comTalks - Röportaj

Bu kategoride sektörel Röportajları bulabilirsiniz.

Serkan Toto ile Asya İnternet Pazarlarını Konuştuk

Bu hafta Asya’yı takip eden tüm okurlarımızın faydalanacağını tahmin ettiğim bir konukla devam edeceğiz. Dr. Serkan Toto kendisiyle ilgili merak ettiklerimizi, Asya internet pazarlarını ve trendleri anlattı. Büyük keyifle yaptığımız bir söyleşi umarım aynı keyifle okursunuz. Unutmadan eklemek istiyorum, yazıya yorum olarak gelebilecek sorularınızı Serkan’a çevirebilir ve sizin için cevaplar alabilirim. Birkaç dilde pek iyi konuşabilse de Türkçe’sinin pek iyi olmadığını söyledi kendisi.

S.A: Merhaba Serkan, hemen konuya giriyorum. Serkan Toto kimdir? Ne iş yapar?

S.T: Japonyada web, mobil ve oyun alanlarında danışmanlık yapan bağımsız bir profesyonelim. Ben 2004′ten bu yana Tokyo’dayım, geldikten beş yıl sonra yerel bir üniversitede ekonomi master’ımı tamamladım. 2008 Yılından bu yana ise TechCrunch.com için Japonya pazarı hakkında yazılar yazıyorum.

Okumaya devam et »

  • Pinle
Röportaj içerisinde , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

FlightAware – Başarı Hikayesi 16

comTalks başarı hikayelerinde bu onaltıncı hafta ve yazı dizisi şaşırtıcı bir servisle devam ediyor. comTalks Başarı Hikayeleri bölümünde bu hafta FlightAware isimli canlı uçuş takip sistemi yer alıyor. Bir süredir ara verdiğimiz başarı hikayeleri serisine bu vesileyle devam etmiş oluyoruz.

Geçtiğimiz haftalarda comTalks’ta sırasıyla Campaign Monitor, BigCommerce, Logik, iTeleport, TechSmith, Litmus, iData, A Small Orange , WooThemes , Smartasses , AnswerLab, GitHub, Alien Skin Software, Kentico Software, Envato, Admoda, InsuranceAgents ve Maestro Panel şirketlerinin başarı hikayeleri vardı. Seriyi yeni farkeden okurlarımız baştan başlayabilirler.

Bu seri 37signals’in Bootstrapped, Profitable & Proud serisinin Türkçeye çevirisidir.

2004′ün sonlarında Daniel Baker (sağda) ülkesinin içinde bir Cessna 172s uçuran çiçeği burnunda bir özel pilottu. İhtiyacı olan çözümü “Tıpkı ticari bir havayolu kullanıyormuşum gibi arkadaşlarımın ve ailemin uçuşlarımı takip edebilmelerini istedim.” diyerek açıklıyor Baker ve ekliyor “Kendi uçağımı uçuruyor olabilirim ama yine de yere indiğimde araca ihtiyacım oluyordu. Bazı ticari şirketler bu hizmeti sağlıyordu ama bu da aylık 1.000 $ gibi bir meblağ tutuyordu yani aile ve arkadaşlar için pek de gerçekçi bir çözüm değildi. FAA ile iletişime geçtim, devletle çalışmanın bazı püf noktalarını öğrendikten sonra canlı olarak uçuşların veri akışına ulaşmayı başardım.”

Sonrasında Baker boş zamanlarında bu veriyi doğru aktarabileceği bir altyapı ve web arayüzü planlamaya başladı. Arkadaşları Karl Lehenbauer ve David McNett’i yardımcı olmaları için işe aldı. Altı ay sonra ilk FlightAware.com‘u yayınlamışlardı. Baker’a göre projesi pilot topluluğu arasında “rüzgar gibi” yayılmıştı.

“Çok geçmeden telefon çalmaya başladı. Bir adam arayıp özel uçuş raporu istedi. Birilerinin elimizdeki değerle ilgilenmesinden çok memnundum. Bir excell dosyası geliştirip ücretsiz gönderdim. Sonra arayan adamdan 200$ istedim o da seve seve ödedi. Sonra arayan adamdan benzer bir iş için 500$ istedim, yine problem değildi. Çok geçmeden farketmiştim ki gerçek bir iş fırsatının içinde oturuyorum. Çok geçmeden telefon sayısı arttı ve telefonlara bakmak için birini işe alma konusunda bana cesaret verdi.”

Hızlı büyüme donanım ve bant genişliği gibi maliyetler doğurdu. Başlarda Baker kendi kredi kartıyla giderleri ödüyordu. “Birden 6.000$’a bir sunucu aldım ve onu direkt kartımla ödedim. İşe yarayacağını düşünmüştüm; hesaplamalarıma göre Ekim 2005′te şirket günlük 20$ kazanıyordu. Bu sayede bir yıl olmadan kendi kendimi düze çıkarabilirdim. Sonra gördük ki sandığımızdan daha hızlı büyüyoruz bizde elimizde ne var ne yok bant genişliği, donanım ve web tasarımına yatırdık. Toplamda karlılığa ulaşmadan önce 25.000$ harcamıştık. 2006′nın Mart ayından bu yana da kârlı bir şirketiz.”

Uçuşlara detaylı bakış

Bugün site tamamen bitmiş durumda. Diğer uçuş sitelerinin yaptığı gibi uçuş durumlarını havayolu şirketinden alıp direkt sunmaktansa bizzat canlı uçuş ve operasyon verisi sağlayabiliyor. Buna radar pozisyonları, uçuş düzenlemeleri, hava durumu, gecikme tahminleri, uçuş trendleri ve daha fazlası da dahil. Baker ‘a göre site ayda 2 milyon’dan fazla insana hizmet veriyor. Özel ve havayolu uçuşlarının oranının 50% 50% olduğunu da ekliyor. Üstelik site ayda 150m reklam gösterimi de yapıyormuş.

Ek gelirler resmi veri hizmetlerinden geliyor. Baker açıklıyor; “Bir uçak sahibinin tüm uçuş geçmişini öğrenip vergileri halletmesinden, uçak motoru üreticilerinin gerçek uçuş şartlarını değerlendirebilmesine FlightAware’in tarihi veri tabanından değerli cevaplar bulabildiğimiz pek çok soru var. Üstelik ilginç soruları olan pek çok şirket de var.” FlightAware aynı zamanda havacılık endüstrisi için geliştirdiği ürünlerden de kâr ediyor.

Baker ‘a göre FlightAware yayınlandıktan 18 ay sonra 1m $ ‘ın üzerinde kazanmıtşı. “Hiç iş planımız ve hatta gerçek bir ürünümüz olmadığını varsaydığımızda başarılı sayılabilir.” diyor. “Bugün, satışlar milyonlarla ölçülüyor fakat büyümemiz her yıl 40% ile 75% arasında değişiyor. Toplam iki ofisimizde 20 elemanımız var. Ofislerimizden biri Hueston diğeri New York’ta. Veri merkezlerimiz ise üç farklı şehirde. Hueston, New York ve Londra. Bu durumun birkaç yıl yeniden büyümeye geçmeden sürdürmemiz gereken bir hacim oldğunu düşünüyoruz.”

“Hiç iş planımız ve hatta gerçek bir ürünümüz olmadığını varsaydığımızda başarılı sayılabilir.”

Bildiğiniz nokta-com’lar gibi değil

Genç bir internet şirketi pinpon oynayan ve şort giyen adamları aklınıza getiriyor olabilir. Fakat FlightAware bu değil. “Telefonlarımıza hafta içi sabah 7 ‘de bakmaya başlıyoruz, üstelik haftanın 7 günü de açığız. Sabah saat 9 ‘da hemen herkes işte oluyor ve takım giyiyoruz.” diyor Baker ve ekliyor; “Diğer .com şirketlerinin dışında biz uçak yapım işlerinde, uçak ekibinin düzenlenmesinde, tatil planlarında etkin oluyoruz. Müşterilerimizin gecikmelerle ilgili en ufak bir espri anlayışı yok. Görünüşe göre daha çok bir kurumsal hizmet firması gibi davranıyoruz, takip, yedekleme konusunda hasta derecede titiz sayılabiliriz ve asla bir hata sayfasına çizgifilm karakteri koymuyoruz.

“Fakat bu bizim yavaş hareket eden sıkıcı bir bürokrasi olduğumuza veya eğlenmediğimiz anlamına gelmiyor. Her eleman iç işleyişteki bazı rutinlerden siteye koyacağımız bir özelliğe kadar şirket içindeki herhangi birşeyi değiştirip, geliştirme konusunda cesaretlendiriliyor. Geliştiricilerin yazdıkları kodlar pek çok zaman 24 saat geçmeden milyonlara ulaşmış oluyor.

“Yaptıkları işin cabucak milyonlara ulaşabilmesi onlar için bir motivasyon. Geliştiricilerin genellikle yayınladıkları veya başka birşeye çevirdikleri bazı hobi projeleri var. Bunlar zaman içinde bizim öğlen yemeği sipariş sistemimize veya kahve makinesinde eğer taze kahve varsa sitenin üst kısımında geliştiricilere özel bildiri veren bir sisteme dönüşüyor.

Bu hobi projesi LunchAware olarak adlandırılıyor ve restoranlar arasında oylama yapmaya, öğlen yemeyi siparişi vermedilerse sipariş vermeye hatta ödemeyi otomatik olarak kartlarından yapmalarına olanak sağlıyor.

“Satış tarafındaysa hemen herkes kendi stratejisi, pazarı hatta ürünü ile gelebilir. Tabi eğer insanlar ürünleriyle ilgileniyorsa ve biz o ürünü sağlıklı olarak verebiliyorsak. Satış ekiplerimi yalnıca FlightAware ürünleri satmazlar onları aynı zamanda geliştirip tasarlarlar.”

“Satış ekibimizden Matt Davis birkaç farklı özelliği paketleyip özel jetler için terminal hizmetleri veren FBO’lara satabileceğimizi düşündü. Projenin adını FBO Toolbox koydu ve aylık 100$’dan satmak istedi. Rakiplerinden 10 kat daha ucuz olan bu ürün hem pazarı hareketlendirdi hem de başladığı günden bu yana yüzlerce lisans sattı. Ürün benzin fiyatlarını takip ediyor ve uçağın ne kadar yakıta ihtiyacı olacağını öngörüyor. Ürünü geliştirirken bir şirket kararı almadık, ben ve CTO sürece hiç dokunmadık. Enson tasarım ajansımızın konu ile ilgili bir broşür hazırlayıp hazırlamayacağını sordu ve ben kabul ettim. İçinde ne kadar özellik olduğunu görünce etkilendim, gayet iyiydi.

Büyüme sancıları

Büyüme sancısı olarak Baker ‘a göre ne büyük olay elemanlarını “yapıcılardan, yöneticilere” dönüştürmek olmuş. “FlightAware pek çok şirket gibi kendi alanında Rock yıldızı olan bazı insanlar tarafından kuruldu.” diyor ve ekliyor “Rock Yıldızı Geliştirici, Rock Yıldızı Veritabanı Mimarı, Rock Yıldızı İşadamı vs vs. Bir ürünü bu kadar hızlı çıkarabilmemizin sebebi, tonla medya alanı yakalamamızın ve binlerce müşteri kazanmamızın sebebi bu ekip.”

Baker’den tavsiyeler

Yapmak istediğiniz birşeyi yapın, çevresine iş ve parayı koyun. Sırf klas bir fikir olduğu için bedavaya bile yapacağınız bir iş yapın.

Pek çok yerde “inanılmaz pazar verisi” ya da “pazarı domine eden şirket” gibi terimlerle anıldım fakat aslında olay o değil. Uçuş takibi yapmak istedim ve bu beni gerçekten heyecanlandırdı. Başarılı olmamızın sebebi gelişimi tetikleyen fanatik tutkumuzdu. Tüm o tutku bugün herkesin kullandığı bir servise, şirketini seven elemanlara ve müşterilere dönüştü. Eğer bir işi sadece para yapmak için yapıyorsanız bu işinizde görünür.

“Sonra şirket gerçek bir işe ve ticari yapıya dönüştü ve rock yıldızı adamlar birden birkaç elemandan sorumlu yöneticilere ve birkaç farklı projeden sorumlu insanlara dönüştüler. Gayet anlamlı ve büyümenin aslında doğal yolu bu fakat sonra farkettik ki en kıymetli adamlarımızı kendi işlerinin dışında bazı alanlarda kullanmaya çalışıyoruz.”

“Herkes için bir öğrenme deneyimi olmaya devam ediyor; Sahip olmadığınız bir özelliği geliştirmek çok fazla çaba, iletişim ve kişisel motivasyon gerektiriyor. Anahtar şu; çok iyi bir yönetici olmayı istemeniz gerekiyor, tabi eğer başka birşey olmayı istemiyorsanız. Çünkü şirketi ileri götürmeye adanmış olmalısınız.

“Kendimi örneklerde çok kullanıyorum. Hergün daha önce hiç yapmadığım birşey yapıyorum. Daha önce hiç 6 yıllık bir şirktin CEO’su olmamıştım. FlightAware isimli bir şirketin 1, 2, 3, 4, 5, yaşındaki halinde CEO’luk yaptım, hergün yönettiğim şirket daha önce yettiğim herhangi bir şirketten daha büyük daha eski.”

Çıkış Stratejisi?

Baker’in karşısında durduğu en önemli konulardan biri ise müşteri taleplerinin kölesi olmak. Ona göre “Müşteriler, veya potansiyel müşteriler, “eğer şunu yaparsan ben alırım, herkes de alır” derler. Gerçekten de o ürünü geliştirmek heyecan verici olabilir. Her nasılsa hem FlightAware hem de önceki şirketlerimde bu konudan muzdarip oldum. Problem şu; insanlar aslında sen ortaya çıkarmadıkça ne istediklerini bilmiyorlar. Bunun sebebi müşterilerin aptal olması falan değil, ben de öyleyim. Bir özelliğin  üzerine çok düşüyorum fakat sonra görüyorum ki aslında o kadar da işe yaramıyormuş yani düşündüğüm kadar iyi bir fikir değilmiş.”

