar gören kullanıcılar belirler. Şirket yöneticileri ise bu geribeslemeleri analiz ederek doğru kararlarla uygularlar.

Peter Shankman bu durumu şöyle özetliyor;

Şirketinizin yönünü siz değil, yatırımcılarınız değil, müşterileriniz belirler. Müşterilerinizi dinleyip, isteklerine göre hareket ederseniz, müşterileriniz sizinle kalır. Dinlemezseniz, her zaman yeni müşteriler bulmak zorundasınızdır.

Şirketlere danışmanlık falan yapmıyorum fakat özellikle günümüzde müşteri/kullanıcı odaklı hizmet vermek şirketleri bir adım öne çıkarıyor, burası kesin. Benim söylemek istediğim şey, Sosyal Medyanın şirketler için kullanıcılarının geribeslemelerini okumak, müşteri ihtiyaçlarını takip edebilmek adına faydalı bir araç olduğu.

9 Ay öncesine kadar şirketlerin %94′ü sosyal medyayı müşterilerini dinlemek için kullanmıyorlardı. Fakat bu rakamın gün geçtikçe azaldığını hepimiz hissedebiliyoruz. Kullandığımız ürün ve servisler hakkındaki görüşlerimizi her zaman dile getiriyorduk, her zaman şikayet ediyorduk ya da başkalarına ürünün ne kadar iyi olduğunu anlatıyorduk. Ama tüm bu konuşmalar biz ve aktardığımız kişi arasında kalıyordu. Sosyal Medya ise artık bu tip geribeslemelerin daha hızlı şekilde şirketlerin kulağına gitmesini sağlıyor.

Dominos’un kısa süre önce yaptığı kampanya buna en güzel örneklerden biri. 2 yıl boyunca uğraştıkları yeni pizza tarifini uygulamaya başladıktan sonra kullanıcıların tepkilerini websitesinden ve Twitter’dan aldılar. Dikkat edilmesi gereken nokta şu; olumlu tepkiler değil, olumsuz ve belki de yıkıcı olanlar şirket içinde daha fazla heyecan ve istek yaratabilir. İşte bu, ürün/pazarlama müdürlerinin, CEO’nun elinde. Bu nedenle markaları Sosyal Medya mecralarında olumsuz tepkileri bertaraf etmektense değerlendirmeye almaya çağrıyorum.

  • Pinle
Kurumsal İletişim, Pazarlama, Sosyal Medya içerisinde , , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

Ben Konuşurum! Sen Anlamasan da Olur!

Geçtiğimiz hafta Devletşah ile birlikte vazo yaptığımızdan söz etmiştik. Bu hafta ise vazo ile aynı gün çıkardığımız diğer dersten söz edeceğim. Teknik konuşmak ve yazışmak!

Yukarıki görselden ne olduğunu, ne işe yaradığını çıkarabilir misiniz? Teknik çizim eğitimi almadıysanız muhtemelen anlamayacaksınızdır. Görüntü tanıdık gelse, ne olduğunu az çok çıkarsanız bile bunun tam olarak ne anlama geldiğini anlamanız mümkün değil. Çünkü teknik bir bilgi gerektiren bir konu bu. İşte iletişimde de sıkıntılardan biri budur. Teknik bilgi farklılıkları.

Müşterileriniz de sizler gibi pazarlamada uzman veya müthiş kodlar yazan veya çok iyi tasarımlar yapan kişiler olmayabilir. Onlar bu bilgilere sahip olmadığı için sizin istediklerinizi anlamayabilir, söylemek istediklerinizi yanlış bile anlayabilir. Aynı şekilde siz de müşterinizin ne demek istediğini, nasıl bir şey istediğini onun konuşmasından anlamayabilirsiniz. İşte bu nedenle iletişimde mümkün olduğunca sade ve günlük bir dil kullanmanız gerekir.

