comTalks - Sosyal Sorumluluk

Coursera: Siber Eğitime Değişik Bir Yaklaşım

İnternetin yaygınlaşması ve hızlanmasıyla birçok alan ve branş; internetle etkileşim içerisine girdi. Ve bu alanlardan biri de eğitim. Her geçen gün; siber -ya da online- eğitim ile ilgili yeni gelişmelere şahit oluyoruz. İşte o gelişmelerden biri: Coursera

Okumaya devam et »

  • Pinle
Genel, Sosyal Sorumluluk içerisinde , , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

Bir Sosyal “Sosyal Sorumluluk” Projesi: Yellow Boat

“Sosyal medya” herkes için farklı anlamlar ifade eder: Kimisi hayranlarına seslenir, onlarla iletişim kurar; kimisi ürün veya hizmetini pazarlar, müşterileriyle ilgilenir; kimisi nam salma uğruna kılıktan kılığa girer, daldan dala atlar, vb. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün -ki karşınıza da çıkıyordur.-

Okumaya devam et »

  • Pinle
Sosyal Medya, Sosyal Sorumluluk içerisinde , , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

Google Şeffaflık Raporu 2

Google, sahip olduğu bazı içerik ve kullanıcı bilgisine erişim, kaldırma taleplerini bir raporda yayınlandı. Google Şeffaflık Raporu adını verdiği bu raporda ilginç olsan taleplerin sözü geçen ülkelerin resmi makamları tarafından iletilmiş olması. Geçtiğimiz hafta kısaca Türkiye’nin taleplerinden ve bu taleplerin ne kadarının şirket tarafından karşılandığından söz etmiştik. Bu hafta biraz daha genel bakarak belirli tarih aralıklarında dünyadaki hangi ülkenin daha çok “bu içeriği kaldırın” veya “bu içeriği ekleyenin bilgilerini verin” dediğine bakalım.

Raporu biraz incelediğimde en çok ilgimi çeken aslında tüm pazarlama stratejisi “özgürlük” üzerine kurulu olan bazı batı ülkelerinin konu internetteki içeriğe gelince o kadarda özgürlükçü olmamaları.

Yazıdaki tüm istatistikler 2011 Ocak – 2011 Haziran dönemleri arasındaki talepleri içermektedir. İçerikler kaldırma talepleri ve kullanıcı bilgisi talepleri ise Blogger, Maps hatta AdWords gibi tüm popüler Google ürünlerini kapsamaktadır.

Ulus güvenliğine tehdit oluşturmak, hakaret ve bu gibi çeşitli sebeplerden kullanıcı bilgileri yerel mahkemeler veya ülke yöneticileri tarafından talep edilebiliyor. Bu listede Google’dan en fazla kullanıcı bilgisini talep eden ülkeler arasında başı Amerika, Hindistan, Brezilya, Almanya ve Fransa çekiyor.

Ülke talepleri ve toplam sayı farklılık gösteriyor çünkü ülkeler bir seferde pek çok kullanıcı bilgisi talep edebiliyorlar.

Aynı şekilde ulus güvenliğine tehdit oluşturmak, hakaret, yasal suç, gizli dökümanların yayınlanması gibi sebeplerden ülkeler Google’dan içerik kaldırılması talebinde bulunabiliyorlar. Bu taleplerin hangi ülkeden ne kadar yapıldığı ve nekadarının Google tarafından karşılandığı aşağıdaki tabloda yer alıyor.

Ülke talepleri ve toplam sayı farklılık gösteriyor çünkü ülkeler bir seferde pek çok kullanıcı bilgisi talep edebiliyorlar.

SOPA’nın konuşuluğu bu günlerde tasarının dünyaya yayılması halinde bu rakamların onlarca kat artacağından emin olabilirsiniz. Çünkü yerel mahkemeler süreçlere direkt müdahil olacaklar ve Google, Facebook gibi içerik devleri bu taleplere %100 oranında uymak zorunda kalacaklar aksi halde ciddi maddi yaptırımlar ve hapis cezasıyla yüzleşecekler. SOPA tasarısının elle tutulur olmayışı birkaç komik olayla aslında ortaya kondu.

  • SOPA tasarısını hazırlayan senatörün kendi sitesindeki görselin de telif hakkını almadığı yani hazırladığı tasarıya göre daha yasalaşmadan suçlu duruma düştüğü ortaya çıktı.
  • Tüm dünyanın ortak değeri diyebileceğimiz Michael Jackson’u yanlış ilaç tedavisiyle ölüm yoluna gönderen doktoru 4 yıl, yalnızca star’ın bir parçasını YouTube’a yükleyen ve indiren kullanıcılar ise tam bir yıl fazla yani 5 yıl hapis cezasına çarptırılacak.

Yorum sizin. Soğuk bir haftadan sonra keyifli ve trafiksiz bir hafta sonu diliyorum.