Baker’ın hedefi en geniş ve güvenilir havacılık verisine sahip havayolu şirketi olmak ve havayolu ekranlarından iPhone uygulamalarına kadar herşeye hayat vermek. Çıkış stratejisi için ise onun yorumu şu “Gerçekten düşündüğüm birşey değil. Şirketi 50 yıl aralıksız büyütmek istiyorum demiyorum elbette fakat bir kişinin sürekli çıkış stratejileri, halka açılma stratejileri vs gibi konuları düşünerek başarılı olabileceğine inanmıyorum. Potansiyel alıcı ürünleri her gün kullanmıyor ve biz ürünleri ve şirketi onlar için kurmadık. ”

“bir kişinin sürekli çıkış stratejileri, halka açılma stratejileri vs gibi konuları düşünerek başarılı olabileceğine inanmıyorum”

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri, Röportaj içerisinde , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

¨They sell junk, they do it well¨

Harvard Business Review’de yayınlanan Muhtar Kent röportajının üzerine yazmak istedim bu yazıyı. Başlıkta kullandığım bir cümle, yazıya yorum yazan birinin cümlesi. Aslında hepimizin zaman zaman düşündüğü bir şey: ¨Kola çok zararlı, çok gereksiz, ama adamlar öyle pazarlıyorlar ki herkes satın alıyor.¨

Bir ürünün kullanıcılar tarafından talep görmesi için ne gibi özelliklere sahip olması lazım? Kaçırdığımız nokta bu bence. Cola, insanların su dışında içebilecekleri serin içecekler üretiyor, kimse Cola’dan yararlı bir ürün üretmesini beklemiyor. Evet, tam tabirle ¨junk¨!

Röportaja dönelim.

Muhtar Kent 2000′lerin başında Coca-Cola’nın çok kibirli olduğundan ve kibir yüzünden iş yapamaz hale geldiklerinden bahsediyor. Öyle ki tüm toplantıları sadece kendi içlerinde yapıyorlarmış. Türk CEO’nun ilk görevi şirket içi toplantıları azaltıp, olabildiğince çok şirket dışı ilişkiler kurmaya teşvik etmiş çalışanları. Çoğunlukla da şişeleme partnerleriyle. Büyük, başarılı bir şirket için en önemli problemlerden biri; kibir. Bence Nokia, Microsoft bu sebeple bazı ürün kategorilerinde geriye düştüler.

Muhtar Kent Sosyal Medya hakkında şöyle demiş: ¨Five years ago social media was 3% of our total media spend. Today it’s more than 20% and growing fast.¨ 5 yılda sosyal medya bütçesi %3′ten %20′ye çıkmış, genel medya harcamaları içinde. Benim ilginç bulduğum artıştan ziyade, Cola’nın 5 yıl önce hangi sosyal mecralara medya harcamalarının %3′ünü aktardığı. Sizce Cola Turka veya başka büyük bir marka şu anda dahi sosyal mecralara medya harcamalarının %3′ünü ayırıyor mudur?

Röportaja yapılan başka bir yorum ise şöyle: ¨Although I lost some years ago my job at the Company, indirectly because of this man and his restructuring programm,  I still think he took the best decisions for the Company to grow and I think he is doing a great job! They are no so innovative as at Pepsi`s but it is a cool place too work and now I have the impression they are focusing on the right things.¨ Evet bu adam Muhtar Kent’in yeni yönetim anlaşıyıla dolaylı yoldan işini kaybetmiş. Ama lanet etmiyor, aksine Kent’in işini çok doğru yaptığını söylüyor. Hangimiz böyle bir yorum yapabilirdi, kaybettiği işinin ardından?

Röportajda Muhtar Kent’e saha inip neden Cola satışı yaptığı sorulmuş. Bir CEO’nun bizzat müşterilere kola satmasının gerçekten gerekli olup olmadığını merak etmiş Adi Ignatius. Muhtar Kent ise bunun gerekli olduğunu, çünkü bir CEO’ya bile çok şey öğrettiğini söylüyor. Bunun benzerini Ahmet Zorlu Zincirlikuyu’daki konutların satışında yapmıştı. Tabii ki aradaki fark niyet. Zorlu daha fazla satış yapmak için, Kent ise sahayı yıllardan sonra tekrar tecrübe etmek için iniyor.

Futbol söz konusu olduğunda bunu hep konuşuruz, Neden Almanya’da yetişen Türk futbolcular daha profesyonel oluyor? diye. Aslında bu sadece futbol için geçerli değil. Diğer sektörlerde de profesyonel ve vizyoner bir eğitim olmadan sınırlanıyoruz, ufuk açamıyoruz. Yani büyüklerimizin deyişiyle, Temeli iyi olmalı çocukların.

Not: Yazıyı yayınlamadan hemen önce Steve Jobs’ın vefat haberi ulaştı. Günümüzün pek çok yeni vizyonerine, girişimcisine ilham veren bu adamı saygıyla anıyorum.

  • Pinle
Röportaj içerisinde , , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

Maestro Panel – Başarı Hikayesi 15

Oğuzhan Yılmaz'ın ilginç bir fotoğrafı. Kaynak: blog.erakbas.com

comTalks başarı hikayelerinde bu onbeşinci hafta ve seri bu sefer yerli bir girişimin sevindirici yatırım haberi ve geliştirdiği teknoloji ile devam ediyor. comTalks Başarı Hikayeleri bölümünde bu hafta Maestro Panel isimli yerli web hosting paneli yer alacak.

Geçtiğimiz haftalarda comTalks’ta sırasıyla Campaign Monitor, BigCommerce, Logik, iTeleport, TechSmith, Litmus, iData, A Small Orange , WooThemes , Smartasses , AnswerLab, GitHub, Alien Skin Software, Kentico Software, Envato, Admoda ve InsuranceAgents şirketlerinin başarı hikayeleri vardı. Seriyi yeni farkeden okurlarımız baştan başlayabilirler.

Maestro Panel kurucusu Oğuzhan Yılmaz ile yaptığım konuşmadan önce Maestro Panel’den haberim yoktu. Fakat hosting sektöründe bulunan birkaç dostuma sorduğumda onların aslında projeyi çok iyi bildiğini ve sıkı takip ettiğini gördüm.

Daha önceki başarı hikayelerinde de gördüğümüz gibi. Başarı bazen çok dikey bir alanda uzmanlaşmaktan geçebiliyor. Oğuzhan’ın yaptığı da bu.

Yatırım Doğrulama Belgesi

Kısa bir süre önce elektronik alanında tanınmış bir marka olan Goldmaster şirketinin CEO’su Sinan Özkan Bora’nın şahsen 250.000 TL fonla melek yatırımcı olarak dahil olduğu bir girişim aynı zamanda Maestro Panel. Kendisinin konu ile ilgili doğrulama mektubu da sağ tarafta bulunuyor.

Peki Maestro Panel Nedir? Hangi Probleme Çözüm Üretiyor?

Şirket sahibi Oğuzhan Yılmaz’a göre Maestro Panel bir ihtiyaçtan doğuyor. Hosting şirketleri için kolay sunucu yönetim imkanı ve platform bağımlılığı olmaksızın esnek otomasyon imkanı sağlayan bir teknolojileri var. Sekörde cPanel ve Plesk gibi çok büyük şirketler olduğu halde teknik bir arka-plana sahip olan ve bu alanda büyük problemler gözlemleyen Yılmaz buradan bir fırsat doğabileceğini düşünüyor.

Kendisini Nasıl Fonladı?

Daha önce farklı şirketlerde çalışan ve Finans yazılımları geliştiren Oğuzhan Yılmaz çalıştığı şirketteki sorunlar sebebiyle böyle bir fikir götürdüğünde önce ciddiye alınmıyor. Şirket mevcut sistemleri üzerinde bazı modifikasyonlar yaparak yola devam etme kararı alıyor. Araya askerlik girdikten sonra Oğuzhan Yılmaz ilk zamanlar freelance yaptığı işlerden kazandıklarıyla projesini fonlamaya çalışmış.

İletişim Dili ve Sosyal Medya Kullanımı

Ben fonlama ve teknik detaylardan cok yerli bir girişim olan Maestro Panel’in örnek iletişim tarzı üzerinde duracağım. Küçük bir arama yaptığınızda Maestro Panel ve Oğuzhan Yılmaz hakkında pek çok bilgi edinmeniz mümkün.

Yerli bir girişim ve web sitesi net bilgiler içeriyor. Ürünü detaylıca anlatan ve özellikle teknik kitlenin çok önemli çıkarımlar yapabileceği birkaç video hazırlanmış. Bu videolarda Oğuzhan henüz beta durumda olan projesinin inceliklerini müşterilerine anlatıyor.

Teknik geçmişe sahip müşeri kitlesiyle proje ile ilgili bilgileri paylaştığı bilgileri bir de Twitter hesapları var.

Maestro Panel Sunucu Yönetimi

Maestro Panel Müşteri Yönetimi

Daha çok yerli girişim ve başarı hikayesi duyurabilmek ümidiyle. Geçtiğimiz hafta tatilde olduğum için ne yazık ki seriyi aksattım ama arkadaşlarım boş durmadılar. İsterseniz onların geçen hafta sunduğu içeriğin kısa bir listesiyle yazıyı tamamlayalım.

Unutmadan: Maestro Panel kurucusu Oğuzhan Yılmaz bu yazının yorumlarında sorularınızı cevaplamaya çalışacak.

İyi haftasonları ;)

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri, Röportaj içerisinde , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 2 Yorum

InsuranceAgents.com – Başarı Hikayesi 14

comTalks başarı hikayelerinde bu ondördüncü hafta ve seri hız kesmeden devam ediyor. Başarı Hikayeleri serisinde bu hafta başarısı ve iş modelinin sürdürülebilirliğiyle öne çıkan InsuranceAgents.com şirketini misafir edeceğiz.

Geçtiğimiz haftalarda comTalks’ta sırasıyla Campaign Monitor, BigCommerce, Logik, iTeleport, TechSmith, Litmus, iData, A Small Orange , WooThemes , Smartasses , AnswerLab, GitHub, Alien Skin Software, Kentico Software, Envato ve Admoda şirketlerinin başarı hikayeleri vardı. Seriyi yeni farkeden okurlarımız baştan başlayabilirler.

Bu seri 37signals’in Bootstrapped, Profitable & Proud serisinin Türkçeye çevirisidir.

Başarı hikayesine geçmeden önce sözünü etmek istediğim bir eser var. İlk Türkçe Facebook Uygulaması geliştirme kitabı yayınladı. Kitabın yazarı daha önce programlama konusunda çeşitli platformlar hakkında hazırladığı görsel eğitim serilerinden tanıdığımız İbrahim Hızlıoğlu.

Nitekim kitap da daha önce bilişim alanındaki dikey yayınlarından tanıdığımız dikeyeksen yayınevinden çıkmış. Facebook uygulamalarına meraklı olan tüm arkadaşların kütüphanesinde bulunması gereken bir eser. Şuradan alabilirsiniz.

Bu kitap bana göre yalnızca yazılımcılar ve yazılıma meraklı insanlar tarafından değil Facebook’ta birşeyler yapmayı planlayan tüm pazarlama ve iş geliştirme uzmanı arkadaşlar tarafından gözden geçirilmeli. Zira teknik limitasyonlar ve fırsatlar hakkında önemli fikirler verebilir.

 

Büyüme zorunluluğu

“2007 Yılında beş kişilik bir ekiple 750.000 $ kazandık. 2008 Yılında ise oniki kişilik bir ekiple 12.000.000 $ yapmıştık.” diyor InsuranceAgents.com kurucusu Seth Kravitz. Şirketi müşterilerine sigorta masraflarını azaltma imkanı sağlıyor.

Fakat Kravitz’e göre bir zamanlar rüyadan bile uzakmış bu fikir. “Burada büyük bir büyüme potansiyelinden kime bahsetsem kafası karışık bakışlarla karşılaşıyordum” diyor. “Hızlı büyüme ne kadar kötü olabilir ki? Birden beş kişilik minik takımımızla yaptığımız 750.000 $ sadece onbir ay içerisinde 12.000.000 $’a çıkmıştı. Bu onbir ay içerisinde çok fazla işe-alım yapmak zorunda kaldık üstelik platformumuzu da deli gibi geliştirmeliydik, müşteri hizmetlerimizi, ödeme işlemlerini, banka işlemlerini ve bunun gibi aklınıza gelebilecek tüm işlerimizi çılgınca geliştirmeliydik.”

“Daha önce hiç İK problemi yaşamamışken şimdi birden çalışanların problemleri, bonuslar, işe alım programlarının yenilenmesi  gibi problemlerle boğuşmaya başlamıştık. Sunucularmız günde 500 lead’den 11.000′e çıkmayı kaldıramamıştı. Birden şirket canlı bir varlıkmış ve biz etrafında yürüyormuşuz gibi hissettirmeye başlamıştı. Her gün takip toplantıları yapmak zorundaydık ki bu stres hepimizin ömründen en az 10 yıl almıştır. Bizden önce pek çok şirkete yaptığı gibi bu stres ve karmaşa bizi batırabilirdi fakat şanslıyız ki atlattık.”

“Birden şirket canlı bir varlıkmış ve biz etrafında yürüyormuşuz gibi hissettirmeye başlamıştı. Her gün takip toplantıları yapmak zorundaydık ki bu stres hepimizin ömründen en az 10 yıl almıştır.”

Şirket büyümede hızla freme basma kararı aldı ve işin her alanında detaylı çalışmalar yapmaya karar verdi. İşe alım, eğitim, müşteri hizmetleri ve çağrı merkezleri dahil her konuda hemde. “Tüm platformu yeniden kurabilmek, stabil hale getirebilmek ve kârlı birkaç özelliği geliştirebilmek için satışları bir miktar azalttık.” diyor Kravitz. Şimdilerde tüm bu yeniden kuruluş süreci tamamlanmış ve şirket yeniden büyümeye odaklanmış.

Ortaklar Toplantısı

Kravitz’i yani bir kolej öğrencisini sigorta gibi hoşnutsuz bir alanda şirket kurmaya iten şey neydi? Kravitz’e göre “Bu elbetten en parlak meslek değildi ama inanıın kullanışlılardan biriydi. Konseptimiz ABD’deki herkesin sitemize gelip yerel sigorta acentaları arasından karşılaştırma yapabileceği bir sistemdi.” Önce talebi oluşturan site sonrasında sigorta acentalarına müşteri bulma yoluyla arz’ı siteye getirdi.

Kravitz ve Lev Barinskiy, iş ortağı, esasen Ogio Eyalet kampüsünde ilk yıllarında bir partide tanışmışlar. “Dürüst olmak gerekirse, ilk görüşte birbirimizden pek de hoşlanmadık. İkimiz de liseden yeni fırlamıştık, iki küçük çocuktuk ve nitekim öyle de davrandık.”

Yaklaşık iki yıl sonra ortak bir arkadaş vasıtasıyla tekrar bir araya gelmişler. “Oturup birbirimizi tanımaya başladığımızda işler tamamen değişti” diyor Kravitz. Bu noktadan sonra Kravitz bir web tasarım ajansı, Barinskiy’de başarılı bir sigorta acentası kuruyor. Barinskiy’e sigorta konusunda web siteler yaptırmak için bir partner ihtiyacı olduğunun altını çiziyor.

InsuranceAgents.com kurucuları Seth Kravitz (solda) ve Lev Barinskiy. (Fotoğraf: Inc dergisi için Jonathan Robert Willis .)