Devletşah’ın sabah ofise getirip bıraktığı bir pipet ve elinde bu pipetin teknik çizimi tüm bunları özetlemişti. Herkes bu çizimlere bakarak anladığı ürünü getirmek için dağıldı. Bu çizim bardağa, çöp kutusuna, halkaya, kaleme her şeye benziyordu. Herkes bir şey getirdi ve sonunda Devletşah kalkıp pipeti bıraktığı yerden aldı. Aslında istediği şey oydu ve bize daha net söylemiş olsaydı herkes ne aradığını bilir ona göre bulur ve getirirdi fakat teknik çizim eğitimi almadığımız için sadece o görselden yola çıkarak farklı farklı şeyler bulduk.

İletişim çift taraflı bir iş olduğu için iki taraf da bu konuda çaba sarfetmek zorunda. Anlatan kişi mümkün olduğunca açık ve net olacak, dinleyen kişi ise mümkün olduğunca soru sorarak anladığı konuyu netleştirecek. Böyle olduğu zaman her şey daha güzel olur emin olabilirsiniz.

  • Pinle
Kurumsal İletişim, Sosyal Sorumluluk içerisinde , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

Bana Bir Vazo Çizer misin?

Diğer günlerden hiç bir farkı olmayan bir çalışma günüydü. Sevgili direktörümüz Devletşah herkesi etrafına çağırdı ve bilgisayarları bir süreliğine kapatmamızı istedi. Çok enteresan bir şey çünkü bir ajansta bilgisayarları kapatmak demek, aç bir insana yemek yemeyi kesmesini söylemek gibi bir şey. (Eneteresan bir benzetme, kabul ediyorum.)

Herkes Devletşah’ın ne söyleyeceğini merakla bekliyordu ve Devletşah konuştu: “Bana birer vazo çizer misiniz?” Çok basit bir soruydu, herkesten birer tane vazo çizmesini istemişti. Bunu yapmakta ne var ki, hemen çizeriz, hepimiz zamanında resim dersi almış insanlarız.

10 dakika sonra herkes çizdiği vazoyu getirip Devletşah’a verdi. Hiç bir vazo bir diğerine benzemiyordu. Hepsi farklı şekillerde, farklı boyutlarda vazorlardı. Aslına bakarsanız normal olanı da buydu.

Burada Devletşah’ın istediği gibi bir vazo gelmesi ihtimali çok aslına bakarsanız çok düşük bir ihtimaldi çünkü Devletşah’ın istediği vazonun genişliğin, yüksekliğini, kıvrımlarını, genel büyüklüğünü, rengini ve daha bir çok ayrıntısını kimse bilmiyordu. Devletşah bu detayları paylaşmış olsaydı gelen vazolar benzer şekillerde olurdu. Burada “ama Devletşah hiç detay vermedi ki, istediği gibi bir vazo nasıl alabilir ki” demek de bir diğer yanlış oluyor. Devletşah detayları vermediği zaman ona bunları sormamız gerekiyordu. Ayrıntılarını ondan zorla bizim almamız gerekiyordu ki istediği gibi bir şey ortaya çıksın.

Burada iki önemli noktaya dikkat çekmiş olduk.

1- Bir kişiden bir şey isterken mümkün olduğunca detaylarını vererek istemek gerekir. Bunu yapmadığımız zaman kötü-yanlış sonuçlar alma ihtimalimiz çok çok yüksek, bu da zaman ve iş gücü kaybından başka bir şey değildir.

2- Karşımızda bir konuyu anlatan birisi var ise ve yeterli detay vermiyorsa, önemli noktaları kaçırıyorsa bunları ondan bizim istememiz, sürekli soru sorarak detayları almamız gerekir.

Bu şekilde çalışıldığı zaman çok daha mutlu ve huzurlu bir iş hayatınızın olacağına emin olabilirsiniz.

Keyifli çalışmalar. (:

  • Pinle
Genel, Kurumsal İletişim içerisinde , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 4 Yorum

Information overloaded!

İstanbul’da Mimar Sinan Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü 4. sınıf öğrencisi Metin.