{EAV:f2cc363e9a6ee54f}

  • Pinle
Sosyal Sorumluluk içerisinde , , , , , , , , , , , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

Bilinçli Medya Okur Yazarlığı

Teknolojinin gelişmesiyle beraber artık medya da hayatımızın her alanında yer almaya başladı. Akıllı telefonlarımız, akıllı televizyonlarımız, dijital reklam panoları, alış veriş merkezlerinde yer alan televizyonlar, metrolar, otobüsler, duraklar… Her yer artık haraketli, bizlere bir şeyler anlatan içeriklerle dolu. Bunların hemen hepsi bizlere günlük mesajlar verdiği için “medya” kapsamına girdiğini söyleyebiliriz. Medya materyallerine bu kadar sık ve çabuk ulaşabiliyorken bunları anlamlandırabilmek de daha büyük önem kazanmaya başladı. Artık medyaya ulaşmaktan çok “medyayı okumak” en önemli önceliğimiz olmaya başladı.

Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız ve hepimizi derinden sarsan Van depremi sonrası sosyal ağlarda, sosyal ağlardan aldıkları bilgiler dolayısıyla da televizyonlar, radyolar bir çok haberi yanlış bir şekilde vedi. Çünkü bilginin çoğalması, hızlı yayılması doğruluk oranını düşürdü fakat kimse bununla ilgilenmiyor. Aynı şey İbrahim Tatlıses’in silahlı yaralamasında da başımıza geldi ve bir çocuk herkesi “İbrahim Tatlıses’in yan odasındaki çocuk” olarak kandırdı. Buna televizyonlar da dahil.

Hal böyleyken, medyanın içinde olan kişiler bile bu verileri doğru okuyamıyor, insanlara doğru bir şekilde ulaştıramıyorsa bu medya materyallerine doğrudan ulaşan kişiler nasıl bir eleme yapacak, nasıl karar verecek siz düşünün?

Şu anda interneti sonradan öğrenen ve internetin içine doğan iki nesilden söz ediyoruz. İlk nesil, yani bizler biraz daha şanslı olabiliriz ama yeni nesil yani benim için düşünecek olursak 13 yaşından küçükler internetin içine doğdu ve sadece bir şeyler öğreniyorlar. Bu bilgiyi analiz edemiyorlar, karşılaştıramıyorlar çünkü karşılarında olan alanları çok iyi bilmiyorlar. İnternetten öğrenip internette araştırıyorlar, televizyondan görüp yine internette araştırıyorlar.

Bu vesileyle son zamanlarda televizyonda reklamını gördüğüm medya okur yazarlığı eğitiminin önemine değinmek istiyorum. Eğitim ne şartlarda ne kadar iyi veriliyor bilmiyorum ama insanlara her gördükleri şeye inanmamaları gerektiğini, doğru bilgiye yine internet üzerinden nasıl ulaşabildikleri iyi bir şekilde anlatılabilirse her şey çok daha güzel olacaktır. Tabi bu bireylerin her biri birer yayıncı da olacağı için bir şeyler paylaşırken de nelere dikkat etmeleri gerektiğini de öğrenmiş olacaklar. Bu sayede daha temiz ve “doğru” bir internet dünyasına sahip olacağız.

Tabi ilk olarak var olan medyamızın bu okur yazarlığı iyi öğrenip güzel bir şekilde sunması gerekiyor.

İnternet dünyasında kaybolmamak için bilinçli medya okur yazarlığı şart!

Daha önce yazdığım şu 3 yazıyı da okumanızı tavsiye ederim.

Hepimiz medyayız.
Bilginin yaylımı ve sosyal medya!

Hızla yayılan bilginin önemi.

  • Pinle
Sosyal Medya, Sosyal Sorumluluk içerisinde , , , etiketleriyle yazılmıştır. Yorum yap

Google Şeffaflık Raporu

Geçtiğimiz günlerde ilk kez sevgili Gürkan Oluç‘un yönlendirmesiyle gördüğüm bir uygulamadan bahsetmek istiyorum bu hafta. Bana göre oldukça mahrem ve kıymetli bilgiler içeriyor rapor.

Google dünyanın çeşitli ülkelerinden kendisine gelen içerik kaldırma ve sansür taleplerini açıklamış ve adına Şeffaflık Raporu demiş. İsterseni ülkelerle ilgili ilgi çekici verilere ulaşabileceğiniz bu rapora birlikte göz atalım.

Rapora göre 2011 yılının Ocak ve Haziran ayları arasındaki dönemde Türkiye tarafından Google’a 269 arama öğesiyle 39 içeriğin kaldırılması talebi gönderilmiş. Bu taleplerin %74 ‘ü Google tarafından cevaplanmış ve söz konusu dijital içerik kaldırılmış.