Az parayla çok iş

Bir hafta içinde Barinskiy’in ailesinin bodrumunda plastik masalar üzerinde birlikte çalışmaya başlamışlardı. “Barinskiy’in odasının penceresinden bodruma bir eternet kablosu indirdik ve bu sayede bodrumda internete kavuştuk” diyor Kravitz ve ekliyor; “Ohio Eyalet futbol maçlarına yiyecek servisi yapan bir işi de vardı bu yüzden bolca cips ve çikolatamız oluyordu. Pek çok zaman ayağa kalkıp köşeye kadar gidip bir kit-kat almak ve masaya geri dönmek bizim için öğlen yemeği demekti.”

“Barinskiy’in odasının penceresinden bodruma bir eternet kablosu indirdik ve bu sayede bodrumda internete kavuştuk”

Gün geçtikçe daha az parayla yapılan bir operasyon halini alıyordu. Kravitz aylık $500 gibi bir maaşla çalışıyordu, ucuz ve pis bir stüdyo dairede yaşıyordu ve faturaları ödemek için kredi ürünleri kullandı. Barinskiy sigorta acentası gelirleriyle hayatta kaldı. Şirket büyüdükçe kötü bir ofis ortamında çalışmayı önemsemeyen, girişimci zihnine sahip yarı-zamanlı çalışanlar işe aldılar.

Çok fazla harcamadıkları için fon ihtiyaçları da olmadı. Operasyonlarının başladığı ilk aydan bu yana kârlı bir şirketleri vardı ve ilk yıl yaklaşık 100.000 $ kazanmışlardı.

Bununla birlikte Kravitz’e göre ilk zamanlar birkaç negatif fikir de vardı. “Aileden, arkadaşlardan, büyüklerden ve her kesimden tanıdıklarımız bize koleje devam etmemizi ve bir kariyer kurmamızı öneriyordu. Şirketler ise bu işin zaten yapıldığını, çok fazla rekabet olduğunu, büyük şirketlerle rekabetin boyumuzu aşacağını söylüyorlardı. Pek çoğu altı ay bile hayatta kalamayacağımızı düşünüyordu. Pek çok insan iş modelini anlamadığı için bize kötü tavsiyelerde bulunuyordu. Allahtan bunu çok çabuk gördük.”

Engeller

Tek zorlu aşama çok hızlı büyümek değildi. Şirketin yüzleştiği en büyük problemlerden biri de işe alım ve eğitim süreçleriydi. “Önceleri büyük bir hataydı. İyi insanlar tarafından çevrelenmiş olmanız gerekiyor. Ben bunu kaldıramam.” diyor.

Şu an işe alım ve eğitim konusunda anahtar konuların ne olduğunu düşünüyorsun diye sorduğunuzda? “Sabır” diye cevap veriyor ve ekliyor. “Eğer her pozisyon için en az 10 görüşme yapmayı göze alabiliyorsanız doğru insanı buluyorsunuz. Başlarda direkt işe alım yaptık ve sözlerine güvendik. Sakın böyle yapmayın. Büyük bir hataydı.”

“Eğitim kısmı içinse şu an ofis içerisinde bir eğitim merkezimiz var ve hangi pozisyonda olursa olsun aldığımız çalışan mutlaka bu eğitimden geçiyor. Dünyadaki tüm değişimi burası getirdi. Önceleri her çalışanı tek tek eğitmek gibi bir sabır gösteremiyorduk fakat zaman içerisinde yaptıkları hataların bize çok daha fazla vakit ve para kaybına sebep verdiğini öğrendik.”

“Eğitim kısmı içinse şu an ofis içerisinde bir eğitim merkezimiz var ve hangi pozisyonda olursa olsun aldığımız çalışan mutlaka bu eğitimden geçiyor. Dünyadaki tüm değişimi burası getirdi. Önceleri her çalışanı tek tek eğitmek gibi bir sabır gösteremiyorduk fakat zaman içerisinde yaptıkları hataların bize çok daha fazla vakit ve para kaybına sebep verdiğini öğrendik.”

Bir diğer büyük zorluksa acentalarla anlaşmaktı. “Önceleri yeni müşteriler kazanmak için kullanabileceğiniz pek paravan şirket vardı. Bu sebeple endüstri sev ya da nefret et gibisinden bir psikoloji geliştirmişti” diyor Kravitz. “Bu önyargıları kırmak ve cidden sağlıklı ve sürdürülebilir iş ilişkisi kurabileceğimizi anlatmak uzun zaman aldı. Email ve telefonla pazarlama yaptık. Eski moda gibi görünebilir ama her defasında işe yaramıştır.”

Başarısına rağmen şirketin nakit varlığı birkaç kez tamamen kurumaya yaklaşmıştı. “Pek çok ay bir sebepten para konusunda sorun yaşıyorduk, örneğin büyük bir medya atağı yapmak istediğimizde önden ödeme istiyorlardı.” diyor Kravitz ve ekliyor; “Bu zamanlar elinizdeki naktin büyük bir kısmını teslim ettiğiniz stresli zamanlardı.”

Herşey dügzün ilerledi. Gelirler şu an sağlıklı ve şirket Inc 500 listesinde 24′üncü sırada. Kravitz şirketin kârlılığını büyük ölçüde işlerin otomatize edilmesine ve teknolojinin doğru kullanımına bağlıyor.

Ohio futbol maçı.

Motivasyon yarışı

Şirket olgunlaştıkça çalışanları motive tutmak büyük bir zorluk halini almış. Aslında motiveden çok çalışanları tutmakmış konu. Kravitz itiraf ediyor; “Bazı süper elemanları kaybettik ve kim bilir motivasyonsuzluktan kaybedilmiş kaç saati. Motivasyon dediğimde insanları kaybetmekten bahsediyorum çünkü onlar zaman içerisinde işi yeterince mücadeleci veya yeterince doyurucu bulmadılar. Bu bizim geliştirmek için üzerinde gerçekten çok çalıştığımız bir konuydu ve elemanlarımızın şirkette kalma oranı bu sayede hiç olmadığı kadar yükseldi. Fakat ilk birkaç yıl kimseyi tutamamıştık.”

“Sigorta heyecan veren bir endüstri olmayabilir fakat bu anlamlı işler yapamayacağınız anlamına gelmiyor. İşleri daha keyifli hale getirecek yollar bulmalıydık. Ortamı daha eğlenceli hale getirmeliydik ki insanlar yaptıkları işe daha iyi yaklaşsınlar. Pek kolay değildi fakat başladığımız günden bu yana 180 derece değiştik diyebilirim.”

Çelişkili görünebilir ama şirket hem arkasına yaslanmayı hem de çok atik olmayı deniyor. “İnsanları yeni fikirler deneme konusunda cesaretlendiriyoruz ve tüm endüstride görebileceğiniz sert kurumsal yapıdan uzak duruyoruz. Biraz klişe görünebilir tabi ama pek çok internet şirketinde olduğu gibi ofiste çok fazla oyunumuz var. Pinpon, Futbol, Bilardo, Wii, Playstation vesaire. İnsanları eğer gergin veya yorgun hissediyorlarsa bilgisayar başından bir süre kalkıp gevşemeleri konusunda cesaretlendiriyoruz. Arada sırada da piknikler, sos yarışmaları, pizza partileri ve kostüm yarışmaları yapıyoruz.”

“Aynı zamanda hızlı çalışıp ürünlerimizi hemen ortaya çıkarmayı seviyoruz. Bir ürünü yayınlamadan önce bir yıl geliştirme yapmanın amacını anlayamıyoruz. Yeni özelliklerimizi sonradan yayınlamayı seviyoruz -cidden bazen henüz hazır olmadığımız halde- bu sayede de kullanıcılar yeni özellikleri şekillendirmiş oluyorlar. Yani şunu söyleyebilirsiniz. Biz birşeyleri zorlamayı seviyoruz ve asla çok rahat olmuyoruz. Eğer çok rahatlarsanız, unutulursunuz.”

“Biz birşeyleri zorlamayı seviyoruz ve asla çok rahat olmuyoruz. Eğer çok rahatlarsanız, unutulursunuz”

Önümüzdeki hafta bu seride çok dikey bir alanda başarılı işler yapan yepyeni bir Türk girişiminden bahsediyor olacağız. Şimdiden müjdesini vereyim istedim. Birde comTalks’ta bazı görsel değişikliklere hazır olun derim. ;)

Arkadaşlarımın geçtiğimiz hafta size sunduğu comTalks içeriğiyle veda ediyorum. Umarım bu seri Türk girişimcilerine faydalı olabiliyordur.

  • Pinle
E-Ticaret, Röportaj içerisinde , , , , , , , , , , , , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 1 Yorum

Admoda – Başarı Hikayesi 13

comTalks başarı hikayelerinde bu onüçüncü hafta ve seri tüm hızıyla devam ediyor. Başarı Hikayeleri serisinde bu hafta çok farklı bir şirketten bahsedeceğiz. Normalde hiç dış yatırım almamış şirketlerin hikayelerini anlattığımız bu seride bu hafta melek yatırımla hayatına başlamış fakat sonrasında 1. , 2. , 3. round toplam 38.25m $ kadar dış yatırımı reddedebilmiş genç ve başarılı bir reklam network’u olan Admoda’yı ve şirketin hikayesini anlatacağız.

Geçtiğimiz haftalarda comTalks’ta sırasıyla Campaign Monitor, BigCommerce, Logik, iTeleport, TechSmith, Litmus, iData, A Small Orange , WooThemes , Smartasses , AnswerLab, GitHub, Alien Skin Software, Kentico Software ve Envato şirketlerinin başarı hikayeleri vardı. Seriyi yeni farkeden okurlarımız baştan başlayabilirler.

Bu seri 37signals’in Bootstrapped, Profitable & Proud serisinin Türkçeye çevirisidir.

Admoda’nın yatırım reddini duyuran basın bildirisine şuradan ulaşabilirsiniz.

“Melek yatırım olarak aldığı 250.000 $’dan sonra Admoda (ve kardeş hizmeti Adultmoda) ilk seride 3m $ , ikinci seride 10m $ ve son olarak üçüncü seride de 10m $ yatırımı reddetti. Bu son yatırım teklifinin de reddinden sonra Admoda’nın toplamda refüze etmek zorunda kaldığı yatırım miktarı 38.25m $ ‘a ulaştı…”

“Şirketin kurucusu ve CEO’su Terry Jackson şunları söyledi;  “Pekala, teknoloji sektöründeki girişimler için çok adımlı iş planı fikrini değerlendirdik. Fakat sonunda daha az-geleneksel olan iki adımlık bir planda karar kıldık. Önce kârlı bir iş modeli oluşturacağız ve onu elde ettiğimiz kârlarla geliştireceğiz. Sonra… Pardon, “iki adımlık plan” mı dedim? Esasen yalnızca bir adım var.” “

Komik bir bir Nisan şakası fakat bu boşa yapılan çalışmalara gönderme yapıyor. “Pek çok şirket aldıkları yatırımlarla, gerçekleştirdikleri büyük satışlarla veya yeni çıkardıkları bir ürünle ilgili basın bildirisi yayınlama hevesindeler.” diyor Jackson ve niçin kendi şirketinin şaka olarak bir basın bildirisi yayınladığını açıklıyor. “Sanki para bulmak şirketlerin tek hedefiymiş, bir ödül, bir statü sembolüymüş gibi. Çoğunlukla da risk sermayesi yatırımlarını ballandıra ballandıra anlatan basın bildirileri bunlar. Açıkçası şunun farkına vardım; banka kredileri o kadar da iyi değil. Yatırım yalnızca doğru sebeplerden alınıyorsa anlamlı. Fakat kurulan işin hedefi olmamalı.”

Admoda nasıl başladı?

2002 yılında Jackson MobVision adında mobil içerik ve ortaklık hizmeti sunan bir şirketler grubu kurdu. 2005′de müşterilerinin trafik sahibi olabilmek için uğraştığını farketti ve Admoda fikri tam bu zamanda aklına geldi. Şirketlerin mobil trafik alıp satabildiği bir sistem doğal yollarla büyüyebilirdi. Şartlar uygundu.

Admoda Kurucusu Terry Jackson

2006 yılında Jackson ve ortağı David Salgado Admoda’yı kurdular. Admoda Londra’dan yönetilen bir global network. Yetişkinler için mobil reklam kampanyaları yöneten bir de kardeş şirketleri var, ismi Adultmoda.

Kurucular birkaç ana hedefle şirketi kurdular: İlk günden kârlı olacaklardı, yatırım ihtiyacı oluşturmayacaklardı, iyi hizmet vereceklerdi, çok iyi bir çalışma ortamı yaratacaklardı, çok para kazanacaklardı ve bunu yaparken çok eğleneceklerdi. Jackson diğer girişimleri de hedeflerini en baştan doğru belirlemeleri konusunda cesaretlendiriyor. “Her kurucu kendisine sormalı: “Kendi işimi kurmamın sebebi ne ki? İş hayatından ne bekliyorum? Beni ne heyecanlandırıyor? Beni ne hırslandırıyor?” Jackson ekliyor “Eğer bu sorular ve hedefler başarılıyorsa ya da başarıldıysa o iş başarılı demektir.”

Şirket kurucuları şirketi kendi paralarıyla fonladılar. Aslında kuruluş için çok da paraya ihtiyaçları olmamıştı. Admoda’yı basit reklam network’lerinin trafik alıp satabileceği bir ortam olarak kurdular çok geçmeden para kazanıp kazandıkları parayla yatırım yapmaya başlamışlardı.

Şirket kuruluştan kısa bir süre sonra kârlı hale geldi. Jackson’a göre network’teki reklam talepleri heçtiğimiz yıl her ay katlanarak artmış. Tüm reklam networku ayda 7.5 milyar reklam gösteriyor. Admoda çok büyük olsa da Adultmoda da en yetişkinlere yönelik en büyük reklam networku olarak hizmet veriyor.

Başarı ölçüsü olarak “üretkenlik”

Anahtar hep kârlılık olsa da Jackson’a göre üretkenlik de işinizin başarısını ölçmek için kullanabilecek önemli bir değişken. “Herhangi bir rakibimizden çok daha üretkeniz. Küçük ekibimizle global ofisleri olan, risk sermayeleri tarafından oluşturulan dev fonları olan şirketlerden çok daha iyi iş ortaya çıkarıyoruz.” diyor Jackson.

Jackson’a göre bir şirketin büyüklüğünü kafa sayısıyla ölçmek çok saçma. (Admoda’da çekirdek ekibi yalnızca dokuz kişi oluşturuyor) “Eğer kafa sayısına denk olacak kadar üretkenseniz sorun yok . Fakat 40m $ para alıp 85 kişiyi işe almak doğru veya başarılı bir çalışma şekli değil.”