08:30 – Cep telefonunun melodisiyle uyanır. Telefonu eline alır, 2 tane mesaj vardır. Biri “finale beraber çalışalım” diyen arkadaşı. Diğeri “Vodafone”. Gençlik bir kere yaşanır! Pazartesi 200 SMS sadece 1,50 TL.

08:50 – Buzdolabından “Nutella” çıkarır, demlikte kendisinden önce kalkmış olan ev arkadaşının hazırladığı 5 adet “Lipton” poşet çayın etiketleri sallanmaktadır. Yeniden ısınmış olsa da farketmez kardeşimiz için. Ekmeği de alır, masaya oturur. Kumandaya basar.

08:55 – “Garanti Emeklilik” ve “Adopen” reklamları eşliğinde NTVSpor izler. “Spor Toto” Süper Lig bitmiş, maçın sonucundan çok daha kaliteli birey ve sporcu yetiştirmeyi amaçlayan “Coca Cola” U-16 liginin finalleri oynanmaktadır. Akşama “uludağ limonata” sponsorluğunda 90 Dakika sezon sonu izlenebilecektir tanıtımlara göre.

09:00 – Metin kahvaltısını bitirmeden önce cep telefonundan Twitter’i açar. “Yazı karakteri tasarımı notları olan var mı?” yazar, hemen sonra “Kitapyurdu”ndan tweet gelir. pardon bir retweet; “En hızlı teslimat..” Bir siyasetçi günlük faaliyetlerini anlatan bir tweet atar; Hayaldi, gerçek oldu!” Bir de facebook’u açmak lazım. “Altın Çilek” paylaşımı, “gitti gidiyor” viral videosu. Profil resmini değiştiren 4 kişi. Hmm, şuna bir like atalım, başarılı olmuş…

09:15 – Metin giyinmiş, Dikilitaş’taki evinden çıkmıştır. Yolun karşısında billboardlar bu sabah değişmiş; “Media Markt” delikanlı sözü vermekteyken “Zaman Gazetesi” yüksek tiraj için teşekkür etmektedir. Bir seçim arabası geçer yanından, “İstanbul rahat bir nefes alacak”. “Mopaş” market özel sarı kağıtlara ispirtolu kalemle ama güzel bir el yazısıyla “Reis Pirinçleri”ndeki indirimden bahsetmektedir.

09:25 – Sınava çalışmak için zamana ihtiyacı vardır Metin’in ve otobüse biner Barbaros’tan aşağı. Yanındaki çocuk “Iphone 3G”‘sinden müzik dinlemektedir. Otobüste şoförün tam arkasındaki levhada “Şehir Tiyatroları” ilanı, tavana asılı el tutacaklarda “Vatan Bilgisayar” logosu yer almaktadır. Yanından “Shell Helix” ilanlı bir dolmuş geçer.

09:30 – Beşiktaş’a varır Metin, dolmuştan iner; meydanda kendisini 3 boyutlu dev “Knorr” çorba malzemeleri karşılar. Okulun girişinde “Nescafe” adamlar vardır, ücretsiz 3′ü bir arada dağıtmaktadırlar. Tam da ihtiyacı olan şey.

Ortalama bir sabah, 1 saat içerisinde Metin 25 kadar marka ile karşılaştı. Bütün günü varın siz düşünün. Peki siz mesela bir ajansın planlama ekibi olsanız; Metin’in karşısına nerede, ne zaman çıkmak isterdiniz?? Ne kadar şansınız var?

Kalabalık bir kokteyl ortamındasınız, herkes bağıra bağıra konuşuyor. Derdinizi anlatmanız gereken kişi ortada kalmış, şaşkın şaşkın etrafına bakınıyor. Etrafında ona elini uzatanlar, sürekli laf atanlar, bir kenardan düzenli aralıklarla benim adım …., benim adım …. diye bağıranlar var. Kimileri rengarenk giyinmiş, kimileri son derece kibar görünmeye çalışıyor. Şansınızı artırmak için neler yapardınız?

Bence anahtar kelime içtenlik. Tıpkı gerçek insan ilişkilerinde olduğu gibi. Doğru düzgün birisi, zamanla farkedilir, kendisine şans bulur, er ya da geç.