Peki bu içerikler hangi mecralar üzerinde yer alıyormuş? İsterseniz içerik dağılımlarını ve içerik kaldırılma taleplerinin hangi makamlardan gittiğinden de kısaca söz edelim;

Google Arama Sonuçları

Talep Gönderenler:

  • Mahkemeler : 5
  • Bakanlık, İstihbarat, Valilik ve Polis : 5
  • Kaldırılması Talep Edilen Toplam İçerik Sayısı : 102

İçerik kaldırma taleplerinin ağırlıklı sebebi hakaret ve pornografi olarak yer alıyor. Hükumet eleştirisi bunlar arasında %4 gibi küçük bir hacme sahip.

Google Earth, Google Maps, and Panoramio

Talep Gönderenler:

  • Mahkemeler : 1
  • Bakanlık, İstihbarat, Valilik ve Polis : 0
  • Kaldırılması Talep Edilen Toplam İçerik Sayısı : 1

Gönderilen sadece bi talep görünüyor ve bu talep de sahtecilik iddiasıyla gönderilmiş.

YouTube

Talep Gönderenler:

  • Mahkemeler : 2
  • Bakanlık, İstihbarat, Valilik ve Polis : 19
  • Kaldırılması Talep Edilen Toplam İçerik Sayısı : 149

Taleplerin 16‘sı hakaret sebebiyle gönderilmişken 122‘si güvenlik ve mahremiyet sebepleriyle gönderilmiş. Bunların yanında hükumet eleştirisi sebebiyle 10 içerik kaldırma talebi daha gitmiş. Diğer kategorisi altında 1 içerik kaldırma talebi daha gitmiş bunu ise sebebi bilinmiyor.

Blogger

Talep Gönderenler:

  • Mahkemeler : 4
  • Bakanlık, İstihbarat, Valilik ve Polis : 2
  • Kaldırılması Talep Edilen Toplam İçerik Sayısı : 16

2 İçerik kaldırma talebi ticari hakların ihlali, 2 içerik kaldırma talebi ise hakaret iddiasıyla Google’a iletilmiş. Bunun yanında güvenlik açığı oluşturması sebebiyle 12 içerik kaldırma talebi daha gitmiş.

Google AdWords

Google’ın dev ölçekli reklam ağı olan AdWords’te görülüp kaldırılması talep edilen içerik sayısı ise yalnızca 1‘miş.

Önümüzdeki haftalarda Türkiye ve diğer ülkeleri karşılaştıracağız.

comTalks yazarlarından sevgili Mustafa Burak Su iş yoğunluğu sebebiyle yazarlıktan ayrılıyor, kendisine başarılar diliyor ilk fırsatta işleri başarıyla atlatıp ekipteki yerini almasını diliyoruz. Önümüzdeki haftalarda ekibe yeni bir katılım duyurulabilir bunun da şimdiden haberini vermek istedim.

Güzel bir Cuma günü ve keyifli bir haftasonu dilerim.

  • Pinle
Sosyal Sorumluluk içerisinde , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 2 Yorum

İnternet, Özgürlük ve Ekşi Sözlük Üzerine

Gazeteci Mehmet Baransu, son günlerin en hararetli internet tartışmasının baş mimarı olarak bu yazımızda yerini alıyor.

Mehmet Baransu, yıllardır Ekşi Sözlük’te yer alan, benim de olmasından gerçekten rahatsızlık duyduğum şeylerden dolayı bir isyan başlattı. Bu konuyla ilgili ardı ardına Tweet’ler atmaya, insanlarla bu konuyu tartışmaya başladı. Bu olayın hemen ardından ise #eksisozlukkapatilsin etiketi en popüler başlıklar arasına girdi. Tabi bunu gören karşıt fikirli kullanıcılar da boş durmadı ve #eksisozlugedokunma etiketini kullanarak tepkilerini ortaya koydu ve sonunda bu etiket de popüler başlıklardan biri oldu.

Herkes düşüncelerini paylaşıyordu! Hereksin sandığı kadar özgür olmadığını savunanlar, özgürce, karşıt görüşlü kişilere hakaretler savurmaya başladı. Herkesin özgür olduğunu düşünenler ise Mehmet Baransu ve onu destekleyen kişilere, fikirlerini özgürce ortaya koydukları için hakaretler savurmaya başladı. Yani, aslında her iki düşünceyi savunan kişiler yine savunduklarıyla çelişerek enteresan bir tartışma ortamı yarattılar.

Öncelikle şunu belirtmek lazım, Mehmet Baransu’nun haklı olarak ortaya attığı, tepki gösterdiği bu konuyu sadece “duyarlılığından” dolayı yaptığına inanmıyorum. Bu nedenle kendisini savunduğum algısının oluşmasını istemiyorum. Sadece “özgürlük” kavramı üzerine bir kaç şey söylemek istiyorum.