Çıkış stratejisi ya da yokluğu

Admoda Ana Sayfa

Admoda satınalma oyunuyla da hiç ilgili değil diyor Jackson ve ekliyor “Görünüşe göre tüm mobil reklam networkleri yatırım alıyor, parayı harcıyor, zarar ediyor ve çaresiz bir şekilde çebi kabarık birileri tarafından satın alınmayı bekliyor. Bu hiç beklenmeden ortaya çıkan bir senaryo değil. Şirketler ve kurucuları kendi kaderlerini yazarlar. Bir kere para kazanma ihtiyacı olan şirketlerin yolundan ayrıldığınızda yatırımları olduğu için para kazanmak zorunda olmayan şirketlerin yoluna kayarsınız.”

Kazanılan parayla fonlanıyor olmak farklı seçenekler doğurur. “Kaynaklarımızı nereye kanalize edeceğimizi çok doğru seçmeliyiz.” diyor ve ekliyor Jackson “Bu aynı zamanda sürekli olarak para kazanmaya odaklı kalmamızı sağlıyor, harcamaya değil. Ki bu rakiplerimize bakıldığında iş hayatına çok farklı bir yaklaşım gerektiriyor. Risk sermayesi tarafından fonlanmış ve henüz daha büyük şirketler tarafından satın alınmamış şirketlerin çaresizliğine şahit olursunuz.”

Bu aynı zamanda sürekli olarak para kazanmaya odaklı kalmamızı sağlıyor, harcamaya değil. Ki bu rakiplerimize bakıldığında iş hayatına çok farklı bir yaklaşım gerektiriyor.

Jackson satmayı düşünür müydü peki? diye sorduğumuzda “Çok para kazanıyor ve işimizden keyif alıyoruz. Neden satayım ki?” diye cevaplıyor. “Eğer doğru “nakit” satın alıcı gelirse belki düşünebilirim. Komik bir şekilde iyi bir iş geliştirmeye odaklandığınızda bir şekilde çok değerli iş ve ürünler geliştiriyorsunuz. Para bulmak için etrafa koşuşturmanız hem kaynağı yanlış yere harcamak hem de işinize odaklanmamak sonucunu doğuruyor.”

Kültür: “Biz işimizi yaparız”

Jackson Admoda iş kültürünü şu şekilde tanımlıyor “biz işimizi yaparız.” Bunun büyük bir parçası: Hayır diyebilmekmiş. “Pek çok iş teklifine hayır diyoruz.” diyor ve ekliyor Jackson “Stratejimizin önemli bir kısmı kiminle çalışmayacağımızı seçmek. Pek çok şirket asıl işlerine odaklanmak yerine önlerine çıkan her fırsatı değerlendirme çabası yüzünden batar. Biz yalnızca müşterilerimizin büyük çoğunluğu tarafından ihtiyaç duyulan özellikleri geliştiriyoruz. Ticari tarafta ise yalnızca trafik alıp satmaya hazır şirketlerle çalışıyoruz.”

Stratejimizin anahtarı kiminle çalışmayacağımızı seçmekti.

Bir örnek: Admoda ve Adultmoda şu anda gelen yayıncı başvurularının 70% inden fazlasını reddediyor çünkü reklamlarının yalnızca kaliteli siteler ve uygulamalarda gösterilmesini istiyor. Bu reklamverenler için daha iyi geri-dönüş ve yayıncılar için daha iyi kazanç anlamına geliyor.

Bu “hayır deme” felsefesi bazı reklamverenleri de kapsıyor. “Bizi zehirleyecek müşterilere tolerans göstermiyoruz.” diyor ve ekliyor Jackson “Kaba ve anlayışsız bir insanın size kaybettirebileceği kaynak ve vakit inanılmazdır. Eğer birisi ısrarla önermediğiniz şeyler için size e-mail atıyor, yakınıyor ve e-mailler atıyorsa bu müşteriden koşarak kaçmalısınız. Bu tür ilişkiler zaten hiç bir şekilde iyi bitmez. Başta kaba olan bir müşteri sözleşme sonrasında işin içine para girdiğinde çok daha kaba ve anlayışsız olacaktır. Kendinize ve ekibinize bir iyilik yapın ve bu müşterilerden derhal uzaklaşın.”

Admoda Sisteminin Arayüzü

Admoda toplantılardan da kaçınıyor. “Zaten toplantılarda harcadığımız zamanın yarısı üretken değil ekip kendini tam üretken hissediyorken yeni fikirler ve projelerle onlara gidiyorsunuz ve konuyu netleştirmek için yaptığınız takip pek çok zaman hiç işe yaramıyor. Kendini önemli hissetmek için toplantıdan toplantıya koşmak hiç anlamlı değil. Bunun yerine toplantılardan kaçınıyor ve iletişimi e-maillerle sürdürüyoruz gerektiğinde telefonla da takip ediyoruz.”

Adultmoda’nın yetişkinlere yönelik doğası gereği, Jackson bu duruma alışmış. “Bir kere bile yetişkinlere yönelik sektörü görmezden gelmedik. Neden gelelim ki?” diye soruyor ve ekliyor “Yetişkinlere yönelik servisler devasa bir sektör oluşturuyor ve bu mobil telefonlar için çok iyi birşey. Pek çok rakibimiz sözleşmelerinde yetişkin reklamları yasaklayan maddeler içeriyor. Neden? Yetişkinlere yönelik hizmetler çok karlı. Fakat bunu söylemek bağlı veya ilişki halinde bulundukları risk sermayesi şirketlerinin itibarını sarsabilir. Fakat pratikte aynı şirketler reklamlarını bu yetişkinlere yönelik sitelerde gösterirler çünkü çok trafikleri var. Adultmoda’da bizim duruşumuz bu konuda şeffaf ve dürüst olmak. Adultmoda’da yetişkinlere yönelik hizmet ve ürünler sunan şirketlerle çalışmaktan memnunuz.”

İşe alım

Jackson’un işe alımlarla ilgili tavsiyeleri ise şöyle;

Paranızın yettiği en iyi profili işe alın, fakat öncesinde rolü çok iyi belirleyin. Özellikle eğer teknik bir işiniz varsa bu alandaki en iyi geliştiricileri işe alın. Şahsen o kadar stresi kaldıramam. Vasat insanlar vasat ürünler geliştirir. Tecrübeli isim ise şirkete “tecrübe” getirir. Yani daha önce karşılaştığı problemler ve çözümlerini. Bu çözümler şirketinizin büyümesinde önemli bir rol oynayacaktır. Tecrübeli biri takıma derhal entegre olabileceği gibi tecrübesizlere göre iletişimi de daha sağlıklı olur.

Aynı zamanda yeni elemanın şirketinizde oynayacağı rolü ona net bir şekilde aktarın. İşinizin yeni bir alanını mı geliştirecekler? Takımızdaki aşırı yükü mü azaltacaklar? İşinizin bir alanını mı hızlandıracaklar? Müşteri hizmetinin iyileştirmesinde mi çalışacaklar? Tüm bu sorular ve hatta fazlası siz işe alımlar yapmadan önce cevaplanmalı.

Aynı zamanda “kolay işler” yapmaya meyilli elemanlardan da kaçının. Sıkça şunu duyuyorum; Tam kapasite çalışan bir şirketleri var. Destek için yeni bir profil işe alıyorlar fakat bu profil onlara destekten çok köstek oluyor ve fazla yük oluşturuyor. Tuzaklardan kaçının.

"Ekibimiz dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış durumda. Bu sebeple bir takım fotoğrafı çekmemiz mümkün olmadı. Bunun yerine çeşitli şeyler yaparken çekilen fotoğraflarımızdan bir kolaj yaptık."

Kârlılık tavsiyesi

Jackson kendi günlük işinizi terketmeden önce şunları değerlendirmeniz gerektiğini söylüyor:

Başlamak için gerekli paraya sahip misiniz? Başlamak için paraya gerek var mı? Do you have the money to get started? Do you need any money? İşlerin o tarafına bakın bilhassa para akışı. Az gideriniz olabilir fakat sadece müşterileriniz size 6 ay para ödemese ek paraya ihtiyacınız olabilir. Ya da fiyatlandırmayı gözden geçirmelisiniz demektir.

Kurmak istediğiniz için gerçekten birşeye ihtiyacınız var mı? Çikolatadan yapılmış bir itfayeciye ateşe dayanıklı elbise almanız ne kadar enteresan görünse de işe yaramaz.

Eğer bir iş planı yapacaksanız bunu kendiniz yapın. Plan size önderlik etmeli ve uygulanabilir olmalı. 3-5 yıllık öngörüler fikrini hemen unutun. Şimdiye kadar 5 yıllık öngörüsünü tam olarak takip edebilen şirket görmedim. Tamamen ilham yoluyla yapılan şeyler ve bana göre tam bir zaman kaybı.

Kendi yağında kavrulmak. Hemen harekete geçin ve birşeyleri çalışır hale getirin. Küçük başlayın, biraz para kazanın ve oradan harekete devam edin. Başlamak için sunuculardan oluşan duvarlara ihtiyacınız yok.

Kiminle çalışacağınızı özenle seçin. Dev bir şirketle çalışma hevesine düşmeyin. Fikirlerinizi ve kaynağınızı hızla sömürüp sizi ortada bırakma ihtimali her zaman vardır. Unutmayın şirket sizindir ve kiminle çalışacağınızı siz seçersiniz. Zehirli müşterileri unutmayın.

Muhasebe işlerini önemseyin. Hiç birşeyi unutmayın ve hasıraltı etmeyin. Eğer başa çıkılması gerekiyorsa çıkın.

3-5 yıllık öngörüler fikrini hemen unutun. Şimdiye kadar 5 yıllık öngörüsünü tam olarak takip edebilen şirket görmedim.

  • Pinle
Online Reklam, Röportaj içerisinde , , , , , , , , , , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 1 Yorum

Envato – Başarı Hikayesi 12

comTalks’un başarı hikayelerinde hep birlikte onikinci haftaya geldik. Başarı Hikayeleri serisi bu hafta tamamen kullanıcı tarafından üretilen içerikle hayatına başlayan ve büyüyerek Başarı Hikayeleri arasına adını yazdıran Envato ile devam edecek. Biz, bu yazı dizisinde risk sermayesi desteği almaksızın 1M+ $ gelir seviyesine ulaşmış şirketlerin tecrübelerini aktarmaya çalışıyoruz.

Geçtiğimiz haftalarda comTalks’ta sırasıyla Campaign Monitor, BigCommerce, Logik, iTeleport, TechSmith, Litmus, iData, A Small Orange , WooThemes , Smartasses , AnswerLab, GitHub, Alien Skin Software ve Kentico Software şirketlerinin başarı hikayeleri vardı. Seriyi yeni farkeden okurlarımız baştan başlayabilirler.

Bu seri 37signals’in Bootstrapped, Profitable & Proud serisinin Türkçeye çevirisidir.

Envato ‘da işi ben, ağabeyim, karım ve en yakın arkadaşım başlattık.” diyor kurucu Collis Ta’eed (aşağıda Nett dergisinde fotoğrafı görülüyor) ve ekliyor; “Her birimiz sahip olduğu küçük paraları ortaya koydu ve çoğunlukla çok çalışmak zorundaydık.” Bu söyleşide Envato başarısı ile ilgili soruları şirket kurucusu Ta’eed cevaplıyor.

Şirketin ne iş yapar?

İki ana işimiz var: Öncelikle biz insanların para kazanabilecekleri web siteleri işletiyoruz. Bunlar bizim gelirde en büyük web sitelerimiz ve temalar, wordpress temaları gibi materyallerin alınıp satıldığı en büyük pazaryeri olan ThemeForest‘da bunlara dahil. İlk zamanlar bizim pazaryer’lerimizi kullanarak satış yapmak yalnızca bir hobi kazancı idi. Fakat kısa süre sonra gerçekten iyi işler yapan ve hayatını buradan yaptığı satışlarla idame ettiren kişiler oluşmaya başladı. Bu günlerde ise ayda onbinlerce dolar kazanan arkadaşlarımız var. Bu siteler Envato Pazaryeri olarak adlandırılıyor ve bizim toplam 7 pazaryerimiz var. Sekizinci de bu röportaja cevap yazdığım andan 3 gün sonra hayata geçmiş olacak :-)

İşimizin ikinci bölümü ise yaratıcı, mesleki bilgilerin insanlara öğretilmesini sağlamak. Bu sitelerimiz trafik olarak en büyükleri buna şu an Photoshop konusunda en çok eğitim materyalini bünyesinde bulunduran Psdtuts+ da dahil. Aynı zamanda pek çok farklı dikeyde eğitim materyalleri yayınladığımız işlerimiz var bunlar; ses prodüksiyonu, hareketli grafikler, ilüstrasyonlar, fotoğrafçılık, mobil geliştirme, web geliştirme. Tüm ağ Tuts+ olarak adlandırılıyor ve şu an aktif çalışan 9 sitemiz var. Onuncusu ise birkaç ay içerisinde hayata geçmiş olacak.

Kısaca ana olarak yapabildiğimiz şeyler “Öğrenmek” ve “Kazanmak”.

Fakat biz aynı zamanda birkaç site ve hizmet daha işletiyoruz. Bunların başında en büyük online tasarım galerisi Creattica geliyor, sonra Freelance çalışanlar için yazılan en eski ve halen en popüler blog olan FreelanceSwitch geliyor, sonrasında hızla büyüyen uygulama yorumlama sitemiz AppStorm var. En büyük Mac uygulama sitesi olan Mac.AppStorm‘u da buraya dahil etmeliyim.

Yani temel olarak pek çok işler uğraşıyoruz. :) Basit bir akşam yemeğinde ne iş yaptığımızı sorduklarında açıklamanın epey zor olduğunu hemen tahmin etmişsinizdir.

İşler nasıl başladı?

2006′da işler çok daha basitti. Yalnızca Adobe Flash materyallerinin alınıp satıldığı bir pazaryeri yapmak istedik. O zamanlar ben kendi dosyalarımı satmak için iStockPhoto‘yu kullanıyordum fakat isimden tahmin edebileceğiniz üzere Flash uygulamalarla ilgilenen arkadaşların dikkatini orada pek çekemiyordunuz.

Bu sayede bizde FlashDen adında bir pazaryeri modelledik ve ben bir PHP yazılımcı ilanı girdim. Fakat bunun yerine daha önceki işlerden tanıdığım bir arkadaşımdan “beni seçin, beni seçin” tadında e-postalar alıyordum. Çağırdığımda PHP kullanmak zorunda olmadığımızı söyledi ve o zamanlar Ruby on Rails hayli yeni olsa da Ryan’a güvendim ve o yoldan ilerledik.