Metin’e sınavında başarılar diliyoruz. Metin, tüm sabah gördüğü bütün yazılardaki, logolardaki tipografiye baktı, fontları düşündü. En sevdiği fontu (Futura) kullanan bir marka bir adım öne geçti.  :)

İyi bir hafta diliyorum.

  • Pinle
Genel, Kurumsal İletişim, Pazarlama içerisinde , , , , , , , , , , , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

comTalks İstatistikleri 2

29 Kasım 2010 günü beş genç sektör profesyoneli olarak bir araya gelip oluşturduğumuz comTalks yedi ay gibi kısa bir sürede okurlarının, yani sizlerin desteğiyle epey yol aldı. Arada bir sizlere gelişimimizle ilgili bilgi vermek istiyoruz. İlk bilgilendirme yazısını geçtiğimiz aylarda ekibimizden sevgili Burak Budak yazmıştı.

Geçen süre zarfında comTalks 150‘den fazla içerik üretip okurlarının beğenisine sundu. Bu içeriklerden bir kısmı raporlar ve infograflar, bir kısmı da araştırmalar olarak karşınıza çıktı.

Açılışından bu yana ürettiği içerikle comTalks ekibi toplam 225 yorum ve yönlendirme aldı. Tabi üniversite ziyaretlerimizi de unutmamak gerek. Çok kıymetli öğretim üyesi hocalarımız ve öğrenci arkadaşlarımızın davetlerine icabet etmeye çalıştık.

Ekibimizin bir bölümü dijital pazarlama ve reklam alanlarında uzman isimler olsa da marka bilinirliğini arttırmak için profesyonel planlama yapmadık. Organik büyümeyi gözlemlemek istedik. Geçen süre durmadan içerik üretmekten bizler çok keyif aldık. Siz okurlarımızın yoğun ilgisi ise azmimizi perçinledi.

Bu haftayı kapatırken comTalks’un geçtiğimiz süre zarfında ürettiği verileri bulabileceğiniz bir görsel hazırladık.

Diğer yazar arkadaşlarımın yazılarının kısa bir hatırlatmasıyla haftayı kapatıyorum. İyi haftasonları dilerim!

  • Pinle
Kurumsal İletişim içerisinde , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 3 Yorum

E-Kitap İle İlgili Yayınevleri Ne Düşünüyor?

Geçtiğimiz hafta teknolojinin geleceğinin ön görülmesinin zorluğundan hareketle e-kitap ile ilgili düşüncelerimi ve birkaç sektörel veriyi paylaşmıştım. Hafta başında 10-12 kadar yayınevine 2 sorudan oluşan bir mini-anket maili gönderdim. Maillerime cevap yazan 3 yayınevi oldu, hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim. Sektörün ilk 5′inde yer aldığını düşündüğüm bu yayınevlerinden gelen cevapları bana geliş sırasına göre yayınlıyorum.

Eklemeliyim ki 2 fuarın (Diyarbakır ve Kocaeli) birden yer aldığı bu haftada bazı yayınevlerinin yetkilileri maili cevaplama fırsatı bulamamış olabilir. Bana kendilerinden cevap geldiği an yazımı güncelleyeceğim. İşte cevaplar;

Timaş Yayınları;

E kitap ile ilgili düşünceleriniz:

Elektronik yayıncılık mı yoksa dijital yayıncılık mı sorusunun hala sorulduğu bir ortamda yaşıyoruz, ve hangisi hangisinin alt kümesi hala tam emin değiliz. Bununla beraber dijital yayıncılık kavramı bana daha yakın geliyor. Buradan başlarsam, dijital yayıncılık temelinde e kitap, çoklu içerik yapılarının okuma deneyimini inanılmaz bir şekilde arttıran bir meta olarak ele alınmalı diyebilirim. Statiklikten kurtulup dinamik bir yapıya kavuşan içerik, kitap formunun dışına taşarak başka bir deneyim haline gelecek diyebilirim. Burada en önemli nokta, zamanı değerli geçirmek… Siz de çok yazarlı bir blogsunuz, uzun yazılar yerine daha kısa – video içeren – çeşitli linklerle akışkanlık sağlayan içeriklerin daha fazla tıklandığını benden iyi biliyorsunuz. Çünkü insanlar zamanlarını çok “değerli” kılmak istiyorlar. Burada uzun kitapları “hap gibi” tüketebilecek G nesli için kitap içeriklerini farklılaştırmanın en güzel yolu e kitap diyebilirim. Peki yayıncılara ne olacak? Aslında, “seçki” kavramının anlam değiştireceğini düşünmüyorum. Okurlar, yayıncıların bir anlamda yaptıkları “seçki”leri görüyorlar raflarda, rafın yerini dijital bir ekran alacak, hepsi bu… İçeriğini güçlendiren yayıncının yaşamaması için hiç sebep yok… Bu konuda Cüneyt Özdemir’in çalışmalarını çok önemli buluyorum, muhtemelen farklı örnekler de çıkacaktır gelecek dönemde elektronik yayıncılık anlamında… Bu kulvarı da takip etmek gerek…

E kitap ile ilgili ne yapıyoruz: Timaş Yayın Grubu olarak aslında çok uzun süredir takip ediyoruz bu konudaki tüm gelişmeleri… Frankfurt’ta İtalya’da ve diğer ülkelerde incelediğimiz bir çok sistem var. Meslek birlikleri ile hareket ederken bir yandan da kendi projelerimizi geliştiriyoruz. Deneme açısından yurtdışında bazı kitaplarımızı genel platformlara açtık, bazı çocuk aplikasyonlarını da yine deneme amaçlı kullanıma sunduk, gayet iyi geri dönüşleri aldığımızı söyleyebilirim. Hedeflerimiz şu anda çok büyük değil, yaptığımız yatırımı gelecek için yapıyoruz… Hedef olarak 2015 yılı çok önemli. Öngörü olarak 2014 yılında hepimizin bir tablet veya slate i olacağını söylemek sanırım yanlış olmaz… İyi ki kitaplar var, derken, bunun basılı kitap mı e kitap mı olduğu önemli değil, yeter ki, iyi kitaplar olsun…

Can Yayınları, Can Öz – Genel Müdür

E-kitap ile ilgili düşünceleriniz:

Daha çok insan, daha ucuza, daha çok kitap okuyabilecek. E-kitabın yayın dünyası bir yana, insanoğlu için olağanüstü bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki, biz yayıncıların bu konudaki görüşleri genelde e-kitabın insanlık için anlamından değil; sektördeki yerimiz, gücümüz, kazancımızdan yola çıkıyor. Bu teknoloji, yayıncıların tekelinde olan belli uzmanlıkları kamuya yayıyor; dağıtım, üretim gibi süreçlerde bize olan ihtiyaç artık azalıyor. Dolayısıyla e-kitabın yaygınlaşmasıyla, yayıncılar küçülecektir ve bu ekonomik itiş-kakışta sektörümüzün topografisi biraz sarsılacaktır. Zaten konunun bu kadar tartışılması da bu ekonomik gerekçelerden yola çıkıyor; yoksa tartışılacak bir durum mu var? E-kitap sayesinde daha çok, daha ucuza kitap okunacak işte!

E-Kitap ile ilgili sizin yayıneviniz neler yapıyor? Hedefler, ön görüler neler?

Savunma yerine dahil olma stratejisini seçtik. 100′e yakın kitabımızı e-kitap formatına çevirdik bile. Yazarlar, ajanslarla anlaşabildiğimiz ölçüde portföyümüzü dijitalleştiriyoruz. Ancak e-kitaba ilk girişimizin ardından biraz enerji kaybettiğimizi itiraf etmeliyim. Çünkü Türkiye’de e-ticaret mevzuatı çok zayıf. Elektronik fatura kesemiyorsunuz; dijital ürünün satış haklarını devretme hakkınız olmadığından kanunun etrafından dolanıyorsunuz ve KDV oranları basılı kitaba göre %10 daha fazla. Bu ve bu gibi bir çok nedenden ötürü e-kitap çalışmalarının Türkiye’de bir türlü hız kazanamıyor, biz de bundan nasibimizi alıyoruz. Yine de istediğimiz değişiklikler gerçekleşmese bile en geç 2012 yılına kadar bekleyecek ve sonra tekrar gaza basacağız.