Özgürlük Nedir?

Türk Dil Kurumu: Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî.

Wikipedia: En genel haliyle, özgürlük, bağlı ve bağımlı olmama, dış etkilerden(etkenlerden) bağımsız olma, engellenmemiş ve zorlanmamış olma halini dile getirmektedir.

Ekşi Sözlük: İlk tanım: en guzel sey.
En hoşuma giden tanımlardan biri: insan insanoglu veya insanlik bir collective olarak asla gercek anlamda ozgur olamaz olmamalida cunku bir insan ozgur olmaya basladigi an mutlak sekilde baskasinin ozgurlugunu cignemeye basliyacaktir onun icin belirli bir kucuk ozgurluk veya belirli bir alan icinde bir sahte ozgurluk yasamak onla yetinmek mecburiyetindeyiz ve oylede yapiyoruz zaten genelde ve veya yaptiriliyoruz…

Özgürlük Diye Bir Şey Var mı?

Yukarıda yazılanlardan da gördüğümüz gibi “özgürlük” dediğimiz olgunun net bir tanımı bulunmuyor, herkesin kendine göre bir özgürlük tanımı bulunuyor. Benim özgürlük konusunda sürekli kullandığım şöyle bir söz var: “Başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadığın sürece özgürsün!” Bunu çok iyi anlamak gerektiğini düşünüyorum.

Bağımlı bir dünyada yaşıyoruz, herkes, her şey bir birine bağımlı. Yaptıklarınız bir şekilde diğer insanları etkileyebiliyor. Bu nedenle maalesef ki hayal ettiğimiz gibi bir özgürlük söz konusu değil. Çünkü özgürlüğü savunarak yaptığınız şeyler başkalarının özgürlüğünü kısıtlamaya başladığı zaman kendinizle çelişmekten başka bir şey yapmamış oluyorsunuz. Bunun önüne geçmenin tek yolu ise düşünmek! Biraz düşünmek, buna göre hareket etmek gerçekten daha yaşanılabilir bir dünya yaratır.

Yukarıda anlatmaya çalıştıklarım gerçek dünya için geçerli şeyler. Bir de sanal dünya için düşünelim. Evet, gördüğünüz gibi hiç bir fark yok. Yine bağımlı bir dünyadayız ve yine yaptığımız şeyler başkalarının özgürlüğünü kısıtlamanıza neden olabiliyor. Bu nedenle özgürlük tanımınızı ikiye ayırmanın hiç gereği yok. Gerçek hayatta ne kadar özgürseniz sanal dünyada da sadece o kadar özgürsünüz. Sanal bir kimlik yaratmış olmanız, sanal dünyada gizli bir şekilde hareket ediyor olmanız size özgürlüğünüzü maalesef geri getirmiyor. Bu nedenle o kadar rahat olmamanızı tavsiye ederim.

Ekşi Sözlük kapatılsın mı, kapatılmasın mı konusunda düşüncelerim ise şöyle: Ekşi Sözlük, Türkiye’nin en eski ve başarılı girişimlerinden biri. Devasa büyüklükte bir kaynak. Türkiye’nin Wikipedia’sı bile diyebilirim. İçerisinde bulunmadığım için eksikliğini hissettiğim tek platform! Ekşi Sözlük kesinlikle kapatılmasın, hiç bir site kapatılmasın fakat gerçekten hakaret ve küfür bulunan paylaşımlar kaldırılmalı. Hiç kimse bir başkasının değerlerine, saygı gösterdiği, sevdiği şeylere hakaret etme hakkına sahip değildir. Bunun çizgileri çok net bir şekilde çizilmeli ve sadece bu doğrultuda yazarlara bir kısıtlama getirilmeli. Bu şekilde bir düzenleme yapılması durumunda herhangi bir sorunun kalmayacağını düşünüyorum. Güncelleme 1: Kısıtlama konusu yanlış anlaşılmaya açık olmuş. Şöyle; herkes yine özgürce yazar fakat başkalarını etkileyecek konularda hakaret ve küfür içeren paylaşımlar, özgürlüğe ters düşmemesi açısından şikayetler olduğu zaman kaldırılmalı. Bunun dışında bir moderasyon sistemi veya kısıtlama olması zaten sözlüğün doğasına aykırı.

Herkes mutlu mesut bir şekilde paylaşabilsin diye, tabi ki sansüre hayır diyoruz ama lütfen “özgürlük” tanımınızı bir daha düşünün.