Ruby kullanmak kültürel açıdan aldığımız en iyi karardı, bize test temelli geliştirme, versiyon kontrolü ve pek çok esnek teknik sundu. Bu günlerde Melbourne’de en çok sevilen, hacim olarak en büyük ve en çok saygı duyulan Ruby işlerini biz yapıyoruz.

Başlamak için ne kadar nakte ihtiyacın oldu?

Başlamak için aşağı yukarı 40.000$ civarı bir para harcadık artı çok fazla ter ve zorlu çalışma. Ortaklar neredeyse birikmiş paralarının tamamını yatırmışlardı!

Başlarda proje istediğimiz gibi ilerlemedi. Temmuz gibi elimizdeki tüm parayı yakmış ve kredi kartlarımızın limitlerini doldurmuş bir şekilde bir yandan kendi freelance tasarım işlerimizi yapıyor akşamları ise FlashDen’i kurup geliştirmekle uğraşıyorduk. Bir süre eğer herşey suya düşerse neler olabileceğini düşünmedim değil.

Fakat Ağustos gibi işlerin pek çoğunu kolaylamış ve projemis “güzel” özelliklere sahip olmuştu. Biraz temizleyip derhal projeyi açtık.

Ta’eed: “2009 sonunda Melbourne'deki yeni ofisimize taşındıktan sonra” Arka sıra, soldan sağa: James, Naysan, Oz, Justine, Lucas, Stu, Rod, John, Skellie, Erin, Jordan. Ön sıra, soldan sağa: Collis, Fred, Cyan, Vahid, Ryan.”

Pek şimdi nasıl gidiyor işler?

İşimizin başarısını ölçmek için en önemli değer gerçekten rakamlar değil, insanlar. Sahip olduğumuz pazaryerlerinde forum özelliği de var ve burada insanlar bizimle olan deneyimlerini yazmaktan çekinmiyorlar. Bunlardan bir tanesini şuradan okuyabilirsiniz.

Fakat yine de niçin rakam istediğinizi anlayabiliyorum. Genellikle toplam kazancımızı paylaşmıyorum fakat size aşağıdaki bilgileri verebilirim:

  • Networkumuz her ay toplamda 50,000,000 ‘dan fazla sayfa gösterimi gerçekleştiriyor.
  • Pazaryerlerimizde en büyük satıcımız 2 yılda toplam 500.000$ sattı. Bu sadece bir kişi :)
  • Her pazaryeri’mizde iddialı satıcılarımız ayda 4 haneli rakamlar kazanıyor. Birkaç pazaryerimizin iddialı satıcıları ise 5 haneli rakamlara ulaşıyor.
  • Eğitim bloglarımız ise – ki kâr için kurulmadıkları halde – 7 haneli rakamlar toplayabiliyorlar.

Yani işler iyi gidiyor! Bizde bloglarımızda yazan insanların kazanımlarını ciddi oranda arttırmayı düşündük.

Çalışma ortamını konuşalım mı?

Doğru, zeki ve sorumluluk sahibi insanlara güvenmek üzerine kurulu çok esnek bir iş kültürümüz var. İşin nasıl göründüğü bizim için gerçekten çok da önemli değil.

Bu yaklaşım şirketimizde çalışan insanların yarısının uzaktan çalışmasıyla da ilintili elbette. Kim bilir nerede ve ne zaman çalışıyorlar? Sağlıklı iş yaptıkları müddetçe nerede olduklarının ne önemi var? Eğer bu iş kafalarında iç çamaşırıyla yataklarında yattıkları bir saatte gerçekleştirildiyse bunun çalışmak için mükemmel bir tarz olmadığını söylemek benim ne haddime?

Bu yaklaşım şirketimizde çalışan insanların yarısının uzaktan çalışmasıyla da ilintili elbette. Kim bilir nerede ve ne zaman çalışıyorlar? Sağlıklı iş yaptıkları müddetçe nerede olduklarının ne önemi var?

Aynı zamanda çok mutlu bir ekibimiz olduğunu düşünüyorum, ekip zeki ve kapasite sahibi insanlardan oluşuyor. Cidden bazen nasıl bu kadar sıkı adamı bir araya getirmeyi başardık diye şaşırıyorum. Şanslıyım, şuna inanıyorum; iyi insanlar iyi kültür oluşturuyor. Bu iyi kültür daha çok iyi insanın size katılmasını sağlıyor. Bu o sonsuz döngülerden biri.

Ta’eed: “Chicago Kasım 2010, uzaktan çalışan ekibimizin büyük kısmı ve ortada biraz Avustralya’lı, Chicago'nun mükemmel Catalyst Ranch 'ında ilk gün ilk ekip toplantısı”

Şirketteki hedefin ne?

Kişisel hedefim? İnsanlar için daha kullanışşı ürünler geliştirmek. Bu sebeple pazaryerlerimiz sayesinde satıcılarımızın para kazanabilecekleri en iyi noktaları oluşturabiliriz. Tek olmayabiliriz fakat satıcılar için en iyi yer olmasını istiyorum. Bunun anlamı iyi satış oranları, katılabileceğiniz çok büyük bir komünite, dostça iletişim kurabilen bir takım, satıcılara yardımcı özellikler. Yani genel olarak orada satış yapmaktan gurur duyacakları bir nokta haline getirmek.

Eğitici siteler içinse, profesyonel seviyede yetenekler kazandıran bir platform olalaım istiyorum. Bu yetenekleri kazanmak için ya çok az ödemeli insanlar ya da hiç ödememeli. Sürekli olarak farklı şeyler öğrettiğimiz bir yolda ilerleyelim istiyorum, kitlemizi genişletelim, komünite ile daha sıkı iletişimimiz olsun ve günün sonunda birbirimizi eğitmiş olalım.

Başkalarının tavsiyelerini yoksayıp kendi yoluna gitmeye bir örnek verebilir misin?

Sanırım şunu söylemeye çalışıyorsunuz; pek çok insan size bu kadar çok işe girişmemeniz uyarısında bulunabilir. Genellikle dikkat dağınıklığı girişimcilerin ölümüdür gibisinden konuşulur. Kesinlikle ben de zaman içinde iyi veya kötü anlamda bu konuda tavsiyeler aldım, elimizdekilere odaklanmamızı, yenilerini açmamamızı söylüyorlardı. Açıkçası yeni şeyler yapmayı o kadar çok seviyorum ki bu konuda bir tercihim olduğunu bile düşünmedim şimdiye kadar. :-)

Şirket olarak üstesinden gelmeniz gereken en büyük zorluk neydi?

Bizim için en büyük zorluk gerçek anlamda bir “şirket” olmaktı. İlk zamanlar minik ve düzensiz bir organizasyonduk ve aslında bu biizm işimize de yaradı. Hızlı deneyip hızlı  yanılabiliyorduk. Fakat son birkaç yılda bu konuda çok ilerleme kaydettik, muhasebesel anlamda, iş yapımızın ne kadar sağlıklı ve sürdürülebilir olduğu konusunda, istihdam yapımızın ne kadar sağlıklı olduğu noktasında ve büyüme için alabileceğimiz riskin ölçümü noktasında.

Bence büyüme şirkete pek çok sorumluluk da yüklüyor. Üzerinizden binlerce insan para kazandığında özellikle. Potansiyel olarak onların tüm yaşam kaliteleri size bağlı oluyor. Bu işi ciddiye almanız şart.

Aynı zamanda sadece yapılandırılmamış dinamikler vaktinizi alır. Siz büyüdükçe şirketinize daha çok yapı ve işlem eklemek ve işleri doğal büyümesine ve esnekliğine bırakmak arasında bir savaş başlar. Büyümek için yapılandırma ve işlemlere ihtiyacınız vardır fakat sizi başarılı ve heyecanlı kılanda organik yapınız ve esnekliğinizdir. Çok organize olduğunuzda işler yavaş ilerleyebilir, çok salaş ve kişisek kaldığınızda bir tüm yapı birkaç kişiye bağımlı olur. Bu süreçte sizin organizasyonunuz için en doğru yerin neresi olduğuna siz karar vermeli ve işletmelisiniz. Bana göre bu her yeni organizasyonun yüzleştiği ve sürekli devam eden bir savaştan başka birşey değil.

Siz büyüdükçe şirketinize daha çok yapı ve işlem eklemek ve işleri doğal büyümesine ve esnekliğine bırakmak arasında bir savaş başlar.

Hikayenle ilgili başka ilginç birşeyler var mı?

Bana göre hiç iş tecrübemiz olmadan bu işlere başlamış olmamız ilginç. Üçümüz tasarımcı, kardeşim ise fizikçiydi. Bu bir yandan iyiydi çünkü risklerden korkmuyorduk. Ne kadar işin altına girdiğimizi hiç birimiz bilmiyorduk ve bazen tecrübeli isimlerin yapılamaz dedikleri şeyleri bu sayede başardık. Diğer yandan bu durum şirket için bir yapı kurmaya geldiğinde pek işimize yaramadı. Nihayetinde bugün Envato’nun hayatına baktığımızda geri dönüp değiştirmek isteyeceğimiz pek çok şey olabilir. Çünkü o zamanlar bilmiyorduk. Nitekim bugün yeni bir şirket kuracak olsak neyin nasıl yapılacağı ile ilgili çok daha net fikir sahibiyiz. Ve eminim risklerin çok daha farkında olurduk.

Yeni bir iş başlatmayı hedefleyenler için hiç tavsiyen var mı?

Bana göre yaptığınız işi seviyorsanız ve gerçekten çok çok çalışmaya hazırsanız mükemmel bir şey. Biraz ömrünüzden alıyor gibi görünebilir fakat hiç beklenmedik kazançları olacaktır. Şahsen benim için, şimdiye kadar aldığım en doğru karardı.

  • Pinle
E-Ticaret, Röportaj içerisinde , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 1 Yorum

Kentico Software – Başarı Hikayesi 11

comTalks’un başarı hikayelerinde onbirinci haftaya geldik. Başarı Hikayeleri serisi bu hafta .net ile programlama yapan arkadaşların yüksek ihtimalle anımsayacağı Kentico Software (Çek Cumhuriyeti) isimli yazılım şirketi ile devam edecek. Aşağıda şirket kurucusu Petr Palas ile röportajımız mevcut. Biz, bu yazı dizisinde risk sermayesi desteği almaksızın 1M+ $ gelir seviyesine ulaşmış şirketlerin tecrübelerini aktarmaya çalışıyoruz.

Geçtiğimiz haftalarda comTalks’ta sırasıyla Campaign Monitor, BigCommerce, Logik, iTeleport, TechSmith, Litmus, iData, A Small Orange , WooThemes , Smartasses , AnswerLab, GitHub ve Alien Skin Software şirketlerinin başarı hikayeleri vardı. Seriyi yeni farkeden okurlarımız baştan başlayabilirler.

Bu seri 37signals’in Bootstrapped, Profitable & Proud serisinin Türkçeye çevirisidir.

Şirketin ne iş yapıyor?

Web geliştiricilerin internet siteleri yaparken daha çok keyif alabilmelerini sağlıyoruz. Kentico CMS for ASP.NET adında tek bir ürünümüz var. Hemen “bir başka sıkıcı içerik yönetim sistemi” diye düşünebilirsiniz. Belki öyle de. Fakat biz farklılıklarımız olduğunu düşünüyoruz. Pek çok içerik yönetim sistemi ya çok basit, kolay kullanılıyor ya da çok esnek ve aşırı kompleks. Biz basitlik ve esneklik arasında seçim yapmak istemedik, hepsini bir üründe birleştirmeyi seçtik. Bu sayede web geliştiricilerin işlerinden daha fazla keyif almalarını sağlayan bir ürün ortaya koyduk, bu ürünle işlerini istedikleri gibi tasarlayabiliyorlar.

Herşey nasıl başladı?

Ben web siteleri ve web tabanlı uygulamalar geliştiriyordum, yapılması gereken ve benim nefret ettiğim rutin işler olduğunu farkettim. Tüm işleri kolaylaştırmanın bir yolu olduğunu düşündüm. Geliştiriciler için birkaç ASP.NET eklentisi geliştiren bir şirkette çalıştım ve ortalıkta ASP.NET geliştiricileri için adam akıllı bir içerik yönetim sistemi yoktu. Fikri patronuma sundum fakat kendi basit içerik yönetim sistemini satan pek çok ajans olduğu için orada bir fırsat olmadığını düşündüler. Bu sebeple 2004′te yalnızca kendi toparladığım parayla şirketi kurmaya karar verdim. Bilgisayar Bilimleri bölümünde yaptığım master’ı bıraktım. Tüm eforumu ve zamanımı şirketime yoğunlaştırdım.

Ve esasen şanslıydım, henüz ürün çok yeni olduğu halde Kentico CMS’yi kurumsal sitesinde kullanan ilk müşterim Gibson Gitarları idi (Gibson hala bizim müşterimiz). Herhangi bir stratejim veya büyük bir vizyonum yoktu. Pazarı ve rakipleri izlemiyordum. Yalnızca müşterilerimi dinleyip istedikleri özellikleri olabildiğince çabuk sisteme eklemeye çalışıyordum. Bu duruma çok şey borçluyum. Arama motorlarına dost URL’lerden SEO konusunda optimize edilmiş sayfalara kadar pek çok özelliğe diğer büyük rakiplerden yıllar önce sahiptim. Müşterilerin taleplerine karşılık verdikçe her yeni versiyonda hızla büyüyorduk.

Herhangi bir stratejim veya büyük bir vizyonum yoktu. Pazarı ve rakipleri izlemiyordum. Yalnızca müşterilerimi dinleyip istedikleri özellikleri olabildiğince çabuk sisteme eklemeye çalışıyordum.

Yine şans benim yanımdaydı ve Kentico CMS üzerinde bazı geliştirme çalışmaları için T-Systems (T-Mobile’ın bir iştiraki) ile bir sözleşme imzalamıştım. Bu bana ekstra para kazandırdı ve derhal şirketin gelişimi için bu parayı yatırıma dönüştürdüm.

Geliştirme süreçlerini hızlandıramk için üç üniversite öğrencisini işe aldım. Bir girişim için öğrencileri işe almak mali olarak çok uygundu. Biz de bunu yaptık. Bazı noktalarda 25 çalışana ulaştığımız oldu, yaklaşık 20′si öğrenciydi. Hala şirkette öğrencilerimiz var fakat artık oran %15 civarında, yani çok daha düşük.

Mezun oldukça tam zamanlı elemanlar olarak çalışmaya devam ediyorlar. Aslında gurur duyduğum şeylerden biri de takımımızın stabilitesi. Kendi işini iyi yapan hiç bir elemanı şimdiye kadar kaybetmedik. 6 Yıl sonra, şimdi 62 kişiyiz ve Arkadaşlarımızın 4′ü Amerika ofisinde çalışıyor.