Doğan Kitap

E-Kitap ile ilgili düşünceleriniz?

E-kitap süreci aslında yeni yeni başlıyor diyebiliriz. iPad’in bile Türkiye piyasası’na girişi 2010’un sonunda gerçekleşti. ibookstore hala Türkiye’de satış tarafında aktif değil…Halihazırda satışta olan e-kitaplara bakıldığında günümüz yazarlarına ve eserlerine rastlamak da çok mümkün değil… Tüm bunlara etken neden olarak e-kitap yayıncılığındaki yasal / mali belirsizlikler ile dijital platforma geçiş sürecinin maliyetli olması gösterilebilir. Kitapların PDF formatına dönüştürülerek e-kitap olarak satışa sunulması ya da e-okuyuculara uygun biçimde e-kitap dönüşümlerinin gerçekleştirilmemesi de dijital yayıncılık sektörünü daha başlamadan bitirebilecek nedenler arasında sayılabilir. Okurlar basılı bir kitabın hatalı versiyonunu nasıl tercih etmezse, e-kitapta da hatalı dönüşümün tercih edilmemesi, kalitenin aynı baskıda olduğu gibi korunması gerekir. E-kitap konusunda gelişmiş dijital versiyonlar da henüz üretim aşamasında değil, ancak dergiler bu konuda daha gelişmiş durumda sayılabilir.

E-Kitap ile ilgili sizin yayıneviniz neler yapıyor? Hedefler, ön görüler neler?

E-kitap satışlarının Türkiye’de de başlaması şüphesiz yayın dünyasında 2010’da önemli bir gelişme olarak yer aldı. Doğan Kitap, zengin yazar kadrosuyla önemli sayıda güncel kitabı dijital dünyaya kazandırdı. E-kitapların hazırlık süreci kolay bir süreç değil, çok özenle hazırlanması gerekiyor.Biz e-kitapların kaliteli ve güvenli bir şekilde hazırlanabilmesi için öncelikle bir ekip oluşturduk.Konunun hassasiyetinden dolayı kitaplarımızı e-kitap formatına yayınevi bünyesinde dönüştürdük. Amacımız, daha güvenli, teknik açıdan da kaliteli bir üretim gerçekleştirmekti.Tüm kitaplarımızın e-kitap formatını da kendi dijital arşivimiz için hazırlıyoruz. Ancak satış süreci için Türkiye’de dijital pazarın gelişmesini ve koşulların netleşmesini bekliyoruz. İlk aşamada tüm yazarlarımızın en az 1 kitabının e-kitap olarak yayınlanmasını hedefliyoruz. Yazarların diğer kitaplarını da e-kitap formatına geçirme faaliyetlerimize hız verdik.E-kitap dönüşümlerini belli bir sisteme bağladıktan sonra hedefimiz zaman içerisinde sadece dijital platformun teknik özelliklerini kullanmak üzere geliştirilecek kitap formatları oldu. Şu an bu tür kitaplar da yeni bir kategori olarak hazırlık aşamasında… Satış anlamında özellikle önümüzdeki 2 yılda bu kanaldan kayda değer gelirler elde edileceğini çok düşünmüyoruz. Ancak sektörün oluşturulmasına katkıda bulunmak çok önemli…

Timaş Yayınları, Can Yayınları ve Doğan Kitap yetkililerine teşekkür ediyoruz. Harika bir Pazar ve süper bir hafta geçirmeniz dileğiyle…

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri, Genel, Kurumsal İletişim, Özel, Pazarlama, Röportaj içerisinde , , , etiketleriyle yazılmıştır. 3 Yorum