  • Pinle
Genel, Sosyal Sorumluluk içerisinde , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 2 Yorum

Sosyal Medya: Fırsatlar Ülkesi


Özellikle son 1 yıldır 10 kişiden dokuzu, sosyal medyayı fırsatlar alemi olarak görüyor. Buna şirketler de dahil. Pek çok şirket buranın bakir bir alan, tabir-i caizse ¨beleş¨ bir mecra olarak görüyor. Bu da markaları yanlış kararlar vermeye itiyor. Bu yanlış kararlar başlıca:

  • Pazarlamadan çocuklara söyleyin, hemen bir Facebook sayfası açsınlar, kampanya falan yapsınlar.
  • Ruşen Amca’nın oğlu Sedat 1000 TL’ye Facebook sayfası yaptırmış. Biz de yaptıralım bu fiyata.
  • Topu topu bir Facebook sayfası yöneteceksiniz. Bu kadar para çok. 2000 TL’ye yapın bu işi. (devamı: bakın bizim diğer markalarımız da var, hele siz bir başlayın, devamı gelir..)

Bu 3 yorumu da şirket sorumlularından duydum. İşte bu zihniyet, markaların sosyal medyada varlıkları konusunda yanlış kararlar vermelerine sebep oluyor. Ve ne yazık ki bu kitle, azınlık değil. Onur Air de bence bu zihniyete kurban olanlardan. Sosyal Medya kanallarını emanet ettiği ajans/kişi (henüz netleşmiş değil) ¨felaketi fırsata çevirme¨ heyecanıyla markaya büyük zararlar vermiş durumda. Siz zaten ayrıntıları biliyorsunuz, pek çok yerde de yazıldı, çizildi.

Ben olayın başka bir tarafına dikkat çekmek istiyorum: Evet ortada yanlışlar var. Sonrasında yanlışın yanlışla kapatılmaya çalışılması var… Peki bu olaylar olurken, karşısında kim var? İşte bu noktada dünden beri Onur Air’e karşı çıkan, yanlışlarını sıralayan, Twitterdan amiyane tabirle ¨giydirdikçe giydiren¨ insanlar… Benim düşüncem, Onur Air’in yaptığı yanlışların karşısındaki tepkiler ve yorumların içinde de pek çok yanlış gizliydi.

Sosyal medyanın mahalle abisi, otoritesi gibi davranıp; ¨Bak Onur Air, bu iş böyle olmaz. Biz zaten hep hebele hübele demiyor muyuz markalara, bakın şöyle şöyle yapmayın, böyle yapın diye… Sen ne yaptın! Çok ayıp. Şimdi Kara Murat’tan özür dileyeceksin, sonra da Müslüman olacaksın. Evinin kadını, çocuklarının da anası oldun mu, biz sosyal medyanın abisi olarak seni affederiz..¨ Evet sonu Cüneyt Arkın’a bağladı kusura bakmayın, ama Onur Air’e verilen bazı tepkiler de bu derece saçmaydı.

Onur Air’in yaptığı nasıl bir fırsatçılıksa, sosyal mecradaki insanlar için de bu durum tam bir fırsattı, ve bazıları da fırsatçılıklarını sergilediler. Ben bazı tepkilerin altında işgüzarlık görüyorum, çığırtkanlık görüyorum. Bazıları ise gayet makul ve olağan tepkiler. Markanın yaptığı yanlış uzun bir süre markaya yapışacak, maddi etkisi olur mu bilemem fakat marka imajına etkisi güçlü. Diğer yandan da benim aklımda, bu hataya verilen tepkilerdeki işgüzarlık ve çığırtkanlık da bazı insanlara ve kurumlara yapışacak.

  • Pinle
Sosyal Medya, Sosyal Sorumluluk içerisinde , , etiketleriyle yazılmıştır. 1 Yorum

Markaların Sosyal Medya İle İmtihanı – Van Depremi

23.10.2011 tarihinde saatler 13.41′i gösterdiği anlarda ülkemizin bir bölümü uzun bir aradan sonra tekrar sarsıldı. Yine yüzlerce ölü, yaralı ve yine bir insanlık dramı. Türkiye’nin deprem kuşağı olduğu halde önceki yıllardan çıkaramadığı dersleri artık bir kenara bırarak yaşanan bu depremde ülke olarak yaşadığımız farklı bir konuya, bu depremde sosyal medyanın markalar üzerine etkisi ve yaşananlar, üzerine yoğunlaşmak istiyorum.

Yaşanan her doğal afet sonrası sivil toplum örgütleri yardıma koşar, insanlar kurtarılır bir şekilde ihtiyaçlar giderilmeye çalışılırdı. Bu deprem sonrasında bu durum biraz daha farklı bir boyut kazandı. Sosyal ağların ülkemizde ki etkisinden tekrar söz etmeye gerek yok, bu etkinin büyüklüğünü bu doğal afet sonrasında çok daha net bir şekilde görmüş olduk.