Amerika demişken çok önemli birşeyden bahsetmek istiyorum: Biz bir Amerikan şirketi değiliz. Hatta Avrupa şirketi bile değiliz. Çek Cumhuriyetinde, Orta Avrupa’nın eski komünist ülkesinde çalışıyoruz. Buna rağmen müşteri portföyümüzü 84 ülkeden 2.000 şirkete kadar büyütebildik.

Başlarda ürünü global pazar için geliştirmemiz gerektiğine karar verdim çünkü yerel pazarın hacmi globalinkiyle karşılaştırılamaz haldeydi. Bu sebeple içerik yönetim sistemini online satmaya başladım, satış ekibi olmaksızın ve çok küçük bir pazarlama bütçesiyle. Bütçemizin de neredeyse tamamını Google Adwords’te harcıyorduk zaten. Şirket olarak Google PR değerimiz çok yüksekti çünkü diğer büyük şirketler SEO ile pek uğraşmıyordu o zamanlar. Bu durum bize inanılmaz trafik sağladı. Pazarlama için sürekli farklı şeyler deniyoruz fakat görünüşe göre dijital pazarlama ile geri-dönüş sağlamanın maliyeti her geçen gün artıyor.

Şirketi başlatmak için ne kadar nakte ihtiyacın oldu?

Şirketi 10.000$ ile başlattım, birikmiş param buydu. Küçük birşey kurum derhal satışa başlamam gerekiyordu çünkü param hızla bitebilirdi. Dışarıdan herhangi bir kredi veya yatırım almayı ise hiç düşünmedim. Esasen hala hiç düşünmüyorum. Bana göre doğru iş modeline sahip her şirket dışarıdan ekstra para almadan hayatına başlayabilir ve büyümesini sağlıklı bir şekilde sürdürebilir. Özellikle yazılım ve online işlerde başlangıç maliyetleri çok düşük.

Bana göre doğru iş modeline sahip her şirket dışarıdan ekstra para almadan hayatına başlayabilir ve büyümesini sağlıklı bir şekilde sürdürebilir. Özellikle yazılım ve online işlerde başlangıç maliyetleri çok düşük.

Şirketin ne kadar başarılı?

Yalnızca yazı dizinizin 1M$ kriterini rahatça karşılayabildiğimizi söyleyeyim. Rakamlarımızı bir şirket politikası sebebiyle yayınlamıyoruz yoksa paylaşmak isterdim. Yaptığımız her işte şeffaf olmaya çalışıyoruz. Örneğin ürünümüzdeki tüm hataları listeliyor ve en çok 7 gün içinde tek tek müşterilerimizin gözü önünde çözüyoruz. Pek çok ticari yazılım şirketinde bu tür şeylere rastlamazsınız. Çok büyük yazılım şirketleriyle kafa kafaya rekabet ediyoruz bu sebeple rakamlarımızı paylaşamıyoruz fakat şunu söyleyebilirim, son birkaç yıldır her yıl en az %100 büyüyoruz ve ilk yıldan beri kârlılığımız da gittikçe artıyor.

2008 ve 2009 yıllarında Deloitte FAST 50 Rising Star, listesinde yer aldık, bu listede Orta Avrupa’nın en hızlı büyüyen şirketleri vardı.

Çalışma ortamınız neye benziyor?

Açık, dost-canlısı ve rahat fakat işleri tamamlama ve üretkenlik konularında odaklanma sağlayan bir ofis. Bir elde dart ve futbol oynayabildiğimiz bir alanımız, bir kafemiz ve iki köpeğimiz var.

Diğer elde çok geleneksel, net bir organizasyon, yönetim hiyerarşimiz, iş tanımlarımız, istatistik ve performans analizlerimiz ve yerel kurallarımı var. Herkes mutlaka katılımda bulunmalı. Ve şunu söyleyebilmekten çok memnunum ki herkes zorlama olmaksızın katılım gösterme motivasyonuna sahip.

Yinede şunu belirtmeliyim ki; biz hiç sürekli çalışıp ofiste uyuyan adamlar olmadık. Hep 9-5 çalışan bir yazılım şirketiydik. Pek çok elemanımız haftada 40 saatten fazla çalışmaz ve ben bu modeli şahsen çok sürdürülebilir buluyorum. Eğer çok uzun saatler çalışıyorsanız hayat-iş dengeniz bozuluyor ve siz işinizle ilgili daha az üretken ve motive olabiliyorsunuz.

Kentico Software yeni ofis fotoğrafları.

Eğer çok uzun saatler çalışıyorsanız hayat-iş dengeniz bozuluyor ve siz işinizle ilgili daha az üretken ve motive olabiliyorsunuz.

Peki şirketinin hedefi ne?

Şey, aslında belirlediğimiz hedeflerimiz ve kilometre taşlarımız var. Fakat şahsen şirket için planladığım “şunu yapsam başka birşey istemiyorum” diyebilececğim hiç bir hedef veya kilometre taşı yok. Müşterilerinin sevdiği, değerli bir ürün geliştiren bir şirket olmaya çalışıyoruz. Mükemmeliğe giden ve asla tamamlayamayacağınız bir yol bu.

Şirkette üstesinden gelmen gereken en büyük zorluk neydi?

Başlarda kısıtlı bütçe ve hiç satış olmaması ciddi bir zorluktu. Altı ay boyunca hiç para kazanmadan ürün üzerinde çalışmak zorunda kaldım ve altı ay boyunca paramın sürekli azaldığını izledim. Bir gün sabah erkenden bir çöpçüyü görüp “ne mutlu bir adam, her ay parasını alıyor” diye özendiğimi hatırlıyorum.

Sistemler hakkında düşündüklerimi değiştirmem gerekti. İşimden ayrılıp kendi şirketimi kurduğumda kuralların, sistemlerin ve bürokrasinin olmadığı bir şirket kurmak istedim. Fakat tam o noktada 20 kişiden kalabalık bir hale geldik ve üretkenliği koruyabilmek için organize olmamız gerektiğini gördüm ve sistemlerle ilgilenmeye başladım -ki işimi epey de kolaylaştırdılar. Herkesin yaptığı işi bildiği bir sistem düşündük. Yaptığımız her işte kendini geliştiren ve hiç bitmeyecek bir süreç bu.

Son büyük zorluk ise büyük anlaşmalar imzalayacak hale gelmekti. Bu daha önceki online satışlarımızdan tamamen farklı bir yaklaşım gerektiriyordu. Satış takımlarımızı genişlettik ve işe biraz daha stratejik yaklaşmaya karar verdik.

Esasen beni yeni şeyler öğrenmeye iten tüm bu zorluklardan çok keyif aldığımı söylemeliyim.

Hikayenle ilgili daha daha farklı neler var?

2009 yılında “Hatalar için Ağaç” adında “7-günde hata çözme” politikamızın tanıtımını yapmak için bir kampanya başlattık.

Müşterilerimiz tarafından bize bildirilen her hata için bir ağaç diktik. Ağaçlara müşterilerimizin adını verdik. Doğa koruma derneklerinden birine para gönderebilirdik, yapmadık. Şirket olarak dışarı çıkıp kendimiz diktik tüm ağaçları. Ve şimdiye kadar katıldığımız en iyi ekip etkinliğiydi. Eğer ekibiniz için bir aktivite bakınıyorsanız başkalarına da faydalı birşeyler yapmaya çalışın. Fotoğrafları şurada bulabilirsiniz;

Yeni bir iş başlatmayı düşünenlere ne tavsiye edersin?

Pek çok insan sağlıklı bir iş başlatabilmek için eşsiz ve devrimci bir fikre sahip olmaları gerektiğini düşünüyor ve emekli olana kadar bu fikri bekliyorlar. Beklemeyin. Etrafınıza bakıp yapmaktan keyif aldığınız bir iş bulun. Mutlaka müşterilerin istediklerini alamadıkları veya yetersiz aldıkları bir alan göreceksiniz. O alanı nasıl iyileştirebileceğinizi ve orada sağlıklı bir iş kurup kuramayacağınızı düşünün. Ve ne zaman tamamen kendinizi ikna edebilirseniz işte o zaman derhal başlayın. Yüzlerce sayfalık iş planları ve risk sermayesi sunumlarıyla vaktinizi harcamayın.

İşe başlayın.

Yüzlerce sayfalık iş planları ve risk sermayesi sunumlarıyla vaktinizi harcamayın. İşe başlayın.

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri, Röportaj içerisinde , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 1 Yorum

Alien Skin Software – Başarı Hikayesi 10

comTalks’un başarı hikayelerinde onuncu haftaya geldik. Başarı Hikayeleri serisi bu hafta özellikle tasarımcıların çok iyi bildiği Alien Skin Software ile devam edecek. Biz, bu yazı dizisinde risk sermayesi desteği almaksızın 1M+ $ gelir seviyesine ulaşmış şirketlerin tecrübelerini aktarmaya çalışıyoruz.

Geçtiğimiz haftalarda comTalks’ta sırasıyla Campaign Monitor, BigCommerce, Logik, iTeleport, TechSmith, Litmus, iData, A Small Orange , WooThemes , Smartasses , AnswerLab ve GitHub şirketlerinin başarı hikayeleri vardı. Seriyi yeni farkeden okurlarımız baştan başlayabilirler.

Bu seri 37signals’in Bootstrapped, Profitable & Proud serisinin Türkçeye çevirisidir.

Alien Skin Software ne yapıyor?

Biz fotoğraf ve grafik tasarımı için Photoshop eklentileri yapıyoruz. Grafik tasarım eklentilerimiz ateş ve şimşek efekti gibi fiyakalı görsel efektler yapıyor.  Fotoğrafçılıkla ilgili eklentilerimiz ise daha çok boyut küçültme gibi pratik işlere yarıyor ama bazı sıkı fotoğraf efektleri de var, film simülasyonu ve yağlı boya gibi efektlerimiz bunlardan bazıları. Bizim gücümüz görsel işlemedeki araştırma faliyetlerimizden geliyor.

Bu alanda görünen pek çok şirketin aksine bizim yazılımımız online değil offline. Sonuç olarak bizim korsan yazılım, bayiler ve fiziksel disklerle uğraşmamız gerekiyor. Birbaşka fark ise biz neredeyse 17 yıldır bu alandayız.

Şirketteki evrim nasıl şekillendi bu süreçte?

İlk yıllar epey heyecanlıydı çünkü iş seyahatleri, ekip yönetmek ve bana göre o zamanlar büyük olan paraları yönetmek gibi çok yeni şeyleri tecrübe ediyordum. Negatif tarafta ise, çok uzun saatler çalışıyorduk ve hep bir kaos ortamı hakimdi. O günlerde sürekli yeni birşeyler çıkmıyordu ama her zaman öğrenecek şeyler vardı. Artık eforumuzu koordine etmeyi öğrendik ve çok daha kısa sürede çok daha fazla işi bitirebiliyoruz. Sakin etkinliğimize bayılıyorum ve bunu fazladan heyecana değişmem.

Bilgisayar Bilimleri fakültesini şirketi kurmak için terkettin. Olay neydi? Bu geçiş kararını nasıl verdin?

Bilgisayar Grafikleri Araştırmalarından hep büyü keyif aldım fakat akademik yazılımların o bitmemiş haline bir türlü ısınamadım. İçerisinde hatalar barındırmayan bir ürün yapmayı istediğimi farkettiğimde ticari yazılımlara geçiş yapmak çok da zor değildi.

Arkadaşım George Browning ve ben Alien Skin Software’i kurmak üzere okuldan ayrıldık. İtiraf etmeliyim ki hemen zengin olacağımızı düşündüğümüz için yapmıştık. Bir yazılım şirketinde tecrübeli bir CEO olan bir arkadaşımızla yaptığımız konuşma hiç hafızamdan çıkmıyor. Kolay başarı öngörülerimizi gördüğünde kahkaha attı ve “İddia ediyorum, eğer siz bir gün zengin olursanız her kuruşu hakkınızla kazanmış olacaksınız.” dedi. Çok doğruydu! Bugün başarılıyız fakat bu tam 17 yıl zorlu çalışma gerektirdi.

Bir yazılım şirketinde tecrübeli bir CEO olan bir arkadaşımızla yaptığımız konuşma hiç hafızamdan çıkmıyor. Kolay başarı öngörülerimizi gördüğünde kahkaha attı ve “İddia ediyorum, eğer siz bir gün zengin olursanız her kuruşu hakkınızla kazanmış olacaksınız.” dedi. Çok doğruydu! Bugün başarılıyız fakat bu tam 17 yıl zorlu çalışma gerektirdi.

Başlangıç için ne kadar paraya ihtiyacınız oldu? Parayı nereden buldunuz?

Bizim başlattığımız şekilde iş kurmayı tavsiye etmiyorum. Biz kendi günlük işlerimizden ayrıldık, neredeyse hiç paramız da yoktu ve ev ürünümüz üzerinde çalışmak için ev arkadaşımın bilgisayarını ödünç almama gerekiyordu. İlk projemizin yayını yayıncı tarafından geciktirilince hiç finansal gücümüz kalmamıştı.

George sonra daha aklıbaşında işler yapmak için ayrıldı ve Curio’nun yapımcısı olan Zengobi’yi kurdu. Bu süreçte ailemden para istedim fakat onlar benim sorumsuz davrandığımı düşündüler (haklılardı bu arada), ben de 2000$ banka kredisiyle bir Mac aldım. Açlıktan ölme korkusunun iş etiğinize neler yapabileceğini görmek inanılmaz. Hızlıca ilk Photoshop eklentileri setim olan The Black Box’u yaptım. Kısa sürede beni desteklemeye başlamıştı. Zaten ucuz bir dairede sadece cipsle yaşıyordum.

Birkaç yıl sonra babama şirketin %1′ini 2000$ karşılığında sattım. O zamanlar paraya ihtiyacım kalmamıştı fakat başta istediğim parayı vermeyen babamın kendini daha iyi hissedebilmesi için böyle birşey yaptım. Aynı zamanda Kuzey Carolina yasaları LLC kurabilmek için en az iki ortak gerektiriyordu. O günden bu yana hiç bir tür yatırım veya kredi almadım.

İşlerin ne kadar iyi gidiyor?

Şirket 94 yılında kârlı hale geldi ve o yıldan sonra her yıl kârlı olarak devam etti. 1m$ Gelir sınırını 96 yılında geçtik ve her yıl bu sınırın epey üzerinde seyrettik. Başarının en büyük anahtarı ben dahil şirketteki herkesin yaptığı işten keyif alması idi. Elbette para bunu destekledi ama ürünlerin kaliteli olması, çalışanların yeterlilikleri, müşterilerin mutluluğu daha büyük birer tatmindi. Sanırım bu sebeplerden biz ortalığı kasıp kavurduk.

Başarının en büyük anahtarı ben dahil şirketteki herkesin yaptığı işten keyif alması idi. Elbette para bunu destekledi ama ürünlerin kaliteli olması, çalışanların yeterlilikleri, müşterilerin mutluluğu daha büyük birer tatmindi. Sanırım bu sebeplerden biz ortalığı kasıp kavurduk.

Şirket kültürünüz ve çalışma ortamınızdan bahseder misin?

İlk yıllar “takım elbise” kavramıyla epey didiştik. Savaştık diyebiliriz hatta. İnsanlara nasıl bir alternatif olduğumuzu göstermek istedik. Eğlenceliydi fakat yazılımcı hippiler topluluğu gibiydik.

Bu günlerde organize, sakin ve profesyoneliz. Çok şık tasarlanmış sakin bir ofisimiz var. Kararlar artık kafaya göre alınmıyor. Epey bağımsız çalışıyoruz ve gereksiz toplantılardan kaçınıyoruz. Günlük iletişimin sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Herkesin kendi yöneticisiyle yapması gereken bir haftalık toplantısı var pek çok zaman bazı tavsiyeler almak ve projelerin yolunda ilerlediğinden emin olmak için kullanıyoruz. Haftada bir gün şirket yemeğimiz var, sosyal iletişimi güçlendiriyor ve şirketin gidişatı üzerine konuşuyoruz.

Uzun saatler çalışmanın yaratıcılığa yardımcı olmadığını düşünüyorum. Nadiren fazla mesai yapılıyor ve sık sık ara veriyoruz (ofiste kestirmek için bir odamız var). Haftada 39 saat çalışıyoruz çünkü Cuma günleri akşam tamamen şirketin karşıladığı bir yeme içme etkinliğimiz var. Şunu söyleyeceğim; çalışıyorsak gerçekten çalışıyoruz. Önemli olan haftada 39 saatin gerçekten hakkını veriyor olmak, fazlası değil.

Başkalarının tavsiye ve fikirlerini yok sayıp kendi yolunda ilerlemene bir örnek var mı?

Kendi kafama göre hareket edip memnun olduğum bir konu şirketteki kafa sayısını muhafaza etmek. Şirket içinden ve dışından insanlar “eğer büyümüyorsan, ölüyorsundur” diyorlardı. Ben bu söylemden nefret ediyorum ve saçmalık olduğunu düşünüyorum. 2001′den bu yana kasıtlı olarak çalışan sayısını 20′den 11′e düşürdük. Muhteşem oldu. O zaman ürünlerimiz daha iyi hale geldi, daha hızlı çıkmaya başladılar ve kârımız artmaya başladı. Tekrar 15 kişinin üzerine çıkmayı hiç düşünmedim.

Niçin doğru yolun küçük takımlar olduğunu düşünüyorsun?

Aslında tamamen benim kişisel görüşüm, anlayabildiğim bir şirketim olsun istiyorum. Herkesi tanımak, karşılaştıkları zorlukları bilmek ve işlerinin toplam efordaki yerini görebilmek istiyorum. Bunu 15 kişiden büyük bir ekipte takip etmenin zor olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda, küçük takımda koordinasyon için daha az efor sarfetmek gerekiyor. Bize göre zamanımızı yaratıcı işler yapmak için kullanmak toplantılarda kullanmaktan çok daha değerli.

Şirket olarak üstesinden gelmeniz gereken en büyük zorluk neydi?

Pek çok arkadaşı işe almak ilk zamanlar eğlenceli ve ucuzdu ancak uzun vadede ciddi bir problem oldu. Pek çok mantıksız durumu sümenaltı etmek zorunda kaldım çünkü arkadaşlarımı kırmak istemiyordum. Bu günlerde şirket çok profesyonel, yaratıcı ve ortak çalışılan bir ortam fakat bunu gerçekleştirmek pek çok yıl ve kaybedilen arkadaşlıklara maloldu.

Aynı zamanda, küçük takımda koordinasyon için daha az efor sarfetmek gerekiyor. Bize göre zamanımızı yaratıcı işler yapmak için kullanmak toplantılarda kullanmaktan çok daha değerli.

Tekrarı mümkün olsaydı neyi farklı yapardın? “Asla arkadaşlarınla çalışma” diyebilir misin?

Bence arkadaşlarla çalışmakta problem yok fakat sadece onlara da diğer elemanlarına davrandığın gibi davranabiliyorsan. Bir arkadaşı sadece o pozisyon için tam yeterlilik sahibiyse işe almalısın ve en önemlisi katılımcı bir yönetici olmalısın. Bunun anlamı şu; elemanların ne yaptığından haberin olmalı, aktif geri-dönüş sağlamalısın ve eğer geri-dönüşlerini önemsemiyorlarsa onları işten çıkarmalısın. Gerçekten herkese bu şekilde davranmalısın. Eğer bunu kendi arkadaşlarına yapamayacaksan onları işe almamalısın.

Hikayenle ilgili ilginç başka bir başlık var mı?

Alien Skin (uzaylı derisi) adı ilk yazılımımızın çıkardığı dandik grafiklerden ortaya çıktı. Şuradan görebilirsiniz. Ürün çabucak öldü fakat böyle komik bir ismi korumak istedik.

Web sitenize göre, “hızlı, dost canlısı teknik destek” sadık müşteriler kazanmanıza yardımcı olmuş. Başkalarına destek verirken uymaları gereken tavsiyeleriniz ne olurdu? Destek konusunda karşılaştığınız ve aşmak zorunda kaldığınız hiç engel var mıydı?

Her zaman destek için tam zamanlı bir elemanımız vardı. Son zamana kadar bu arkadaş telefonlara bakıyordu. Bu günlerde ise 37signals’in kullandığı destek tekniklerini kullanıyoruz. Müşteri desteği meselesini tamamen kontrol altında tutmaya çalışıyoruz. Bu konuda yayınladıkları podcast‘e katılmamak mümkün değil. Tüm teknik destek talepleri bir web form’la başlıyor. Bu bize sorunu çözmede gerekli azami bilgiyi çok daha hızlı sağlıyor.

Şunları tüm elemanlarınıza veriyorsunuz: Özel ofis, aileyi tamamen kapsayan bir sağlık sigortası, kar paylaşımı, emeklilik sigortası. Niçin?

Evet, bu imkanlardan herkes faydalanıyor. Bana göre özel bir ofisin sessizliği entellektüel yarışların en yoğun yaşandığı yer. Bana göre açık ofisten çok daha verimli zaman geçiriliyor buralarda. Kâr paylaşımı herkesin motivasyonunu aynı yönde tutmak için gerekli. Diğer imkanlar ise elemanlarımızı çalmak isteyecek diğer işverenlerle rekabetimizi sağlıyor. Herkes şişmanlamasaydı ücretsiz çerez imkanımız da vardı :) artık sağlık kulübü üyeliği veriyoruz.

Siteniz “Kâr yalnızca herkes katılım gösterip girişimle ilgili heyecan duyarsa sürdürülebilirdir.” diyor. Bu ne demek?

Açıkası müşterilerimiz heyecan duymalı fakat elemanlarımız da öyle. Eğer bir eleman yorgun, bıkkın veya sıkkınsa mükemmel hizmet vermek için mükemmel bir ürün geliştirmesini bekleyemezsiniz. Kendi iş arkadaşlarının da performanslarını aşağıya çekerler. Bu en önemli kısmı, insanlar sakat iş arkadaşlarıyla değil zeki, yaratıcı ve üretken iş arkadaşlarıyla birlikte olmak istiyorlar.

Açıkası müşterilerimiz heyecan duymalı fakat elemanlarımız da öyle.

Yeni bir girişim başlatacak birine tavsiyelerin ne olur?

Öğrendiğim birkaç ders şöyle.

1) Hakettiğinden daha az ücretlendirme yapma. Ürününün müthiş olduğuna inandığında fiyatını net belirtmekten korkma. Zeki insanlar bunun için ödeme yaparlar. Yancılar derhal gider. Bir zamanlar diğer ürünlerimizden epey ucuz bir ürünümüz vardı. O ürünün müşterileri diğer ürünlerimizi kullanan profesyonellere göre çok çok daha fazla teknik destek istiyordu. Ürüne devam etmeme kararımız bize ilaç gibi gelmişti.

2) Diğer şirketlerle bağlara dikkat et. Başkasının senin ürününü senin adına yayınlamasına izin verme. Ortak ürün geliştirme yapma. Zaten sadece kendi takımını koordine ederken bile çok fazla gereksiz efor harcıyorsun. Bırak ikincisini. Kimse seni zengin yapmaz. Sen dışında.

3) Biraz yönetim iyidir. Yıllarca bir yönetimi olmayan düz bir organizasyonduk. Sonuç etrafa pisleyen ve ortalıkta gezinen onlarca kedi gibiydi. Şimdi herkesin yöneticisi belli ve haftalık toplantılarımız var. Yönetici illa emir vermek zorunda değil. Yöneticinin görevi motivasyonu sağlamak, tavsiyeler vermek ve alındaki kişiler hedefi şaşırdığında doğru yöne iletmektir. Benim tecrübelerime göre; üretken insanlar kendi zorluklarını tartışabilecekleri bir yöneticiyle çalışmak istiyorlar.

Bu hafta da Başarı Hikayeleri yazımızın sonuna geldik. Serimiz devam edecek. Geçtiğimiz hafta boyunca yaz, ramazan ve şahsi sıkıntılar sebebiyle aksayan comTalks yazıları için şahsen özür dilemek istiyorum. Yakında toparlanacağız! Facebook’ta 3400′ü geçen takipçi sayımız bizim için çok değerli. Her yazımız çeşitli sosyal platformlarda en az 500 okunuyor. Bizimle görüşlerinizi paylaşmaktan lütfen çekinmeyin.

Bu hafta 2 firemiz var, arkadaşlarımın bu haftaki paylaşımlarıyla aranızdan ayrılıyorum.

Muhabbetle.

  • Pinle
Pazarlama, Röportaj içerisinde , , , , , , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 1 Yorum

GitHub – Başarı Hikayesi 9

comTalks’un başarı hikayelerinde dokuzuncu haftaya geldik. Başarı Hikayeleri serisi bu hafta özellikle teknik arkaplana sahip okurlarımızın bileceği GitHub‘ın etkileyici büyüme serüveni ile devam ediyor. Biz, bu yazı dizisinde risk sermayesi desteği almaksızın 1M+ $ gelir seviyesine ulaşmış şirketlerin tecrübelerini aktarmaya çalışıyoruz.

Geçtiğimiz haftalarda comTalks’ta sırasıyla Campaign Monitor, BigCommerce, Logik, iTeleport, TechSmith, Litmus, iData, A Small Orange , WooThemes , Smartasses ve AnswerLab şirketlerinin başarı hikayeleri vardı. Seriyi yeni farkeden okurlarımız baştan başlayabilirler.

Bu seri 37signals’in Bootstrapped, Profitable & Proud serisinin Türkçeye çevirisidir.

Şirketiniz tam olarak ne yapıyor?

Git(nedir?) veya Subversion gibi versiyon kontrol sistemlerini kullanan şirket ya da açık kaynak projelere özel ve halka açık opsiyonlarıyla kaynak kod barındırma hizmetleri sağlıyoruz. İster özel, ister halk açık proje olsun yapmak istediğimiz şey programcıların projelere katılım gösterirken karşılaştıkları zorlukların üstesinden gelmek. Açık kaynak kodlu bir yazılıma bir eklenti geliştirmeye çalışıyorsanız odak tamamen proje ve kullanıcıları olmalı, yüklemeye çalışmakla uğraşmamalısınız. Aynı mekandan veya dünyanın herhangi biryerinden birden fazla kişi aynı proje üzerinde çalışıyorsa bu bir kazanım olmalı eziyet değil.

Biz aynı zamanda git eğitimleri veriyor, git eğitim materyalleri sağlıyoruz ve açık kaynak kodlu projelere sponsor oluyoruz.

Peki “Normal” insanlara ne iş yaptığınızı nasıl açıklıyorsunuz? (örn: anneniz, kokteylde tanıştığınız biri, gibi.)

GitHub programcıların Wikipedia’sı gibi. Program dosyalarını düzenleyebilir, kim neyi değiştirdi görebilir, eski versiyonlarla karşılaştırabilir ve tüm dünya’nın erişimine açabilirsin. Tek fark burada bir program’ın kaynak kodlarıyla uğraşıyorsun, ansiklopedik bilgiyle değil. Şirketler burayı yazılım projeleri ve web siteleri geliştirmek için kullanırken bireysel programcılar hobi olarak bazı projelerini yayınlıyor.

İş modeli çok basit: eğer herkesle birşeyler paylaşmak istiyorsan para ödemiyorsun. Eğer kodlarını kimseyle paylaşmak istemiyorsan ki o zaman kodlarından para kazanıyorsun demektir, o zaman ödeme yapmak durumundasın.

Soldan sağa: Rick Olson, Tom Preston-Werner ve Chris Wanstrath. (Foto: Dave Fayram)

Eğitim işinizin ne kadarlık bir kısmı?

Eğitimden çok para kazanmıyoruz fakat eğer daha fazla insana git’in nasıl kullanıldığını anlatabilseydik bundan herkes kazançlı çıkardı. Müşterilerle yüzyüze görüşmek ve ilişkiyi kuvvetlendirmek de çok iyi. Bu arada eğitimler için git sihirbazımız Scortt Chacon’u dünya’nın dört bir yanına gönderiyoruz.

Açık kaynak kodlu projelere sponsorluk yapmak ve git eğitim materyalleri yayınlamak herkesin iyiliği için fakat biz bunları sadece sevdiğimiz için yapıyoruz. Eğer bir GitHub kullanıcısı zamanının küçük bir kısmını açık kaynak kodlu bir proje için harcarsa bu bizi çok mutlu ediyor.

Herşey nasıl başladı?

Başlarda GitHub bir haftasonu projesiydi. Tom Preston-Werner ve ben yerel olarak düzenlenen bir programcılar etkinliğinden sonra spor barında takılıyorduk. Tom git barındırma projesini bana burada anlattı. Git ile ilgili kaynakların bulunduğu, kaynak kodların kolayca yüklenip paylaşıma açılabileceği bir yer olacaktı. Tamamen ihtiyaçtan doğdu. İkimiz de versiyon kontrol sistemlerini seviyorduk fakat başkalarıyla kod paylaşmanın sağlıklı bir yolu yoktu. Tom bu açığı kapatmada ilgili olacağımı düşündü, nitekim ben de ilgiliydim.

Cumartesi günleri siteyi parça parça bir araya getirmek üzere bir araya gelmeye başladık. Branç yapıyor, siteyle ilgili fikirleri tartışıyor ve sonra işe koyuluyorduk. Tom sayfaları ve fikirleri tasarlıyordu, ben de entegre ediyordum. Temel özellikler ortaya çıkar çıkmaz GitHub’ı benim günlük işimde kullanmaya başladık, bu PJ Hyett ile ortak kurduğum bir girişimdi. Siteyi geliştirmenin müthiş bir yoluydu. Hem PJ hem ben GitHub’ı aktif olarak kullandık ve çok büyük bir açığı giderdiğini farkettik.