Depremin üzerinden dakikalar geçmeden sosyal ağlarda yer alan kullanıcılar bu konuya yoğunlaşmaya başladı ve markaları harekete geçirdiler. Sosyal ağlarda aktif olarak yer alan markalar, ajansları ve marka yöneticileri tarafından hemen harekete geçirildi. Aktif markalar depremin duyulmasıyla aynı hızda çalışmalara başlayarak afet bölgesine yardımda bulunmak için harekete geçti. Hizmet sağladıkları alan ile ilgili olarak deprem bölgesinde yapabilecekleri şeyi en iyi şekilde tespit ederek hemen yardımlara başladılar. Bu yardımlardan aklımda kalanların bazıları şöyle:

Turkcell, Vodafone, Avea, Turk Telekom, TTNET en büyük ihtiyaçlardan biri olan iletişim ihtiyacını karşılayabilmek adına Van’lı vatandaşlar için ücretsiz hizmetler vermeye, iletişim merkezleri kurmaya başladı. Garanti, Finansbank, İş Bankası para akışının daha hızlı olabilmesi ve yardıma teşvik amacıyla havale ücretlerini kesti, borçlar üzerinde ertelemelerde bulundu. Yurtiçi Kargo, PTT Kargo, Aras Kargo kendi imkanlarıyla yardım göndermek isteyen kişilere destek amacıyla Van’a kargo gönderimini ücretsiz hale getirdi. THY doktorlar, kurtarma görevlileri ve yardım malzemeleri için ücretsiz seferlerde bulundu, bunun yanında vatandaşlar daha rahat gidebilsin diye ek seferler koyarak bilet fiyatlarını olabildiğince indirdi. Ülker, su, bebek maması, bebek bezleri, hijyenik bezler ve bisküvi gibi bir çok ihtiyaç malzemesinden oluşan yardım tırlarını yola çıkardı. En büyük ihitaçlardan biri olan su için ise internet kullanıcılarının ısrarla su firmalarına yazmaları sonucu Sırma, Saka, Damla, Hayat, Erikli gibi su firmaları bölgeye su yardımları yapmaya başladı. Markafoni, Limango, Trendyol, Hepsiburada gibi büyük internet şirketleri onbinlerce ürün yardımı için hemen harekere geçti. Bebelac, Milupa bebek maması yardım tırlarını yola çıkardı. P&G, bebek bezi, hijyenik bez, pil, çamaşır suyu göndermek için harekete geçti. Bunun yanında “Kardeşlik Zamanı” isimli organize bir televizyon programı sayesinde 66 Milyon TL toplandı.

Yukarıda Türkiye’nin en büyük markalarının yardımları yer alıyor bunun dışında haberdar olmadığımız onlarca marka da yardımlarını bir şekilde ulaştırmak için çalışıyor. (Belediyelerin süper hızlı ve etkili yardımlarından söz etmiyorum bile!) Tüm bunlar nasıl oldu diye düşündüğümüz zaman hepsinin tek bir nedeni olduğunu görebiliyoruz. “Kitlesel işbirliği!” Evet, artık “kitlesel işbirliği her şeyi değiştiriyor!

Ülkemizde, ‘haklı olarak’ her zaman yakındığımız “sosyal baskı” ilk defa bir işe yaramış gibi görünüyor. Evet, bir çok marka reklamının da olabileceğini düşünerek yardıma girişti, bir o kadar marka da yardım edilmeye zorlandı. Rakipleri örnek gösterildi, diğer yardımlar öne sürüldü, insanların gerçekten ihtiyacı olduğu yüzbinlerce defa dile getirildi ve sonunda belki yardım etme düşüncesi olmayan markalar bile yardıma koştu. Yardıma koşmayanlar için ise çalışmalar hala devam ediyor!

Peki markaların bu yardımı yapmaları, bunu duyurmaları kötü bir şey mi? Kesinlikle hayır! Geleneklerimize göre her zaman yapılan yardımın gizli yapılmasından yana olan bir toplumuz fakat sosyal medya artık bu olgunun bir miktar değişmesini istiyor. İnsanlar, yapılanları görmek, duymak istiyor. Bir marka yardım yapıyorsa ve bunu kendi reklamını yaparcasına duyuruyorsa, basın bültenleri dağıtıyorsa bunun tek nedeni sosyal ağların aktif ve agresif kullanıcılarıdır. Markaların da işine gelen bir durum olduğu için herkes yapılanlardan çok memnun kalır. Bir çok kişinin dediği gibi “bunu zaten yapmak zorundasınız, reklam malzemesi gibi kullanmayın” söylemleri aslında gereksizdir. Burada mağdur durumda olanların depremzedeler, bu yardımlar onlara ulaşıyor. Bırakın büyük markalar reklamlarını yaparak yardımda bulunsunlar. Bu iş, yardıma muhtaç olan kişilere yardım etmek amacıyla yapıldığı için diğer tarafta yapılan reklam çok da önemli değil.