Tom’un bir önceki macreasında (Gravatar) öğrendiği birşey vardı. Kaynağa dayalı bir hizmeti ücretsiz sunduğunuzda sorunlarla karşılaşmanız kaçınılmazdı. Fakat o projede barındırılan ve sunulan şey görseldi, bu projede ise sunulan şey program kodları. Yazılım projelerini saklamak ve sunmak büyük ölçekte bizim için büyük sunucu maliyetleri demekti. Bu yüzden zararı telafi etmenin bir yolunu aramaya başladık.

Aklımızın bir köşesinde bu fikirler varken ilk açık beta’mızı arkadaşlarımızla birlikte yayınladık ve site ilk günden uçmaya başladı. Açık veya özel kod depoları oluşturabiliyor ve ücretsiz kullanabiliyordunuz. İnsanlar hemen GitHub’ı kendi işleri için kullanmaya başladı. Aslında PJ’in ve benimde ilk refleksimizin bu olduğunu düşünürsek çok şaşırtıcı değildi. Çok geçmeden insanlardan özel depolar için nasıl ödeyebileceklerini soran e-posta’lar almaya başladık.

Bu noktada GitHub’ın giderlerini karşılamaktan öte gerçek bir iş olabileceğini anladık. Açık kod depolarını ücretsiz dağıtmaya devam ettik fakat özel olanlar için ücret almaya başladık. Bir başka deyişle, işlerini kolaylaştıran bir servis olduğu için ücret ödemek isteyen insanların istediğini yaptık.

PJ GitHub’a kurucu ortak olarak katıldı ve önceki girişimimiz üzerinde çalışmayı bıraktık. Artık girişimimiz GitHub’dı. Üçümüz birden siteyi resmi olarak 2008 yılının 10 Nisan gününde açtık. O günden bu güne de çalışmaya devam ediyoruz.

Başlamak için ne kadar nakte ihtiyacınız oldu ve nereden buldunuz?

Herşey bir alan adıyla başladı, Slicehost’tan ucuz bir barındırma paketi ve birkaç stok görsel. İşi resmi olarak başlatmaya karar verdiğimizde ise şirket kurulum giderleri için birkaç yüz dolara ihtiyacımız oldu bunu da aramızda paylaştık.

Asıl maliyet hem siteyi ve işi büyütüp hem de kendi hayatlarımızı idame ettirebilmekti. PJ ve ben danışmanlık yaparken Tom da bir yandan tam zamanlı bir işte çalışıyordu. İş büyüdükçe biz de tam zamanlı olarak kendi işimizde çalışacak duruma geldik.

Küçük maaşlarla başlayacaktık, aylık hedefler belirleyip bu hedefleri yakaladıkça kendi gelirlerimizi de arttıracaktık. Eğer işler çok iyi giderse tam zamanlı çalışma gelirine sahip olabilecektik.

Bu plan bizde çok iyi çalıştı. Birkaç ay istediğimiz hedeflere ulaşamadığımız için maaşlarımız yerinde saydı. O noktada ısrarcı olup çalışmaya devam ettiğimiz için gelirlerimiz istediğimiz düzeylere yükselebildi.

Ne kadar başarılısınız?

Benim ölçülerime göre, eğer çok başarılı insanlara iyi maaşlar ödeyerek bizimle çalışmaya ikna edebiliyorsak ve bunu hiç bir dış kaynak kullanmadan yapabiliyorsak, çok başarılıyızdır.

Rakamlar büyüdükçe yüzbinlerce kullanıcımız ve onbinlerce müşteri ve neredeyse bir milyon kod deposuna sahip olduk ki hala günde binlercesi oluşturuluyor. Tüm bunlar iki yılda oldu.

Nasıl bir ortamda çalışıyorsunuz?

Kaotik, ama biz böyle seviyoruz. Yöneticilerimiz yok, bunun yerine şirket olarak fikirler ve önceliklerini belirliyoruz. Fikirle iligli kim çok istekliyse o fikri hayata geçirilmesini üstleniyor ve sahipleniyor.

Belki çılgınca gelebilir ama çok iyi çalışıyor. İnsanların uğraştığı şeylerle ilgili olmasını sağlamanın müthiş bir yolu. Bu sebeple şirket olarak sadece işe yarar şeylerle uğraşmış oluyoruz. Eğer dandik bir işse kimse yapmaz. Hepimiz sitenin aynı zamanda kullanıcılarıyız bu yüzden neyin eksik neyin çalışmaz halde olduğunu iyi biliyoruz. Aynı zamanda pek çok müşterimizle de arkadaşız, öncelikleri belirlemede bunun da çok faydasını görüyoruz.

Kültürel olarak biz dağıtımlı bir şirketiz. San Fransisco’da bir ofisimiz var ama nadiren herkes aynı anda ofsite oluyor. Gerçek ofis, hani insanların her zaman birlikte olduğu yer bizim için Campfire odası. Başlarda ihtiyaçtan oldu, ofis tutacak paramız olmadığı için evlerimizden veya kahve dükkanlarından internete bağlanarak sanal ortamlarda çalışmaya başladık. Fakat şimdi aslında bunun işleri yürütmek için çok daha iyi bir yol olduğunu düşünüyoruz. Şirket çalışanları bir gün yüz yüze birlikte çalışırken ertesi gün uçağa atlayıp dünyanın öbür ucundan ekibe katılabiliyorlar. Ofis saatlerimiz de yok. İnsanlar saat saymaktansa sadece onlara tanımlanan görevlere odaklanıyorlar.

Tek hedefimiz işlerin tamamlanması. Zamanımızın çoğunda bir internet projesi üzerinde çalıştığımız için şanslıyız. Ki bu, gerekli değişiklikleri çok hızlı uygulayabilmek demek. Yeni özelliklerin önce hayata geçirilmesi ve sonra eksiklerinin giderilmesi gerektiğini öğrendik. Sözü geçen yeni özelliği önce kullanıcıların nasıl kullandığını görür onların beklentilerine göre nasıl geliştireceğinize karar verirsiniz.

Niçin önce işi yapıp sonra eksiklerini gidermek daha iyi? Bu konuda verebileceğin bir örnek var mı?

Her zaman haklı olamazsınız ve hiçbirşey asla mükemmel olmaz. Bunun farkına varmak büyük bir rekabet avantajı. Yeni özellikleri erkenden yayına almak kullanıcıların sitenizi nasıl kullandığını anlamanızı ve buna göre davranmanızı sağlar. Yayına aldığınız bu özellik ne kadar işe yarar? İşe yaramaz dediğiniz bir özellik gerçekten öyle mi? Sitedeki korktuğunuz açığı hiç bir kullanıcınız farketti mi? Bazı konulara çok yaklaşıp miyop davranmak her zaman mümkündür.

Online proje geliştirirken sonsuz zamanınız yok ve öncelikleri belirlemek çok basit değil. Bu yüzden bırakın müşterileriniz size bu konularda da yardımcı olsun. Ne istediklerine bakın ve istediklerini onlara verin.

Yeni özellikleri yayına alma işini önceliklendirmek de çok eğlenceli. Bitiş tarihleri tanımladığınızda yaptığınız şey iş gibi geliyor fakat yayına alma yarışı başka birşey.

Son yayına alma işleminde “Organizasyonlar” özelliğimizi hayata geçirdik. Ben de bizzat bu geliştirmeye katıldım. Kullanılabilir birşeyler elde eder etmez birkaç yakın arkadaşı kapalı beta’ya davet ettik. Onların yeni özelliği nasıl kullandığını takip etmek bize çok değerli bilgiler kazandırdı. Hangi düzende kullandıklarını gördük, eksikleri kapattık ve birkaç ek özellik ekledik.

Şirkette hedefiniz ne?

Beş yıl içerisinde yaptığımız işi ve iş arkadaşlarımı sevmeyi hedefliyorum. Elbette işleri büyütmek ve daha fazla kazanmak istiyoruz. Yeni insanları işe alıp müşterilerimizin beğendiği işler yapmaya devam edeceğiz. Fakat en önemlisi eğlencenin sürmesi. Umarım GitHub her zaman çalışmak için iyi bir yer ve kullanmak için mükemmel bir web sitesi olur.

Yaptığı işe tutkuyla bağlı çalışanlarımız olduğu sürece ve onlar işlerinden keyif aldığı sürece müşterilerimize iyi hizmet vermeye devam edeceğiz (ve elbette kendimize).

GitHub kodlarınızla ilgili detaylı veri görselleştirmeleri sağlıyor. Burada proje üzerindeki her renk farklı programcıları temsil ediyor. Renk yoğunlukları ise projeye etkilerini...

Any examples of a time you ignored the advice/opinions of others and went your own way?

Tom’un bu konuyla ilgili iyi bir makalesi var.

Beklediğimden daha kısa bir sürede bir kararı vermek zorunda kalacaktım. Ya Microsoft’ta çalışacaktım ya da GitHub’da tam zamanlı olarak devam edecektim… Sonunda tıpkı Indiana Jones’in kutsak kase’yi arama imkanını asla kaçırmayacağı gibi. Ben de alternatifleri ne kadar güvenli görünse de kendime ait ve sevdiğim bir işi yapma imkanını kaçıramazdım. Yaşlanıp ölmek üzere olduğumda geriye bakıp “vay, sık maceraydı” demek istiyorum “vay, kendimi güvende hissettim” değil.

Genelde başkalarının fikirlerini/tavsiyelerini görmezden geliriz. GitHub zor tartışmaların şirketidir. Her karar kendi kendini savunmak zorundadır.  We generally ignore the advice/opinions of others as a rule. GitHub is the company of the compelling argument – every decision needs to stand on its own merit. Birinin daha önce başarılı veya başarısız olduğu herşey tartışmalarda işe yarayabilir fakat daha da önemlisi asıl fikrin kendisini ne kadar iyi savunduğu.

Pek çok insan bize git eğitimini bırakmamızı ya da sitenin açık versiyonundan kaldırmamızı söyledi. Fakat her iki ürün de hem biz hem de müşterilerimiz için işe yarıyor. Her şirket farklıdır ve biz müşterilerini dinleyen, kendini dinleyen bir şirket olarak kalmayı hedefliyoruz.

Bu zamana kadarki en büyük mücadele neydi?

İlk yıl bana kendini öğrendiğin ergenlik zamanlarını anımsatıyor. GitHub kendi alanında bir ilkti, bu yüzden hiç bir zaman çok büyük vizyon ve gayelerimiz olmadı. Sadece güzel birşeyler üzerinde çalışmak istedik. Tek ihtiyacımız olanın bu olduğunu söylemek isterdim fakat daha fazlasına ihtiyacımız olduğunu öğrendik; geniş bir vizyonunuz ve felsefeniz olmalı. En azından tüm kurucular aynı sayfa’da olmalı ve bu sayfayı bulmak oldukça zor.

Web uygulamaları yapar mıyız veya yalnızca kaynak kontrolü mü yapmalıyız? Elemanlarımıza ne ödemeliyiz? Konferanslarda konuşmalı mıyız? Müşteri desteğini nasıl ele almalıyız? Tüm bunlar birbirinden farklı sorular gibi geliyor ama aslında şirket felsefesiyle direkt bağlantılı. Bir kere şirketin kimliğini doğru kurguladığınızda tüm bu soruların cevabını vermek çok daha kolay. GitHub’ın şirket olarak nerede duracağının kararını vermeden tüm bu soruların cevabını verirken epey zorlandık.

Bu felsefe biryerlerde yazılı mı? Ya da çalışan herkes ne olduğunu organik olarak mı biliyor?

Çok ciddiye aldığımız işe alım süreçlerinde bunu konuşuyoruz. Herhangi bir potansiyel GitHub çalışanının neyin içerisine girdiğini iyi anlamasını ve bu elbisenin ona olup olmayacağını iyice düşünmesini isteriz. Bunun bir parçası da akşam yemeği yemek, kültür, feslefe, yaptığımız hatalar ve planlar gibi şeyler üzerine konuşuruz.

Başlarda yalnızca yeteneklerine bakarak, şirket kültürüne ve felsefeyi anlayıp anlamadıklarına bakmaksızın işe alımlar yaptık. Doğal olarak, bu işe alımlar çok işe yaramadı. Yani yeni işe alımlarda yetenekler ve tecrübeleri önemli fakat bizi gerçekten “anlamaları” da en az onlar kadar önemli.

Hikayenizle ilgili ilginç olduğunu düşündüğün başka ne var?

Üç şirket kurucumuzdan ikisi üniversite terk.

Niçin olduğunu biliyor musun yoksa sadece bir tesadüf mü?

Tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Tom ve ben programcı olarak çalışma küzere üniversiteyi terk ettik.  Onun işi bir girişimde benimki ise geleneksel bir işletmede idi. Fakat ikimiz de ayrıldık çünkü gerçek dünyaya girmek için daha fazla bekleyemedik. Sonunda kaçınılmaz olarak kendi işimizi başlattık.

PJ bir bilgisayar bilimleri eğitimi aldı fakat temelde diplomasını alırken San Fransisco’ya giden bir uçaktaydı. Mezun olmadan aylar önce CNET’te işe girdi (biz orada tanıştık). Üniversite kariyeri boyunca her zaman yan proje ve işlerle uğraşıyordu.

Şahsen üniversite diploması alıp almamakla ilgili hiç bir sabit fikrim yok çünkü her iki tarafta da başarılı insanlarla tanıştım. Fakat üniversite’te dayanamama sebebim kurumsal yapıda dayanamama sebebimle aynı. Bu yüzden kendi şirketimi kurdum. Bence pek çok insan kendi başına çalışsa çok daha başarılı olur fakat bunun farkında değil. İşiniz keyifsiz olmak zorunda değil.

Yeni iş kurmayı düşünenlere ne tavsiye ederiniz?

Yapın. Fakat zeki davranın. Aklınızı kullanın, sizin için neyin gerçekten değerli olup olmadığını iyi düşünün. Kârlılığınızı ispatlamadan önce (ve sonra) harcadığınız her dolara dikkat edin. Gerçekten önemli şeylerle uğraşın ve sürekli kendi işinizi yeniden tasarlamak veya yeni teknolojiler kurcalamak gibi bir hataya düşmeyin. İleride bunlar için çok vakit olacak.

comTalks’ta bu hafta epey fire verdik. Yazın sıcakları, ve arkadaşlarımızın bireysel işleri buna sebep. Hepsi bomba yazılarla devam edecek, gecikmeler için ekip adına özür dilerim.

  • Pinle
Bilgi Teknolojileri, Pazarlama, Röportaj içerisinde , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 1 Yorum