Sosyal ağ kullanıcıları sayesinde göçük altında kalan insanlara bile destek olunabildi, yardımlar iletildi. Sosyal ağların etkisiyle tonlarca betonun altındaki bir insana yardım edilebileceği kimin aklına gelebilirdi ki? Deprem sonrası yaşanan en etkili olaylardan biri de buydu diyebiliriz.

Sosyal ağ kullanıcılarının etkisiyle oluşan bir diğer durum ise yardım yapılan belediyeler gibi yerlerdeki insan gücünün artmasını sağlamak. Twitter aracılığıyla “Kadıköy Belediyesi’nde kamyonlara eşyaları yerleştirmek için insan gücü gerekiyor” gibi bir tweet’den 1-2 saat sonra “Kadıköy Belediyesi yeterli insan gücü sayesinde hızla çalışmaya devam ediyor” şeklinde bir tweet görebiliyorsunuz.

Türkiye, bu deprem ile gerçekten büyük bir sınavı başarıyla vermiş görünüyor. Her ne kadar bu durumdan farklı şekilde nemalanmaya çalışanlar olsa da genel anlamda markalar başarılı bir yönetim sayesinde hem gerekli yardımları yaptılar hem de bir çok kullanıcının kalbini kazandılar.

Sadece 2 günde neler olduğunu görüyorsunuz. Yukarıda verdiğim örnekler dışında o kadar güzel gelişmeler oldu ki anlatarak bitiremem diye düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde sosyal örgütlenmenin çok farklı şekillerini zaten birlikte göreceğiz. Sosyal medya daha nelere kadir hep birlikte izleyeceğiz…

  • Pinle
Sosyal Medya, Sosyal Sorumluluk içerisinde , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 1 Yorum

Steve Jobs

Dünya bir dehayı kaybetti belkide pek çok Apple çalışanı için “gıcık” bir patronu. Steve Jobs mükemmeliyetçi ve işkolik yapısı, profesyonel hayatta affedici olmaması ve radikal kararlarıyla iş yaşantısında her zaman kendinden söz ettirmesini bilen biriydi.

Steve Jobs

Batmak üzere olan bir şirketi tepeye taşımış, kurumsal pazarlamada ders konusu olmuş, kullanılabilirlikte tüm dünya daha çok tuşlu telefon yapma eğilimindeyken tek tuşlu telefon yapabilecek kadar ileriye gidebilmiş, iflah olmaz bir hayalperest. Özellikle App Store fikri ile oyunu kökünden değiştirmesi bana göre şimdiye kadarki en agresif hamlesiydi.

“biz yalnızca hayatının baharındaki teknolojilere yatırım yaparız”

Teknoloji geliştirirken %99+ penetrasyonla tüm dünyada Adobe Flash teknolojisinin kullanıldığı bir dönemde “biz yalnızca hayatının baharındaki teknolojilere yatırım yaparız” diyerek milyonlarca eleştiriyi göze almış ve Apple’ın tüm mobil ürünlerinde HTML 5′e yatırım yapmış bir tasarımcı ve programcı.

Fakat bir çoğumuzun sandığının aksine servetinin yalnızca küçük bir kısmı Apple’daki hisseleri. Bunun dışında Pixar gibi devasa bir hayali gerçekleştirebilmiş ve Disney gibi bir endüstri devine anlatabilmiş biri. Jobs kağıt üzerinde Apple’dan yılda 1$ kazanıyor. Elinde bulundurduğu Disney hisselerinin değeri Apple hisselerinin değerinin yaklaşık üç katı.

Kısacası Jobs’u efsane yapan serveti ve elinde bulundurdukları değil. Zira Bill Gates, Larry Ellison, Larry Page, Sergey Brin, Jeff Bezos, Michael Dell, Steve Ballmer, Mark Zuckerberg ve Paul Allen gibi isimlerin yanında esamesi bile okunmuyor Jobs’un.

Biz onu mavi blucin’i, siyah boğazlı kazağı ve ustaca yaptığı sunumlarıyla hatıralyacağız. Bize telefonu, tablet bilgisayarı yeniden anlatışını unutmayacağız. Bundan 20 yıl sonra bile ustaca kurgulanmış sunumlarıyla topluluğun beklentisini nasıl ustaca yönettiğini hatırlayacağız.

“Yakında öleceğimi hatırlamak hayatımda karşılaştığım büyük seçimlerde bana yardımcı olan en önemli araçtı. Çünkü neredeyse herşey – tüm harici beklentiler, tüm gurur, tüm korku, utanç veya başarısızlık – tüm bunlar ölümün yanında soluverir ve ortada yalnızca gerçekten önemli olan şey kalır. Yakında öleceğinizi hatırlamak benim bildiğim, kaybedecek birşeyleriniz olduğunu sanmaktan kaçınmanın en iyi yolu. Zaten çıplaksınız. Kalbinizin sesini dinlememek için hiç bir sebep yok.” S. Jobs

Bana göre Jobs bir neslin öncüsü fakat dünya Jobs gibi ve belki daha kıymetli binlerce deha yetiştirmeye teşne.

comTalks’ta bu hafta Başarı Hikayeleri serimize devam edecektik fakat böylesine önemli bir gündem maddesi ile ilgili düşüncelerimizi belirtmeden olmazdı.

İyi hafta sonları dilerim. Keyfinize bakın, hayat kısa.

  • Pinle
Sosyal Sorumluluk içerisinde , , , , , , , , , , , , , , , , , , , etiketleriyle yazılmıştır. 1 Yorum

Bir Trending Topic Olarak “Terör”

Geçtiğimiz yılın Kasım ayından bu yana comTalks’ta sizlerle birlikte olduk. Değişen ve gelişen yazar kadromuz çok anlamlı paylaşımlar ortaya koydular ve en önemlisi sizler tüm sosyal platformlar üzerinde yazdıklarımıza teveccüh gösterdiniz. Okumaya değer buldunuz. Doğrusu bir yıldan kısa bir sürede bu konuma geleceğimiz aklımın ucundan bile geçmezdi.

Fakat bugünün konusu farklı. Bugün istatistiklerden ve rakamlardan bahsetmeyeceğiz. comTalks’ta yeni bir konsept olan “siyah arkaplanlı” protesto yazılarının ilki bu.
Yazının başlığı “Bir Trending Topic Olarak “Terör”" çünkü görünüşe göre hepimiz medyayı takip ediyoruz,  “Şırnak’ta 3 Şehit” haberlerini okuyor ve tam 50 saniye sonra unutuyoruz. Bizim için normalleşiyor. Rakamla 3-5-12-15 yazması ve okuması ne kadar da rahat artık hepimiz için. Aceleyle sosyal medya platformlarında terörü lanetliyoruz. Hatta terörü lanetlemek için daha kaliteli cümle kurma yarışına gidiyoruz. Oysa her bir şehit Türkiye’nin herhangi biryerinde bir eve ateş düşürüyor ve eminim bu evlerde anne-babalar, kardeş ve eşler için nefes almak bile zorlaşıyor. Terör bizim için normalleşiyor, bir “trending topic” olmaktan öte gitmiyor artık.

Ülke olarak bu bela yalnızca güvenlik güçlerimizi değil öğretmenlerimizi de elimizden almakta hiç bir sakınca görmüyor. Milli servetimiz olan öğretmenlerimizin eğitimi için en az 15-16 yıl emek harcıyoruz ve onlar elimizden kayıp gidiyor. Yalnızca geçtiğimiz günlerde 12 öğretmenimiz hainler tarafından kaçırıldı. Kaçırılan, yaralanan ve şehit edilen sivillerimizi de unutmamak gerek.

comTalks’ta buna yer verdik çünkü bu konuyu takip ettiğimizi göstermek ve tepkilerimizi ortaya koymak istedik. Ekip olarak pek çok yerli-yabancı haber kaynağı takip ediyor ve mesleki anlamda belirli alanlarda yazılmamış şeyleri yazmaya gayret ediyoruz. Fakat özellikle bu terörist saldırıların Türkiye’nın dışındaki medyada çok az yankı bulması bizi huzursuz ediyor. Sanki gözler kasıtlı olarak bu sürece kapatılıyor. Ülkemizle ilgili herkes “stratejik müttefik” deme yarışındayken söz konusu kayıplarımız olunca “üç maymun” oynanıyor.

Ekip olarak terörün memleketi, dili, dini ve ırkı olmadığını yeniden hatırlatmak istiyor, bizim ve sizin terörünüz diye bir ayrım yapılamayacağının akıllara yeniden getirilmesini umuyoruz. Elbette bu ülkenin çocukları vurularak tükenmez ve her ne olursa olsun, talepleri dile getirmenin en onursuz yolu terördür. Üstelik bugün Türkiye’de bizi üzen terörün yarın başka bir ülkeyi başka çıkarlar için üzmeyeceğinin hiç bir garantisi yoktur.

Çok sık görmeyeceğiniz bu “siyah arkaplanlı” protesto yazılarını mazur görünüz. Hep mesleki yazabilmek, her zaman bu motivasyonu kendimizde bulabilmek isterdik.

comTalks’ta “Başarı Hikayeleri” serisi devam edecek. Seri yazdığım için uzun zamandır yazmak istediğim bu yazıyı yazamıyordum. Seriye birer hafta arayla devam etme kararı aldığımız için nihayet yazabildim.

Daha çok teknoloji, trend ve istatistik yazabilmek dileğiyle. Hepinize iyi haftasonları dilerim.

  • Pinle
Sosyal Sorumluluk içerisinde yazılmıştır. 1 Yorum